1. #1
    esaRet__ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18.Nisan.2007
    Yaş
    28
    Mesajlar
    306



    Kadızadei Rumi

    Türk matematikçisi ve astronomu.Bursa kadısı Koca Efendi'nin oğlu olan kadızadei rumi (asıl adı Musa Paşa Bin Mahmut Bin Mehmet Bin Selahattin'dir), 1337'de doğdu.Molla Fenari'den matematik ve astronomi dersleri aldı.Çağın ünlü bilim merkezlerinden sayılan Semerkant'a gidip, Uluğ Bey'den yakınlık görerek, Uluğ Bey'in Semerkant'ta kurduğu medreseyi yönetti ve Uluğ Bey'in Zic'i adı verilen astronomi cetvellerinin hazırlanmasına katkıda bulundu.Seyyit Şerif Cürcani'yle tartışmalara girişip, onun Mevakıf (Duraklar) adlı yapıtındaki birçok yanlışı gösterdi.

    Astronomi araştırmaları sırasında matematiğin verilerinden ve ilkelerinden yararlanan ilk bilim adamı oldu.Felsefe konularında akılcı bir tutum benimseyip, matematiksel kesinlik dışında kesin ve genel geçerliliği olan bir gerçeklik tanımadı.İnancın akılla bağdaşmadığını, inanç ile akıl alanlarının farklı olduğunu, bu nedenle inanç alanına giren konularda akılla çözüm aramanın yanlış olduğunu, böyle bir tutumun, aklı inancın hizmetine sokmak anlamına geleceğini öne sürdü.Ali Kuşçu, Fethullah Şirvani, v.b. öğrenciler yetiştirdi.

    Başlıca Yapıtları

    Risale fi İstihrac il-Ceyb Derece Vahide (Birinci dereceden çıkarma üstüne risale), Şerh-i Eşkâl üt-Tesis (Eşkâl üt-Tesis açıklaması), Muhtasar fi'l Hisap (Hesap Özeti)



    SIRRINI VERME! YERİNDE SAYMA! KENDİNİ BEĞENME! SAKIN BOŞ VERME! KİN BESLEME! İHANET ETME! LANET OKUMA! GÜLÜP GEÇME! BEDDUA ALMA! UŞAKLAŞMA! EĞRİLME! PASLANMA! VE ASLA SATILMA!<br />-MEVLANA-

  2. #2
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    42
    Mesajlar
    2,464

    KADI-ZADE-İ RUMİ

    Türk matematikçisi ve astronomudur (1337-1412) Bursa'da tahsilini bitirdikten sonra, kız kardeşinden başka hiç kimseye haber vermeden Horasan'a ve oradan Türkistan'a giderek bilgisini genişletmeye çalışmıştır. Şakaik yazarına göre, bu yolculuk ve gurbette nasıl geçineceğini düşünmeden yola çıkan Kadı-zade'nin kitapları arasına kız kardeşi gizlice mücevherlerini koymak suretiyle bu gayretli ve hevesli matematikçinin yetişmesine yardım etmiştir. Kadı-zade'nin, nakli ilimlerden ziyade, akli ilimlere, özellikle matematik ve astronomiye merak etmiş olduğundan, bu yolculuk ve gurbeti göze almış olması o zamanlar bu ilimlerin Osmanlı ülkesinde pek gelişmemiş olduğunu anlatabilir. Timur'un torunu Uluğ Bey'in (1394-1449) zamanında Semerkant'ta bulunduğu sırada, Semerkant Rasathanesi Müdürü Gıyaseddin Cemşit'in vefatı üzerine, rasathane müdürlüğüne tayin edildiği gibi, Semerkant medresesi başkanlığına da getirilmişti. Kadızade Horasan'da Seyyit Şerif Curcani'den ders almış, fakat Kadızade'nin akli ilimlere karşı bağlılığının fazlalığından dolayı hocasıyla araları açılmıştır. Seyyit Şerif, Kadı-zade için, «matematik ve felsefeye eğilimli bir yaradılıştadır» diye tariz ettiği gibi Kadı-zade de hocası için, «matematikte söz söyleyecek durumda değildir» demiştir. Bu bilginin Semerkant hayatından pek memnun olmakla birlikte memleketini bırakmış olmaktan azap duyduğu Şerhi eşkâl-üt-tesis adlı kitabının önsözünde koyduğu şu beyitten anlaşılıyor:
    "Onlarda (Semekantlılar) kusur yoktur; ayıplanacak olanlar, dostlarını ve yurtlarını bırakmış olan konuklarıdır».
    Semerkant medresesi baş müderrisliğinde bulunduğu sırada Uluğ Beyin sebepsiz yere bir müderrisi azletmesi üzerine evine kapanarak derse gitmeyen Kadı-zade'nin evine bizzat Uluğ Bey gidince dersten çekilmesine, bir müderrisin kendisine sorulmadan azli sebep olduğunu söylemiş ve bu suretle ilmi kurumlara siyasi idarelerin doğrudan doğruya hâkim olamayacağına dair güzel bir ders vermiştir. Bu bilgin hükümdar, hemen hocayı görevine iade ederek, Kadızade'nin gönlünü almıştır
    Rasathane müdürlüğünde bulunduğu zaman hazırlanmakta olan Zic-i Gürgani'nin (Zic-i Uluğ Bey) yazılışına da katılmıştır Kadızade'nîn birçok eserleri vardır. Bunlardan biri Osmanlı medreselerinde okutulan Mahmut bin Ömer-ül Çagminî-ül-Hârezmî'nin (ölm. (1221) El-muhallas fi'l-hey'e adlı heyet kitabına yazdığı şerhtir. Bu şerhin birçok nüshaları İstanbul ve Avrupa kitaplıklarında yazma olarak mevcut olduğu gibi muhtelif tarihlerde Delhi, Lucknow ve Tahran'da da basılmıştır. Bundan başka Şemseddin-i Semerkandî'nin (adının yayılması 1291 sıralarında) Euclides'in Kitab-ül-usul'ün’den geometri öncülleri ve üçgenlerin niteliklerine dair ikinci kitabındaki davalar üzerine kaleme aldığı Eşkâl-üt-tesis'i şerh etmiştir ki, her meşhur olan bu eserin de birçok yazma nüshaları hemen her kitaplıkta bulunduğu gibi İstanbul’da 1268'de taşbasması olarak basılmıştır. Bu basmanın kenarında Mehmed-ül-Hadî adında, yazarın öğrencilerinden birinin de çıkması vardır. Bir de Şehit Ali Paşa kitaplığında (No. 1992) bir mecmua içinde 55 yapraklı Muhtasar fi'l-hisab adlı Arapça bir eseri daha vardır ki, birinci kısmı aritmetik, ikinci kısmı cebir ve denklemler, üçüncü kısmı ölçmelerden ibarettir. Eserin sonunda bir de şerhi varsa da bunu yazanın ismi görülmez. Salih Zeki Bey, bu eseri Kadı-zade'nin Türkistan'a gitmeden önce yazdığını, çünkü üzerinde, yazan olarak yalnız Allâme Salâhaddin Musa denilmiş bulunduğunu iddia etmektedir; herhalde bu eser o zaman için faydalı ve anlaşılması kolay bîr aritmetik kitabıdır. Fakat Kadı-zade'nin en orijinal eseri hiç şüphesiz kî, Risale fi istihrac-il-ceyb derece vahide adiyle Gıyaseddin Cemşid'in yazdığı kitaba hazırladığı şerhidir.
    Kitabın adı şerh olmasına rağmen Kadı-zade bu eserinde bir derecelik yay sinüsünün hesabı usulünü yazardan daha iyi ve daha basit bir şekle sokmuştur. Bu eser yazarın adını taşımaz; fakat kendisinin torunu, Beyazıt II. devri matematikçi ve astronomu, Mirim Çelebi'nin bu eserden bahsederken «ceddim Kadı-zade'nin yazdığı risale» diye anmasına ve aktardıklarının aynen o risaleden alınmış olmasına göre, eserin yazarı Kadı-zade-i Rumî olacaktır. Eserde bir derecelik yay sinüsünün, yarıçap l olarak alındığına göre. 0,017452406437 olduğu gösterilmektedir.
    Merhum Salih Zeki Bey bu yazardan bahsederken zamanının en ciddi ve gerçek bir astronomu olduğunu ve eserlerinde o zamanlar pek makbul olan nücum ilmine (astrologie) ait bir satır bile bulunmadığını överek söyler; bunun için Kadı-zade'yi Osmanlı Türklerinin birinci gerçek astronomu ve matematikçisi saymaya hakkımız vardır. O zamanki Doğu dünyasında kendisine bir isim yapan bu bilgin, tahsilini Horasan ve Türkistan'da tamamladıktan sonra, asıl memleketine dönmüş olsaydı, Osmanlı ülkesinde müspet ilimlerin daha canlı bîr gidiş almış olacağı tahmin edilebilir. Ama Kadı-zade'nin Türkistan'da yetiştirdiği iki öğrencisi sonradan Türkiye'ye gelerek, matematik ve astronomi ilmîni yaymışlardır. Bunlardan biri Fethullah Şirvanî, öteki Ali Kuşçu'dur.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

Bu Konu için Etiketler

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Giriş