'BEN HALİÇ'den ..
"BİR Zamanlar KAĞITHANE(SADABAD)...KISACA


Nusret Karaca

....

“Emniyettepe’den Sadabad nasıl mı görünüyor dersiniz? Eskiden mi, şimdi mi? Çamların arasından askeri kışla gözüküyor. Zaman hızla akıp gitmiş. Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin geçici barınakları, asırlık çınar ağaçları… 18.yy ve Lale Devri. Kaç çocuk yaşar ki hepsini bir arada?”



EVLİYA ÇELEBİ'DEN KÂĞITHANE ÇAPKINLARI

“Tatil günlerinde sandala binen nice pir-û elvân aşık sadıklar bu meserret yerine gelir eğlenirler, bazı canlar nehre girip şinaverlik ederler. Nehrin iki tarafındaki ağaçların kökleri suyun içinde balık ağına dönmüştür. Bazı canların ayaklarına o kökler takılır.

‘Hay beni deniz perisi tuttu!..’ diye feryad ü figan edip korkusundan boğulur nice bin dilberler gülpembe vûcud-u nazeninlerini bindikleri İbrişim futalara sarup, mahiler gibi dalgıçlık ederler. Burada saz ve sözün hadd ü payanı yok.”



EDMONDO DE AMİCİS (İtalyan Yazar) ve BİR TATİL

GÜNÜ KÂĞITHANE

“Yaldızlı süslü kayıklar, muhteşem arabalar, ardı arkası kesilmeyenler geliyor, bu renkler denizine yenileri dökülüyor. Bu gölge ve yeşillik ortasında şarkılar, saz nağmeleri ve çocuk sesleri işitilir. Buradaki kalabalığa, müthiş kaynaşmaya rağmen bir erkekle bir kadını birbirlerine aşıkane bakarken, tebessüm ederken, her hangi kurnaz bir işaretle işaretleşirken yakalamak imkânsızdır. Burada bambaşka bir dil vardır. Türk kadınları bu dilde çok mahirdirler. Meyveler, çiçekler, otlar, tüyler, taşlar Türk kadınının konuşmayan ve fakat her şeyi bütün açıklığı ile ifade eden sembolik kelimeleridir.”



NEDİM'DEN



Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâşâde

Gidelim serv-i revânım, yürü Sâdâbâd'e



İşte üç çifte kayık iskelede âmâde,

Gidelim Serv-i revanım yürü Sâdâbâd'e...



Gâh varup havz kenarında hırâman olalım

Gâh gelûp kasr-ı cinân seyrine hayrân olalım



Gâh şarkı okuyup, gâh gazelhan olalım

Gâh serv-i revânım, yürü Sâdâbâd'e...



……………



Kanuni döneminde Kâğıthane'ye duyulan ilgi, oranın güzel bir mesire alanı olmasındandır. II. Selim ve III. Ahmet döneminde de bu ilgi sürmüştür. Kâğıthane Deresi'nin kıyılarına mermer rıhtımlar yapılmış, kasırlar inşa edilmiştir. Yirmisekiz Çelebi Mehmet'in Versailles planlarına göre çok sayıda kasır inşa edilmiştir.

....

1718-1730 arası Kâğıthane Çevresi'nde “Lâle Devri” yaşanmış, ancak Patrona Halil İsyanı ile bütün şatafat sona ermiştir. Şair Nedim en güzel şiirlerini bu bölge için yazarken, Evliya Çelebi Lâlezar Mesiresi'nde “Lâle-i Günagun”dan söz etmiştir (Kâğıthane Lâlesi).

Evliya Çelebi, Kâğıthane Deresi'nin iki kenarının çınar ve kavak ağaçlarıyla dolu olduğunu yazar.

......................

Mahşer olmuş Sahn-ı Kâğıthane dünya bundadır

Cennete dönmüş güzellerle temaşa burdadır



NEDİM

.............................

Yılların değişimiyle Kâğıthane'nin de eski özelliği kalmadı. Çingene kadınlarının yeşil sazlardan yaptıkları, sivri uçlu Kâğıthane külâhları da tarihe karıştı.

Osmanlılar ilk basımevinin kurulduğu Kâğıthane'yi Bizanslılardan almışlardır. Burada yapılan kâğıtlara “İSTANBULİN” adı verilmiştir.

Büyük Türk düşünürü Ebussuud Efendi ünlü tefsirini bu semtte (Karaağaç yalısı) kaleme almıştır.

İran'dan, Hindistan'dan, Yemen’den, Arabistan'dan Kâğıthane'ye seyyahlar gelirdi. Ticaret kervanları yüklerini burada açarlardı. Haliç'in Altın boynuzlarından biri olan Alibey Deresi ve çevresi de daha çok mısır tarlalarıyla ünlüydü. Zamanla özellikle Balkan göçmenlerinin yerleşme alanı oldu. Gecekondular ve fabrikaların yoğunlaştığı bir bölge olan Alibeyköy 1970-1980 arası önemli işçi hareketlerine sahne oldu. Silâhtarağa'daki Elektrik Santrali kentin elektrik ihtiyacını sağlayan önemli bir kuruluştu.

Alibeyköy şimdi Anadolu'nun değişik yerlerinden göç almış durumda. 1980 sonrası Haliç (Altın Boynuz) değişik bir görünüme, estetiğe kavuşurken, sosyo-ekonomik yapı birçok kişi için değişmedi. Özellikle değişim öncesi o bölgenin sıkıntısını en çok çekenler… Bölge güzelleştikçe ilgi odağı oldu. Gecekonduların yavaş yavaş toplu konut alanlarına dönüştüğü yeni bir “Haliç” görüntüsü ekleniyor tarihin “Haliç”ine.

.....

Bir Zamanlar kuyumcular için Kâğıthane semtinde binlerce çadır kurulurmuş. Saraçlar ise yirmi senede bir yirmi gün süren eğlenceler düzenlerlermiş… Ve şimdi ne Nedim’in şiirleri, ne sandal sefaları, ne de eğlenceler kaldı o dönemden… Yepyeni bir çehreye büründü Kâğıthane. Gidip görmek, geçmişten günümüze bir yolculuk yapmak gerek.

....

“Hasköy Ortaokulu günlerim. Okul çıkışları futbol oynadığım Aynalıkavak sahası. O Zamanlar harabe durumdaki şimdiki Rahmi Koç Müzesi’nin bulunduğu yerde misket oynuyorum. Hafta sonu ise ver elini Pera. Baba parasıyla saltanat.”(*)



(*)BEN HALİÇ(Nusret Karaca) 2010







Nusret Karaca
11:17 (5 saat önce)
Zamanlar Kağıthane (Sadabad)
Zamanlar Kağıthane (Sadabad)
Alıcı: Sadece Üyeler Linkleri Görebilir... , Nusret, ben
Zamanlar Kağıthane (Sadabad)











'BEN HALİÇ'den ..

"BİR Zamanlar KAĞITHANE(SADABAD)...KISACA


Nusret Karaca

....

“Emniyettepe’den Sadabad nasıl mı görünüyor dersiniz? Eskiden mi, şimdi mi? Çamların arasından askeri kışla gözüküyor. Zaman hızla akıp gitmiş. Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin geçici barınakları, asırlık çınar ağaçları… 18.yy ve Lale Devri. Kaç çocuk yaşar ki hepsini bir arada?”



EVLİYA ÇELEBİ'DEN KÂĞITHANE ÇAPKINLARI

“Tatil günlerinde sandala binen nice pir-û elvân aşık sadıklar bu meserret yerine gelir eğlenirler, bazı canlar nehre girip şinaverlik ederler. Nehrin iki tarafındaki ağaçların kökleri suyun içinde balık ağına dönmüştür. Bazı canların ayaklarına o kökler takılır.

‘Hay beni deniz perisi tuttu!..’ diye feryad ü figan edip korkusundan boğulur nice bin dilberler gülpembe vûcud-u nazeninlerini bindikleri İbrişim futalara sarup, mahiler gibi dalgıçlık ederler. Burada saz ve sözün hadd ü payanı yok.”



EDMONDO DE AMİCİS (İtalyan Yazar) ve BİR TATİL

GÜNÜ KÂĞITHANE

“Yaldızlı süslü kayıklar, muhteşem arabalar, ardı arkası kesilmeyenler geliyor, bu renkler denizine yenileri dökülüyor. Bu gölge ve yeşillik ortasında şarkılar, saz nağmeleri ve çocuk sesleri işitilir. Buradaki kalabalığa, müthiş kaynaşmaya rağmen bir erkekle bir kadını birbirlerine aşıkane bakarken, tebessüm ederken, her hangi kurnaz bir işaretle işaretleşirken yakalamak imkânsızdır. Burada bambaşka bir dil vardır. Türk kadınları bu dilde çok mahirdirler. Meyveler, çiçekler, otlar, tüyler, taşlar Türk kadınının konuşmayan ve fakat her şeyi bütün açıklığı ile ifade eden sembolik kelimeleridir.”



NEDİM'DEN



Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâşâde

Gidelim serv-i revânım, yürü Sâdâbâd'e



İşte üç çifte kayık iskelede âmâde,

Gidelim Serv-i revanım yürü Sâdâbâd'e...



Gâh varup havz kenarında hırâman olalım

Gâh gelûp kasr-ı cinân seyrine hayrân olalım



Gâh şarkı okuyup, gâh gazelhan olalım

Gâh serv-i revânım, yürü Sâdâbâd'e...



……………



Kanuni döneminde Kâğıthane'ye duyulan ilgi, oranın güzel bir mesire alanı olmasındandır. II. Selim ve III. Ahmet döneminde de bu ilgi sürmüştür. Kâğıthane Deresi'nin kıyılarına mermer rıhtımlar yapılmış, kasırlar inşa edilmiştir. Yirmisekiz Çelebi Mehmet'in Versailles planlarına göre çok sayıda kasır inşa edilmiştir.

....

1718-1730 arası Kâğıthane Çevresi'nde “Lâle Devri” yaşanmış, ancak Patrona Halil İsyanı ile bütün şatafat sona ermiştir. Şair Nedim en güzel şiirlerini bu bölge için yazarken, Evliya Çelebi Lâlezar Mesiresi'nde “Lâle-i Günagun”dan söz etmiştir (Kâğıthane Lâlesi).

Evliya Çelebi, Kâğıthane Deresi'nin iki kenarının çınar ve kavak ağaçlarıyla dolu olduğunu yazar.

......................

Mahşer olmuş Sahn-ı Kâğıthane dünya bundadır

Cennete dönmüş güzellerle temaşa burdadır



NEDİM

.............................

Yılların değişimiyle Kâğıthane'nin de eski özelliği kalmadı. Çingene kadınlarının yeşil sazlardan yaptıkları, sivri uçlu Kâğıthane külâhları da tarihe karıştı.

Osmanlılar ilk basımevinin kurulduğu Kâğıthane'yi Bizanslılardan almışlardır. Burada yapılan kâğıtlara “İSTANBULİN” adı verilmiştir.

Büyük Türk düşünürü Ebussuud Efendi ünlü tefsirini bu semtte (Karaağaç yalısı) kaleme almıştır.

İran'dan, Hindistan'dan, Yemen’den, Arabistan'dan Kâğıthane'ye seyyahlar gelirdi. Ticaret kervanları yüklerini burada açarlardı. Haliç'in Altın boynuzlarından biri olan Alibey Deresi ve çevresi de daha çok mısır tarlalarıyla ünlüydü. Zamanla özellikle Balkan göçmenlerinin yerleşme alanı oldu. Gecekondular ve fabrikaların yoğunlaştığı bir bölge olan Alibeyköy 1970-1980 arası önemli işçi hareketlerine sahne oldu. Silâhtarağa'daki Elektrik Santrali kentin elektrik ihtiyacını sağlayan önemli bir kuruluştu.

Alibeyköy şimdi Anadolu'nun değişik yerlerinden göç almış durumda. 1980 sonrası Haliç (Altın Boynuz) değişik bir görünüme, estetiğe kavuşurken, sosyo-ekonomik yapı birçok kişi için değişmedi. Özellikle değişim öncesi o bölgenin sıkıntısını en çok çekenler… Bölge güzelleştikçe ilgi odağı oldu. Gecekonduların yavaş yavaş toplu konut alanlarına dönüştüğü yeni bir “Haliç” görüntüsü ekleniyor tarihin “Haliç”ine.

.....

Bir Zamanlar kuyumcular için Kâğıthane semtinde binlerce çadır kurulurmuş. Saraçlar ise yirmi senede bir yirmi gün süren eğlenceler düzenlerlermiş… Ve şimdi ne Nedim’in şiirleri, ne sandal sefaları, ne de eğlenceler kaldı o dönemden… Yepyeni bir çehreye büründü Kâğıthane. Gidip görmek, geçmişten günümüze bir yolculuk yapmak gerek.

....

“Hasköy Ortaokulu günlerim. Okul çıkışları futbol oynadığım Aynalıkavak sahası. O Zamanlar harabe durumdaki şimdiki Rahmi Koç Müzesi’nin bulunduğu yerde misket oynuyorum. Hafta sonu ise ver elini Pera. Baba parasıyla saltanat.”(*)



(*)BEN HALİÇ(Nusret Karaca) 2010

Fotoğraf:Pinterest