1. #1
    telleyay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10.Ocak.2008
    Yaş
    41
    Mesajlar
    67



    Bugün ülkemizde maalesef bize yapılanlar unutulmuş, yada biz Türkler kendi soydaşlarımıza, bize yapılanlara yabancılaşmışız. Bazen düşünüyorum da beynimizin güzel bir özelliği vardır (Allah tarafından kuşkusuz verilmiş) kötü olayları hafızamızdan siler; asaletimizden belki de...Fakat unutmayanlar yada olmayanı olmuş gibi gösterenler bugün ecdadımızı sanık sandalyesinde yargılamaya çalışıyorlar.Üzülüyorum ve üzüntümü sizinle paylaşmak için aşağıdaki yazıyı eklemeyi uygun gördüm.Tarih elbette gereken cevabı Allah'ın izni ile verecektir.Hepsinin ruhu şad olsun.

    Türk Dünyası'nın yaşayan en büyük şairlerinden, Bahtiyar Vahapzade'nin kaleminden 19-20 ocak 1990 "Kanlı Yanvar" olayları:

    16 ocak 1990… Akşam vakti bahçeden yükselen “Allah-u Ekber” sesini duyunca
    balkona çıktım. Son 20 yıldır abidelerin korunması idaresine çevrilmiş ve bize komşu olan caminin minaresine 5-6 gencin çıktığını gördüm. Ellerinde milli cumhuriyetimizin üç renkli bayrağı dalgalanıyordu. Bu gençler, atamız Mehmet Emin Resulzade’nin yükselttiği bayrağı minareye dikerek, “Allah-u Ekber” diye bağırmaya başladılar. Onlar 20-25 yaşlarındaydı. İlahi!

    Üç renkli milli bayrağımızın mevcudiyetini onlar nereden biliyorlardı? “Allah-u Ekber”i yüreklerine nakş edenlerin dilleri kesildiği zaman dünyaya gelen bu gençler bu mukaddes kelamın sırrını ve gücünü nereden biliyorlardı? Kulaklarının duymadığı, gözlerinin görmediği ve dillerinin söylemediği üç renkli bayrak, Mehmet Emin ruhu ve“Allah-u Ekber” nidası onların hafızasında yaşıyor ve onları gizli bir ateş gibi içeriden yakıyormuş. Bu ilahi sırra nasıl hayret etmeyesin, İlahi?

    “Ruhumun senden İlahi, budur ancak emeli:
    Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli,
    Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli
    Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli!”


    19 ocak 1990 tarihinde gece saat 12’de en modern silahlarla donatılmış ordu Bakü’ye girdi ve çıplak ellerle toprağımızı savunmak isteyen oğullar ve kızlarımızı kana boyadı. İki yüz yıla yakın bir zamandan beri toprağımızdan emip götürdükleri kızıl (altın) petrolle birlikte, kızıl kanımızı da akıttılar. Toprağımızın bütünlüğünü korumak isterken öldürülen çiçeği burnundaki gençler, kız ve gelinlerimizin günahı neydi? Vatan toprağını sevmek, onu korumak dileği ne zamandan beri günah sayılıyor?

    40-45 yıl önce şimdi sizin ellerinizde şehit olan gençlerin babaları Rus topraklarını korumak için can vermediler mi? Babalarımızın o zaman size yaptıkları hizmetin ve fedakarlığın karşılığını böyle mi ödeyecektiniz: 200 yıldan beri senin kölen oldum, hizmetçin oldum. Allah’ın bütün günlerinde senin için çalıştım, sana canım ve kanım pahasına petrol verdim! Yetiştirdiğim ürünlere hasret kalıp onları sana gönderdim. Sayemde dünyanın en kudretli devleti oldun, dünyaya meydan okudun, ülkeleri korkuttun. Tank paletleri altında ezilmek mi idi iyiliğimin karşılığı? Biz bu sistemi kabul ettik, ama Allah kabul etmesin!

    Beni “egemen” devlet olarak ilan etmen bir yıl dahi olmadı. Ne çabuk sözünden caydın?Ne çabuk egemenliğime son verdin?

    Sen ne zaman imzaladığın antlaşmalara, verdiğin sözlere sadık kaldın ki, buna da sadık kalasın? Zamanın tabi ve kanuni hükmüne boyun eğerek esir milletlere cüzi de olsa hürriyet vermeğe mecbur kalmıştın. Geçici hürriyetten faydalanıp kaldırdığımız kafayı ne çabuk ezdin!

    Yok başka türlü de olamazdı. Çünkü gaddarlık ve zalimlik senin tabiatındadır. Kendi tabiatına nasıl zıt hareket edebilirsin?

    O kanlı Cumartesi gecesi, Azeriler bin yıllık kahramanlık tarihini dünyaya yeniden gösterdiler. O, kendi varlığını bir daha ispat etti. O, bu milletin hürriyet için ölmeğe hazır olduğunu gösterdi. Böylelikle bu gençler halkımızı ölüm sınırının diğer yakasına geçirdi. Ölüme hazır olmayan millet hürriyetini kazanamaz!


    Bakü’deki en büyük kayıp, Bakü girişinde 11. Kızıl Ordu için yapılan abide yakınında cereyan etmiştir. Bu gün Azeriler abide üzerine siyah bayrak astılar, etrafına ise her gün taze karanfil koyuyorlar. Bununla yüreklerindeki nefret ateşini söndürüyorlar. 28 Nisan 1920 tarihinde Azerbaycan’ı işgal eden Kızıl Ordu, 20 ocak 1990 tarihinde yeniden işgal etti ve onun adına dikilmiş abide önünde yeniden halkımızın kanını akıttı. Böylelikle de adına layık iş yaparak “işgalci ve sömürücü” kimliğini bir kez daha ortaya koymuştur.

    O kanlı Cumartesi gecesi yüreğimize öyle bir dağ çektiler ki, bu yaranın acısı yüzyıllar boyu devam edecektir. Saldırganların barbarlığı ve vahşeti asla hafızalarımızdan silinmeyecektir. Takvimlerde “19 Ocak” günü siyah harflerle yazılacak ve gelecek nesiller bu rakamı uğursuz bir hatıra olarak hafızalarında saklayacak, tarih boyunca katillere lanet okuyacaklardır. Sen herhalde bunu unuttun? Ama yüreğimizde açtığın yarayı bize hiçbir zaman unutturamayacaksın!

    Ne adavet (kin, düşmanlık) ne gerçek
    Vallah yoktu o gece
    Zulüm zalim eliyle
    Hak’kı boğdu o gece!

    Tunç zirehli (zırhlı) yılanlar
    Döktü kırmızı kanlar.
    Hakikati yalanlar
    Künce sıktı (köşeye sıkıştırdı) o gece!

    Kime deyim derdimi?
    Gaspkar (zorba) namerde mi?
    Yetmiş yılın dert gamı
    Gözden aktı o gece!

    Analar amanından
    Sineler oldu şan-şan (parça parça)
    Şehitlerin kanından
    Şimşek çaktı o gece!

    Ne diyek bu vahşete,
    Bu zulme, bu dehşete?
    Allah bu musibete
    Nasıl baktı o gece!


    Kanlı Cumartesi gecesinden bir gün sonra, yani Ocak’ın 20’sinde Gorbaçov’a şu telgrafı çektim:

    “Gorbaçov cenapları;
    Azeriler, şimdi bir İslam Cumhuriyeti kurmak sevdasına düşecek bir millet değildir. Bu akıttığın kanlara hak kazandırmak için uydurduğun bir iftiradır. Sen, bunu çok iyi biliyorsun, ellerin ve vicdanın milletimin kanına boyanmıştır.

    Cellat Stalin’in işlemediği cinayetleri işledin, tarih bu büyük günahını asla affetmeyecektir. Milletimin kanını akıttıktan sonra ona başsağlığı mesajı göndermen ise dehşetli bir iki yüzlülüktür. Senin başkanlık yaptığın partiden ayrılmayı kendim için bir şeref sayıyorum.”


    Bahtiyar Vahabzade olayların hemen ertesinde Kazak Türklerinin dünya çapındaki devlet ve bilim adamı Oljas Süleyman’a telefon ederek Bakü’ye gelmesini rica eder. Süleyman hemen Bakü’ye gelir ve birlikte şehri gezerler.

    Vahabzade şehirde duyduğu bir söylentiyi aktarıyor:

    “Söylenenlere göre, Cumartesi günü Azerbaycan doğum evlerinde dünyaya göz açan her 10 çocuktan 8’i erkektir. Allah’ın bu mucizesi karşısında şaşıp kalmamak imkansızdır. Allah o gece ölen gençlerimizin yerini doldurdu. Çünkü, Allah bizimledir. Hak nerdeyse, Allah da ordadır!

    Namerd güllesine kurban giderken
    Gözünü sabah dikti şehitler.
    Üç renkli bayrağı öz kanlarıyla,
    Vatan göklerine çekti şehitler!

    O şenbe gecesi, o getl günü
    Mümküne dönderdik çok namümkünü.
    Halkın kalbindeki korku mülkünü
    O gece dağıtıp söktü şehitler!

    Tarihi yaşatıp dileğimizde
    Bir yumruğa döndük o gece biz de.
    Yıkıp köleliği, yüreğimizde
    Cesaret mülkünü dikti şehitler!

    Zalim öğünmesin zulümleriyle
    Bin bir böhtanıyla (iftira)bin bir şerriyle
    Hakikat uğrunda ölümleriyle
    Ölümü kamına çekti şehitler!

    Onlar susturulan hakkı dindiler (işittiler)
    Karaca toprağı kıymetlendiler (kıymetlendirdiler)
    Donan vicdanları gayretlendiler (gayrete getirdiler)
    Ahı, el gayreti çekti şehitler!

    İnsan, insan olur öz hüneriyle
    Millet, milet olur hayr-ı şerriyle
    Toprağın bağrını cesetleriyle
    Azadlık tohumu ekti şehitler!

    Türk Gündem



    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  2. #2
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    47
    Mesajlar
    734

    Azerbaycan Türkleri’nin bağımsızlığa giden yollarında hep kanlı ve zorlu engeler olmuştur. Bunlardan biri de 20 Ocak 1990 katliamıdır.

    Şu kanlı gecede meydana gelen olayların ardından baş veren gelişmeler 1991 yılında bağımsızlığa giden yolu açmış, Azerbaycan tarihinde (1918-1920 arası hariç) bağımsız bir devlet kurulmasını sağlamıştır. 19 Ocak gecesi Bakü'de bağımsızlık, isteyen Azerbaycan halkının üzerine tanklarla yürüyen Sovyet ordusu birlikleri silahsız, ellerinde kendilerini savunaca hiç bir şey olmayan Azerbaycanlı direnişçileri ezmiş, gerilerinde aralarında kadın ve çocuklarında olduğu yüzlerle ölü ile çok sayıda yaralı, kayıp insanlar bırakarak artık söndürülmesi imkansız olan bağımsızlık ateşini ateşlemişti. Eski Lenin (şimdi - Azatlık) meydanında toplanan yüzbinlerle insanın omzunda bugünkü “Şehitler Hıyabanı’n” getirilerek defnedilen 20 Ocak şehitleri o gün bu gündür Azerbaycan'ın bağımsızlığının simgesi haline gelmişler. İnsanlar her yıl 20 Ocak günü sabahın erken saatlerinden itibaren kırmızı karanfillerle şehitler hıyabanına yürüyen yüz binler gözyaşları içinde ellerindeki karanfilleri dualarla fatihalarla mezarlara bırakarak yâd ederler. 20 Ocak katliamı bir korku filminin hayata geçmiş haliydi. Öyle kanlı sahneler yaşanmıştı ki, kalemler bunu anlatmaya yetmez.

    20 Ocak’a giden sürec Azerbaycan halkının kendisine Ermeni saldırısı ve Moskova’nın adaletsiz tutumuna yonelik gelişmeler işıgında sekillenmistir. Bu katliam ermenilerin Karabağ’ın Cıdır Düzü’ndeki ağaçları keserek fabrika yapma kararlarından ardından gelişen olayların sonucunda Azerbaycan’daki siyasi gelismelerin Ocak 1990’da durumu daha da gerginleştirdiği noktada yapılmıştır. Böyle bir durumda, SSCB Yuksek Sovyeti Prezidyumu (Başkanlık Divani)’nun 15 Ocak 1990 tarihli “DKÖB ve Bazı Bölgelerde Olağanüstü Hal İlan Etme” kararı, özellikle de bu kararın 7. maddesinde Azerbaycan SSC Yüksek Sovyet'ine uygulamanın kapsamını Bakü ve Gence illerine genişletme önerisinde bulunması Azerbaycan halkı tarafından adaletsiz olarak değerlendirilmiş ve tepkiyle karşılanmıştır.

    Halkın arabalarla Bakü şehrinin giriş yollarını ve şehirdeki askeri birlik yerleşim bölgelerini barikatlarla kuşatma altına alması üzerine o sırada Bakü'de bulunan SSCB Yuksek Sovyet'ni oluşturan iki meclisten biri olan Birlik Sovyet'inin Başkanı Primakov, SSCB Komunist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Grienko ve SSCB Komunist Partisi Şube Müdürü Mihayılov kamuoyuna Bakü'de olağanüstü hal ilan edilmeyeceğini açıklamışlardır.

    Bu sırada Azerbaycan Halk Cephesi (AHC) yönetimi Moskova'nin 15 Ocak karının Azerbaycan halkına hakaret anlamına geldiğini ve kararın Cumhuriyetin egemenliğine aykırı olduğunu ifade ederek Azerbaycan Yüksek Sovyet'ini olağanüstü toplantıya çağırmıştır. 17 Ocak’ta halka duyurulan bu çağrıda, ayrıca, barikatların kaldırılmasi ve şehirde olağanüstü hal uygulanmaya çalışılması durumunda karşı koymaması istenmiştir. Bu gelişmeler üzerine, Sovyetler Birliği’nin Azerbaycanı kaybetmesi ihtimali artınca son care olarak SSCB Yuksek Sovyeti Prezidyumu 19 Ocak’ta “Bakü Kentinde Olağanüstü Hal İlan Etme” karari almiştır.

    19 Ocak saat 19.27'de Azerbaycan televizyonunun, daha sonra ortaya çıktiğı üzere, SSCB KGB'si tarafından bombalanması sonucu 20 Ocak saat 24.00'den (Türkiye saatı ile 22.00) itibaren geçerli olacak bu karar konusunda halk bilgilendirilememiştir.

    Sovyet Ordusunun 20 Ocak’ta ateşli silah kullanarak Bakü'ye ve Azerbaycan'ın diğer bölgelerine girişi sonucunda resmi açıklamalara göre 133 kişi ölmüş, 611 kişi yaralanmış, 841 kişi gözaltına alınmış ve 5 kişi kaybolmuştur.

    Sovyet ordusu’nun Azerbaycan’ı ihlalinden önce Bakü’de bulunan hastaneler, acil servisler boşaltılmıştır. Askerler halka karşı çok acımasızca davranmış, kadın, çocuk demeden önlerine geçen herkesi kurşunlamışlar. Hatta, askerler yaralılara, onlara yardım eden acil servis doktorlarına, hemşirelere bile kurşun atmışlar. Askerlerin kurşunundan yalnız sokaktaki insanlar değil, dışarı çıkmayıp evinde oturan kadın ve çocuklar da yaralanmış, vefat etmişler.

    Şahitler 20 Ocak gecesi Bakü’ye giren askerler arasında bir zamanlar Bakü’de yaşamış ermenilerin olduğunu da söylüyorlar. Bunun haricinde askerlerin büyük çoğunluğu genç değilmiş. Özellikle Sovyetler Birliği’nin ermenilern büyük ağırlıkta olduğu bölgelerinde yaşayan ve zamanında askerlik yapmış yedeklerden teşkil edilipmiş.

    20 Ocak katliamının ardından, AHC liderleri Tofig Gasimov, Vurğun Eyubov, Necef Necefov ve milletvekilleri Anar ve Bahtiyar Vahabzade’nin çabaları ile 21-22 Ocak tarihlerinde olağanüstü toplanan Azerbaycan SSC Yüksek Sovyeti olağanüstü hal uygulamasının durdurulması ve ordunun Bakü’den çıkarılmasını istemiştir. Azerbaycan SSC Yuksek Sovyeti 20 Ocak katliamını soruşturmak için bir 16 kişilik parlamento komisyonu oluşturmuştur. Komisyon Ocak 1992'de yayinladığı nihai raporunda bunun Azerbaycan Türklerine karşi agır bir suç olduğunu, esas gayesinin Azerbaycan’ın bağımsızlığının önlenmesi olduğunu belirtmiştir. Raporda dönemin SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov, Savunma Bakanı Orgeneral Yazov, SSCB KGB Baskanı Kryuckov, İçişleri Bakanı Bakatin ve diğer üst düzey Sovyet yetkililerin bu katliamdan zincirleme olarak sorumlu oldukları sonucuna yer verilmiştir. Ayrıca Bakü katliamından bu kişilerle beraber totaliter komunist sistem, SSCB Komunist Partisi oligarsi liderliği, KGB, İçişleri Bakanlığı ve devlet propaganda makinesi esas suçlular olarak değerlendirilmiştir.

    Dr. Eldeniz ABBASLI,

    Bağımsız Araştırmacı, Gazeteci, Avrasya Yazarlar Birliği üyesi,

    Karabağ Savaşı Malul Gazisi.

    Bakü/Azerbaycan.
    Kaynak:efrasyap
    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

  3. #3
    telleyay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10.Ocak.2008
    Yaş
    41
    Mesajlar
    67

    Sayın Raltar beg, kıymetli yazar Dr. Eldeniz Beg bu yazıyı bana da göndermişdi. (bir toplantı vesilesi ile kendisi ile tanışmıştım) Ben ekleme hususunda tereddüd ettim, yanlış anlaşılacağından değil elbette; şimdi burada, sizin elinizle eklenmiş olması beni çok mutlu etti.Teşekkür ederim.
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

Bu Konu için Etiketler

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Giriş