2. Dünya Savaşı Sırasındaki konferanslarda Türkiye'nin Savaşa Sokulması ile İlgili Müttefik Teşebbüsleri

I. GİRİŞ

Bir değerlendirmeye göre “insanlığın tarih boyunca gördüğü en büyük ve en yıkıcı savaş” (1) olan II. Dünya Savaşı; askerî boyutları(2) yanında siyasî boyutlarıyla da, milletlerarası ilişkiler ve Dünya güç dengelerindeki gelişmeleri derinden etkileyen bir savaş olmuştur.

Nitekim, II. Dünya Savaşı, dünyanın büyük bölümünü savaş alanı haline getirerek doğrudan, diğer bölümlerini de dolaylı olarak etkileyerek, dünyanın bütününü ilgilendirmiş ve yönlendirmiştir. Bu çevrede, sıcak savaşın ağırlıklı olarak geçtiği bölgeler; sırasıyla Avrupa, Doğu Asya ve Kuzey Afrika olmuştur. Bu bölgelerdeki ülkelerin büyük bölümü, bazıları birden fazla, yabancı işgaline uğramış ya da işgal olmasa da doğrudan askerî hedef ve cephe durumuna gelip, topyekün savaşın bütün yıkımlarını ve getirdiği felaketleri yaşamıştır. Bundan dolayı, yenilen ülkelerin yanında, Amerika Birleşik Devletleri dışında, yenen ülkeler de savaştan yorgun ve bitkin çıkmışlardır.

ÇünküII. Dünya Savaşı , savaş tekniği ve teknolojisi çok yüksek, insan (asker), silah ve savaş malzemeleri bakımından kapasiteleri çok geniş ve bol olan taraftar arasında yapılmıştır. Bu da, savaşın uzun, şiddetli, yıpratıcı ve yıkıcı olmasına yol açmıştır. Bundan dolayı da savaşın geçtiği her yer âdeta harabe durumuna gelmiştir. Ayrıca, II. Dünya Savaşı, daha önceki savaşlara göre, savaşın boyutlarını çok büyütmüş ve daha etkili hale getirmiştir(3).

Böylece II. Dünya Savaşı, başta Avrupa olmak üzere, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuş olan Dünya güçler dengesinin yıkılmasına, birçok yerde siyasî haritanın bozulmasına, savaşın yarattığı büyük ve önemli sorunlara, yıkıntılara; bunlarla birlikte, savaş sonunda uluslararası güçler dengesinde bir boşluğun doğmasına neden olmuştur(4).

1943 yılı, böylesine önemli olan Dünya Savaşının dönüm noktasını teşkil etmiştir. Şubat ayında Almanya’nın Stalingrad muharebesini kaybetmesi, bütün doğu cephesinde genel bir gerilemenin başlangıcını teşkil ederken, Mayıs ayında da kuzey Afrika’nın Müttefiklerin eline geçmesi de İtalya’nın çöküntüsünü çabuklaştırmış ve bu olayın sonunda da Alman işgali altındaki memleketlerde millî kımıldanışlar başlamıştır(5).

Savaşın genel durumu 1943 yılından itibaren lehlerine dönen Müttefikler savaş sırasında, savaşın yürütülmesini sağlamak ve zafere ulaşabilmek için alınacak önlemleri tesbit etmek, aynı zamanda savaş sonrası düzeni belirlemek üzere aralarında çeşitli toplantılar yapmışlardır. Bunlardan sonuçları dolayısıyla önemli olanları içerisinde ilk denilebilecek olanı; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Roosvelt ile İngiltere Başbakanı Churchill arasında 9 Ağustos 1941’de Atlantik’te bir savaş gemisinde yapılan toplantıydı. Bundan sonra ise, savaşın gösterdiği gelişmelere göre yeni siyasî toplantılar yapılmıştır(6).

Savaşın yürütülmesi ile ilgili konferanslar şunlardır:
Kazablanka Konferansı : 14-24 Ocak 1943 tarihinde ABD.Başkanı Roosvelt ile İngiltere Başbakanı Churchill arasında yapılmış, daha sonra bu iki devlet adamına Fas Sultanı ile Fransız generallerinden de Gaulle ile Giraud da katılmıştır.
Waşhington Konferansı : 12-16 Mayıs 1943 tarihleri arasında Roosvelt ve Churchill arasında yapılmıştır.
Quebeck Konferansı ise, Kanada’nın Quebeck şehrinde Roosvelt, Churchill, Kanada ve Avusturalya Başbakanları arasında gerçekleştirilmiştir(7).

Bu üç önemli konferansta ağırlıklı olarak ele alınan konular, Almanya ve İtalya’nın teslim koşulları ile Pasifik’teki gelişmeler olmuştur. Bunların yanında, son Quebeck Konferansı’nda Sovyetler Birliği’nin de Konferanslara davet edilmesi ve bundan böyle Müttefiklerarası görüşmelerin ikili değil, üçlü bir nitelik alması da karara bağlanmıştır(8) ki, bu sonraki gelişmeleri etkileyecek bir karar olmuştur.

Savaş sonrası düzeni belirlemek üzere yapılan konferanslar ise şunlardır :
Moskova Konferansı (19 Ekim-1 Kasım 1943), ABD, İngiltere, Sovyetler ve Çin dışişleri bakanlarının bir araya gelmesiyle yapılmıştır. Burada kararlaştırılan şekilde Tahran’da üçlü bir toplantı yapılacaktı. Fakat, bundan önce Roosvelt ile Churchill Kahire Konferansı (22-26 Kasım 1943) nda bir araya geldiler.

Roosvelt, Churchill ve Stalin’in katılmasıyla 28 Kasım-1 Aralık 1943 tarihleri arasında toplanan Tahran Konferansı, savaş sonrası oluşturulması düşünülen yeni düzen konusunda Müttefiklerarası görüş ayrılıklarının da belirmeye başladığının ilk işaretlerini veren konferans oldu.

Daha sonra Waşhington yakınlarındaki Dumbarton Oaks Konferansı (21 Ağustos-7 Ekim 1944)'nda biraraya gelen Müttefikler, burada Birleşmiş Milletler Anayasası’nın temellerini attılar.

Tahran’dan sonra ikinci zirve toplantısı olan Yalta Konferansı (4-11 Şubat 1945), savaş içinde Müttefikler arasındaki diplomatik konferansların sonuncusudur. Tahran’ın aksine burada “savaş stratejisi”nden çok “savaş sonrası düzen” ile ilgilenilmiştir.

25 Nisan-26 Haziran 1945 tarihleri arasında çalışmalarını yapan San Fransisco Konferansı ise Birleşmiş Milletler Örgütü’nün kurulmasını sağlayan konferans olmuştur.

Müttefikler arasında daha önce yapılan konferanslardan farklı olarak, savaşın nasıl bitirileceğini değil, aksine barışın nasıl sağlanacağını konu olarak alan Potsdam Konferansı(17 Temmuz-2 Ağustos 1945), daha çok Avrupa sorunlarıyla uğraşmış ve Avrupa’ya Müttefikler’in istekleri doğrultusunda bir şekil vermeye çalışmıştır. Bu bakımdan Konferansın aldığı kararlar, özellikle Avrupa için siyasî, askerî ve nüfus yapısı yönünden büyük öneme sahip olmuştur. Aynı zamanda bu kararlarla, yapılacak olan barış antlaşmalarının temel koşulları ve yönleri belirlenmiştir. Potsdam Konferansı, II. Dünya Savaşı’nın ve “Üç Büyükler” in yaptıkları son büyük konferans olmuştur. Diğer yandan bu konferans, Müttefikler arasındaki anlaşmazlığı şiddetlendirmiş ve bunu açığa çıkarmıştır. Bununla da dünya, başlıca iki nüfuz alanına ya da iki bloka ayrılmaya ve yeni bir döneme girmeye başlamıştır(9).

Şüphesiz, Müttefikler arasında yapılan bu konferanslar, hem savaş içinde stratejilerin belirlenmesinde hem de savaş sonrası Dünya düzeninin oluşturulmasında çok önemli roller oynamışlardır. Fakat, Türkiye bakımından bunlara ilave edilmesi gereken üç önemli toplantı daha vardır. Bunların başında 30 Ocak-1 Şubat 1943 tarihlerinde Adana’da yapılan İngiltere Başbakanı Churchill ile Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Başbakan Şükrü Saraçoğlu görüşmesidir. Diğerleri ise Kahire’de gerçekleşen iki önemli toplantıdır. Bunların ilki 5-6 Kasım 1943 tarihlerinde İngiltere Dışişleri Bakanı Eden ile Türkiye Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu görüşmesi, diğeri de 4-7 Aralık 1943 günlerinde yapılan Roosvelt, Churchill ve İnönü görüşmesidir(10).

Bu görüşmeler; Müttefiklerin kendi aralarında yaptıkları, yukarıda zikredilen konferanslarda alınan kararlar çerçevesinde Türkiye’nin kendi yanlarında Savaşa Sokulması konusunda çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü, bu görüşmelerde Türkiye’nin Savaşa Sokulması ile ilgili Müttefik stratejileri ve Türkiye’nin tavrı ortaya çıkmıştır. Ayrıca Müttefiklerin Türkiye’den bekledikleri ve yapmasını istedikleri konular görüşülmüş, imkanlar değerlendirilmiş nihayet Savaşa girebilmek için Türkiye’nin ihtiyaçları ve istekleri ortaya konmuştur.

Bu araştırmada, savaş sırasında yapılan bu diplomatik toplantılardan Kazablanka Konferansı ve Adana Görüşmeleri’ndeki Türkiye ile ilgili konular ve özellikle Türkiye’nin Savaşa Sokulması ile ilgili gelişmeler incelenecektir. Bu gelişmeler çerçevesinde hem Müttefiklerin hem de Türkiye’nin tavrı, yaklaşımı ortaya konacaktır.

“İkinci Dünya Savaşı Sırasındaki konferanslarda Türkiye’nin Savaşa Sokulması İle İlgili Müttefik Teşebbüsleri”, Altıncı Askeri Tarih Semineri (20-22 Ekim 1997, İstanbul) Bildirileri I., Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1998, s. 102-120.

Devamı için aşağıdaki linke tıklayınız.

Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...