İLK DENİZALTILARIMIZ GELİYOR

25 Temmuz 1885 tarihinde Londra'dan Osmanlı Bahriye Nezareti'ne bir mektup postaya verilir. Mektubu gönderen kişi ünlü İsveçli silah üreticisi Nordenfelt'tir. Mektupta inşa ettiği denizaltının Kopenhag yakınlarında bir dizi "resmi deneyleri"nin yapılacağı ve eğer Bahriye Nezaretinden bir görevli bu denemelerde hazır bulunmayı arzu ederse, denemelerin zamanını ona göre ayarlayacağı belirtilmektedir. Hazır olabildiği takdirde denizaltı denemelerinin Ağustosun ilk veya ikinci haftasına yatişeceği de kaydedilmiştir.

Gerçi denemeler ancak o yılın Ekim ayında yapılabilmiştir ama gerçekten de çoküst düzeyde bir katılım olmuştur: Rus çarı ve çariçesi, Danimarka Kral ve Kraliçesi, Galler Prensi ve Prensesi... Japonya'dan Brezilya'ya kadar hemen her ülkeden (yaklaşık olarak 35 kişi) askeri temsilcilerin katıldığı denemelerde Osmanlı Devleti'ni eski Berlin ataşenavalı(deniz ateşesi) Binbaşı Halil Bey temsil etmiştir. Sonuçta Nordenfelt 1 gemisi, Yunanlılarca bir süre ayrıca tecrübe edildikten sonra satın alınmış ve bir numaralı denizaltı savaş gemisi Yunan bahriyesine nasp olmuştur. Halil Bey'in İstanbula gönderdiği raporda ise denizaltının şu haliyle kullanılmasının maksada kafi olmadığı, tadile muhtaç bulunduğu, sürati artırılır, gerekli torpidolarla donatılır, satın alan devlet tarafından eksikleri tamamlanırsa, dahası, pek çok tecrübeden geçirildikten sonra, ancak bu şartlarla kullanımına uygun hale gelmiş olacağı belirtilmiştir.

Ne varki, İstanbulda denizaltılara fena halde merak salmış olan zat, Sultan II.Abdülhamid'dir ve ne yapıp edip bu yeni icadı Osmanlı donanmasına kazandırmakta kararlıdır. Kararlıdır, çünkü Abdülhamid'in tehdir algılamasına göre, o yıllarda ilişkilerin gergin olduğu Yunanlıların bu ilk denizaltı gemisini satın almaları, Osmanlı ticaret ve savaş gemileri için potansiyel bir tehlike anlamına gelmektedir. Onlara bir gözdağı vermek şart olmuştu.
Başbakanlık Arşivi'nde bulunan 1302 tarihli bir irade-i Seniyyede hiçbir devlette şimdiye kadar emsali olmayan ilk denizaltı gemisinin Yunanlılarca satın alındığı ve aynı geminin eksikliklerinin giderilmiş ve bir değil, üç torpido atacak cinsten iki denizaltının tanesi 11 bin sterlinden satın alındığı belirtilmektedir. Bu acelenin sebebi olarak İngiltere'nin teşvikiyle kısa bir sürede Yunanlıların Osmanlıya karşı hücuma geçeceğinin kati oluşu gösterilmektedir. Ancak Yunanlılar, Osmanlı kuvvetleriyle karadan başa çıkamayacaklarını bildiklerinden, demektedir Abdülhamid, denizde sahil, Ege adaları ve Selanik cihetine gidecek nakliye gemilerimize ve donanmamıza müdahale edip onlara darbe vuracaklardı. Vesika Abdülhamid'in deniz kuvvetlerine verdiği önem ve "müsbet anlayışı"nı göstermesi açısından da büyük bir değer taşımaktadır.

Bununla birlikte Yunan tehdidinin, Padişah'ı bu konuda karar vermeye iten bir olaylar zincirini tetiklediğini söylemek mümkündür. yani Yunanlıların ilk denizaltı gemisini satın almaları zaten tetikte bekleyen Abdülhamid yönetimini harekete geçirmiş ve sonra da arkası gelmiştir. Aslında ilk adımın Nordenfelt'in yukarıda özetini sunduğumuz mektubuyla atıldığı anlaşılıyor.

Konstantun Zhukov ve Aleksandr Vitol adlı iki Rus araştırmacının ortaya koyduğu çerçeveden hareketle Abdülhamid'in devizaltı gemilerini donanmamıza kazandır ma çabasının arkaplanını açıklayabiliriz. Bunlardan birincisi siyasi arkaplandır.

DENİZALTILARA UZANIRKEN

1885, İngiliz ve Rus imparatorlukları arasındaki gerilimin tırmandığı yıldır. Çar III.Aleksandr(1881-1894) yönetimindeki Rusya, Afgan kuvvetleriyle bir çatışmaya girmiştir. Bunun üzerine İngiltere, bölgedeki bütün insiyatifin Rusya'nın eline geçeceğinden korkarak Kafkasları işgal etmek üzere harekete geçecektir. İngiltere'nin saldırısı karşısındakıyılarını koruyamayacağını ve Karadeniz'deki filosunun da yeterli olmadığını gören Rusya , Avusturya ve Almanya ile bir blok oluşturarak İngiltere'nin karşısına çıkıyordu (1881). Zaten 1878'de Kıbrıs'ı,1882'de de Mısır'ı işgal eden İngiltere ile Osmanlı Devleti'nin arası bozuktu. Üstelik yine İngiltere, Osmanlı hükümetini, birleşmiş Bulgaristan'ı tanımaya zorluyordu. İstanbul ise buna ayak diriyor ve muhtemel bir İngiliz hücumuna karşı boğazları tahkim etmekle uğraşıyordu. Bismark'ın siyasi baskıları da sonuç vermiş, Abdülhamid, biraz da şartların zorlamasıyal Almanya'ya açmıştı kapılarını. Bunun sonucu, "Armstrong'u bırak, Krupp ve Mauser'i al" olmuştur.1885'lerde ağır kalibreli Krupp topları boğazların savunması için yerleştirilmiştir bile. O gün bugündür hayatımıza girmiş bulunan Mavzer tüfekleri Osmanlı askerinin omzundaki yerini almıştır. Alman askeri uzmanlarıda 2884'den beri Osmanlı ordusunun hizmetindedir.

Ruslar özellikle Osmanlı Bahriyesindeki gelişmeleri yakından izliyor, kendi savunmalarını ilgilendirdiği için Boğaziçi'ndeki askeri tahkimata büyük önem atfediyorlardı. Oysa 1886'da Abdülhamid'in satın almış olduğu Krupp topları çoktan kurulmuştur Boğaziçinin Karadeniz girişindeki kalelere. Kaldı ki 1885'de Woods Paşa'nın The Times'a yazdığı makalede denildiği gibi, Osmanlı donanması da artık 93 Harbi'ndeki donanma değildir. Yeni torpidoların satın alınması ve bunların Nordenfelt toplarıyla donatılmış olmasıyla da sınırlı kalmamıştır gelişmeler. Türkler, İstanbul'da bir "roket makinesi fabrikası" kurmak için bir plant inşa etmiş ve daha sonra bu roketleri Kağıthane doklarında teste tabi tutmuşlardı. Bu roketlerin, muhtemel Rus saldırılarına karşı savunma silahı olarak tasarlandığı anlaşılıyor.

Fakat Woods Paşa'nın hatıraları dikkatle okunduğunda, Abdülhamid'in bu iki denizaltıyı sipariş vermesinin aslında şaşırtıcı olmadığı daha iyi anlaşılacaktır. zira o yıllarda çeşitli denizaltı ve torpido projeleri sahiplerinin uğradığı merkezlerden birisidir İstanbul. Bu mucitlerden üçünün ismini ve yaptıkları projeleri biliyoruz: General Berdan, general Wallace ve Williams.

Nihayet ilk Türk denizaltısı Taşkızak tersanesinde tamamlandığında tarihler 6 Eylül 2886'yı göstermektedir. 1887 şubatı'nda denize indirilen ilk denizaltımıza Abdülhamid ismi verilmişti. İlk testler Haliç'te gerçekleştirildi. Denizaltı, su yüzeyinin hemen altında çalışıyor ve suya tamamen batamıyordu. Ama hızlı ve iyi idare edilmeye müsaitti yine de dünyada ikinci denizaltı botu, tam olarak isteneni vermemişti. Padişah bu kadar para ödediği bu teknoloji harikasından istediğini bulamamıştı. Bunun üzerine Garrett apar topar İstanbul'a çağrıldı ve kendisine, Abdülhamid'in Nordenfelt adlı silah fabrikatörü tarafından aldatılmadığından emin olmak istediği hatırlatıldı. Padişah, Kendisinde dünyanın en mükemmel denizalt torpidobotu olmasını arzu etmekteydi.
Ağustos 1887'de tamamlanan ve Ocak 1888'de denize indirilen Abdülmecid adlı ikinci denizaltımızla birlikte Abdülhamid denizaltısı yeniden teste tabi tutuldu. Abdülmecid denizaltısı, Haliçten çıkmış, Sarayburnu akıntısını geçtikten sonra İzmit'e götürülmüş, gerek seyir, gerekse dalma ve torpido atma denemelerini tamamladıktan sonra iş sözleşmesinin tamamlanmasına gelmişti. böylece dünyada ilk torpido atan denizaltı ünvanı, iki numaralı denizaltı gemimiz Abdülmecid'in olmuştur.

Bu sözleşme öncesinde mühendis Garrett, bundan böyle Osmanlı bahriyesinin hizmetinde olacağını ve herhangi bir ihtiyaç olduğu zaman karşılamaları için iki eğitilmiş elemanını Türkiye'de bırakacağını söyleyerek Bahriye Nazırı Hasan Paşa'yı ikna etmiş ve yeni bir sözleşme imzalamıştır.(15 Mart 1888). Padişah'ın fermanı da bir hafta içerisinde neşredilmiş(22Mart 1888). Böylece denizaltıların bakım ve onarımı için gereken servis sözleşmesi imzalanmış oluyordu.

Gerçi Abdülhamid ve Abdülmecid adlarını taşıyan bu iki denizaltılarımız dünya denizaltıcılığının ilk örneklerindendi ve öncü denizaltılardı, lakin ilk ve öncü olmanın bütün acemiliklerini ve ilkelliklerini de beraberinde taşımaktaydılar. İlk torpido fırlatma denemelerinden hasar görmüşlerdi ve derhal bakıma alındılar. Daha sonra da haliç'e çekildiler. Ne var ki, sadece Osmanlı donanmasında bulunmaları bile yeterliydi ve galiba alınmalarındaki asıl amaç da buydu: Yunanlılara ve dolayısıyla Ruslara ve İngilizlere aba altından sopa göstermek.

Nitekim The Manchester Courier'in 28 Haziran 1887 tarihli nüshasında Türklerin denizaltıcılığa duyduğu ilgi, İngiliz kamuoyona şu satırlarla hatırlatılmaktaydı:

"Nordenfelt[denizaltı] gemisinin şöhreti yaygındır. İtalyan ve Rusların [denizcilik] departmanları filolarına birer nümune eklediler(?), Türk hükümeti ise birden fazlasına sahiptir(?). İstanbul'da ikinci Türk Nordenfelt gemisiyle bazı önemli denemeler henüz icra edilmiş ve bazı hatırı sayılır sonuçlar alınmış bulunuyor."

Denizaltıcılığımızın babasının, şu denizciliğe önem vermediği ve donanmamızı Haliç'te çürümeye terk ettiği için önüne gelenin suçladığı II.Abdülhamid olması, bazılarının yüzünü kızartmalı ama nerde?

Mustafa ARMAĞAN

Türk denizaltıcılık tarihi hakkında genel bilgi edinmek için Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...