1. #1
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734



    Türk kültürü, bilindiği üzere uzun ve köklü bir geçmişe sahiptir . Bu uzun tarih ve kültür geçmişinin başlangıcından günümüze kadar geçirdiği evreler söz konusudur ; çeşitli medeniyetlerle tanışan, coğrafi, sosyal ve ekonomik değişimlere uğrayan Türklerin yüzyıllar boyunca kaybolmayan bazı kültür unsurları ve özellikleri bulunmaktadır.

    Hayvan Üslubu türk görsel kültüründe varlığını yüzyıllar boyunca koruyan "Hayvan Üslûbu" bozkırda gelişip, Orta Asya ve Ön Asyaya kadar yayılmış ve geniş bir coğrafyaya dağılmıştır. Çin sınırından Avrupa ortalarına kadar uzanan geniş bozkırlarda ortaya çıkan hayvan üslûbu , bu bölgeye hakim olmuş türk topluluklarını yüzyıllarca etkileyen önemli motiflerden birisi olmuş ve "Bozkır Sanatı"na dayanan ve burada yaşayan Türklerin hayat şartlarına uygun olarak hayvanlarla yakın ilgisinden doğmuştur. Sanat Tarihi literatüründe Hayvan Üslûbu (Animal Style) olarak bilinen bu tarzın insanların inanç sistemleri ile yakın ilgisi vardır ; tabiat karşısında aciz kalan ilkel insanın olayları gerçek şekliyle değil, bu olayların altında büyü aramaları şeklinde izah edilmektedir. İnsanların tabiatüstü kuvvetlere karşı olan eğilimleri; korku, saygı, büyü, sihir gibi., inançları bu üslubu ortaya çıkaran önemli unsurlardandır.
    Şamanizm ve Mitolojilerde türk hayvan üslûbu içerisinde "Kuş" motiflerinin sıklığı, ancak bağlı oldukları inanışlarla açıklanabilir. Kuş sembolizmi şaman inanışında oldukça yaygındır; şaman yada kam-ozan şamanlaşmadan önce bir kuş görünüşünü olabildiğince andıran, tüylerden oluşmuş bir giysi giyer ve bu kılığa bürününce kendini bir kuş gibi hisseder. Böylece öte dünyaya doğru kanat açabilecektir. Şamanların ayin esnasında kullandıkları davulun üstünde de, kartalı bir ağacın üzerinde gösteren çizimler mevcuttur ki şaman bu ayin sırasında kartala şu şekilde seslenir;

    Gök kuşları, beş Marküt(kartal),
    Tırnakları bakırdan,
    Ayın tırnağı bakırdan,
    Ayın gagası buzdan,
    Geniş kanatları muhteşem hareketli,
    Uzun kuyruklu muhteşem hareketli,
    Sol kanadı ayı örter,
    Ey dokuz kartalın anası,
    Yayık'ı geçerken şaşırmaz,
    Edil üzerinde yorulmaz, Öterek
    gel sen bana ! Oynayarak gel
    sen sağ gözüme ! Sağ omzuma kon

    Yakut Türklerinde de bir "Gök Direği" inancı vardır. Buna göre ; uzun bir ağaç sırık ve sırığın ucunda yine ağaçtan yontulmuş bir kuş figürü bulunurdu. Genel olarak "Gök Kuşu" adını verdikleri bu kuş çift başlı kartal şeklinde yapılırdı.İnanışa göre sırık göğe kadar uzanıyor ve gökte tanrının kuvvet ve kudretini temsil eden büyük kartala kadar ulaşıyordu. Onlar bu basit sırığı ,sembolik olarak öyle tasavvur ediyorlardı.Dolganlara göre bu gök kuşu, büyük kanatlan ile yere açılan göğün kapısını insanlara kapamıştı.Yedi ve sekiz dallı yapılan gök direklerinde her dal, göğün bir katını gösterirdi. Çift başlı kartalın oturduğu katta artık, tanrının çocuklarının ruhu dolaşırdı. Bu ruhlar kuş şeklinde uçuşurlardı.

    Orta Asya inanışlarında ve şamanist eski Türkler de "Kartaldan türeme" inancı oldukça yaygın görülmektedir. Bu inanış efsanelerde de kendini gösterir ; Yakut Türklerinde rastladığımız bu efsane şamanın kartaldan türediğine dairdir.

    Diğer bir inanış-efsane de her iki Göktürk devleti zamanında Bar-Köl bölgesinde oturan Şa-to Türklerinin hükümdarı Li-Ko-yung'un kartal yuvasında doğduğuna dair olanıdır.Bu tip inanışların sadece efsanelerde seçkin şahsiyetlere atfedilmekle kalmayıp, inanışın halk arasında da itibar gördüğü anlaşılır, nitekim A. İnan, eski Türklerde kısır kadınların çocuk vermesi için kartala başvurup yalvardığını, bundan sonra dünyaya gelen çocuğa da "hotoy törütteh" yani kartaldan türemiş dendiğini aktarır.Kartal, Altay mitolojisinde en büyük Tanrı sayılan Ülgen'in yedi oğlundan biridir. kartal ,güneş ve Gök-Tanrının sembolü aynı zamanda Tanrının bir elçisi olarak görülür ve sayılırdı.

    Ongun Kuşlar Meselesi
    Eski Türklerde bu kuşu bir "Ongun" olarak görmekte mümkündür. Ongun, Ungun veya Ongon kelimesi anlamı bakımından itilaflıdır. Ongun kelimesi türk bilim dilinde ilk defa Ziya Gökalp tarafından kullanılmıştır. Türkolog Houtsma Oğuz boyları hakkında yazdığı bir makalesinde bu kelime ile anılan kuşların totem olabileceğini kaydeder. Cengiznamelerde ise, Cengiz Han'ın çeşitli türk kabilelerine alamet ve nişan olarak birer kuş verdiğinden bahsedilir. Prof. Bastian ise,bu kuşların totem olabileceğini Houtsman'dan önce söyler . Eski Oğuzca'da "Ongun" kelimesi "Totem" anlamındadır.Rasonyı'de Ongun'un Türkçe bir kelime olduğunu söylemekle beraber,Abdülkadir İnan, bu kelimenin moğolca menşeili olduğunu ifade eder.

    Her şamanın bir ana hayvanı bulunur. Bu hayvan tarife göre; mızrak gagalı, keskin pençeli, üç kulak kuyruklu, büyük bir kuştur. Şaman bu kuşu hayatında iki defa görür. Birincisi şaman olduğu zaman ki, o zaman şamanı'ın ruhunu eğitmek için gelir, ikinci göründüğünde ise şaman'ın ölüm vakti gelmiştir.

    Burada değindiğimiz , ana-hayvan mahiyet bakımından farklıdır. Ongun veya Türkçe adiyle Tös denilen hayvan ruhu, bir kabil enin ve toplumun atası idi. Ana hayvan ise yalnızca belirli bir kişinin yani bir şamanın ruhudur. Bu ruhlar şamana hayatı boyunca yardım ederdi. Ruhları küçük ve önemsiz hayvan olan samanlara toplum içinde az değer verilirdi. İyi ana hayvanlar içerisinde kartal da yer alırdı.

    Oğuz'lar , Oğuz Han ' ın Işık'tan doğan oğulları; Güneş, Ay, Yıldız (=Bozoklar) , Ağaç'tan doğan oğulları; Gök, Dağ, Deniz (-Üçoklar) 'den inen 24 boydan müteşekkildi. (Kaşgarlı, bunları 22 olarak sayar.) Bu 24 boyun da bir ongunu bulunup ve bunlar da kuşlar arasından seçilmişti. Konuyla ilgili değişik görüşler olmasına rağmen, Bozoklardan Ay Han' ın mensubu olduğu ongun kartal idi . Boylardan ise; Salur ve Kargın boylarının ongunu kartaldır. Ebulgazi Bahadır Han'ın Şecere-i Terakkime'sine (Türklerin Soy Kütüğü) göre de : Salur'un = kartal, Dodurga'nın = kızıl kartal, Kınık'ın = ak kartal'dır.
    Selçuklu sultanları da bu Kınık boyundan inmekte idiler.


    Oğuz destanlarına göre, her boyun bir kuş sembolü vardı. Bu kuşlar da genel olarak yırtıcı kuşlardan seçilmiştir. Bir Moğol tarihçisi olan Reşideddin, bu kuşlara Ongon deyimini kullanmış ve bu suretle deyim günümüze kadar ulaşmıştır. Aslında Ongun sözü moğolcadır. Bunun Türkçesi "Töz"dür. Töz türkçede "kök-menşe" anlamına gelir.Kaynağı çeşitli yerlere dayandırılmakla beraber Ongunlar, insan kuş ve başka hayvanlar şeklinde yapılan totemlerdir. Bunlar ağaçtan, taştan, kemikten, madenden ve çamurdan yapılırdı.
    Oğuz boylarının amblem hayvanı olan ongunların sadece totem olmayıp , bu hayvanların kendilerinden de çekinildiği ve o boy tarafından avlanamadığı ,etinin yenilemediğini belirterek kutsaliyetinin üzerinde durur.

    Oğuzlar'ın toplumsal seviyeleri yükselince bu ongunlar gerçek mahiyetini kaybedip birer arma şeklinde devam etmiştir. Türklerde kartal ve diğer bazı kuşların, erkek çocuklarına yiğitlik, kahramanlık, güçlülük ve hakimiyet sembolize etmesi için ad olarak verildiği bilinmektedir.

    Türklerin efsanelerinde, eski inanç sistemlerinde anlamını bulduğu "kartal", gayet doğal olarak kültürüne yerleşmiş ve bunu sanatlarına da yansıtmışlardır. Türklerin kartal figürlü eserlerinin ilk örneklerini Birinci Pazırık kurganından çıkartılmış bir eyer örtüsü üzerinde kartal-sığın mücadelesinde görürüz. Aynı tema Noin-Ula buluntularında da kendini gösterir. 1958'de Orhun vadisinde yapılan kazıda Kültigin'in mezar anıtından kalan kısımlar ve heykeller çıkartılmıştır. Kültigin heykelinde tacın ön tarafında rölyef halinde kanatlarını açmış bir kartal figürü bulunmaktadır.Buradaki kartalın hukuki bir sembol ve arma olarak kullanıldığı yolundaki düşüncelerin doğruluk payı yüksek görülmektedir.

    Anadolu'da 1300 ve 1400'lü yıllar arasında yapılan mezar taşlarında (özellikle Tokat ve Sivas mezar taşlan), kartal figürünün bulunması , ölüm ve göğe yükselme , ruhun uçup gitmesi gibi inanışları destekler mahiyettedir. Zira Orta Asyada Yakut Türklerinde ölümden sonra ruhların kuş şeklinde göğe yükseldiğine inanılırdı.

    Bunun akislerine Orhun Yazıtlarında da rastlarız ;
    Kül Tigin koyun yılında on yedinci günde uçtu.
    [Kültigin Abidesi,kuzey doğu cephesi],
    Değerli oğlunuzdan, evladınızdan çok daha iyi beslerdiniz. Uçup gittiniz. Gökte hayattaki gibi...
    [Kül Tigin Abidesi, Güney doğu cephesi],
    Babam Kağan öylece ili, töreyi kazanıp uçup gitmiş.
    [Bilge Kağan Abidesi, Doğu Cephesi],
    Babam Kağan uçtuğunda kendim sekiz yaşında kaldım.
    [Bilge Kağan Abidesi, Doğu Cephesi],
    O bilmemden dolayı, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçtu gitti.
    [Bilge Kağan Abidesi, Doğu cephesi],
    Bu kadar kazanıp babam Kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmialtıda uçup gitti
    [Bilge Kağan Abidesi ,Güney cephesi],
    Bilge Kağan uçup gitti
    [Bilge Kağan Abidesi Batı cephesi]

    "Uçmak" ile ilgili inanışlar, ilk türk Müslüman dervişlerinde de devam eder. Bu dervişlerin birer kuş şekline girdiğinden (Anadolu'da "donuna girmek" deyimi kullanılır) bahsedilir. Mesela Ahmed Yesevi; Turna donuna , Hacı Bektaş Veli ise Güvercin donuna girerdi. Abdal Musa, Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya gelişini şöyle anlatır;
    "Güvercin donuyla Urum'a uçan,İmamlar evinün kapısın açan."
    Vilayet-nâmelerde gördüğümüz bir başka anlatım ise şöyledir:
    "Heman-dem ma'na aleminden bir gökçe gögerçin
    tonuna girip..."

    Hacı Bektaş Veli Anadolu'ya gittiğinde, yerli dervişler tarafından iyi karşılanmamıştı. Bu yerli dervişlerden biri olan Doğrul Baba, Hacı Bektaş'm güvercin şeklinde geldiğini görünce , o da hemen doğan donuna girerek. Güvercin şeklindeki Hacı Bektaş'ı yakalamak istemiş fakat Hacı Bektaş silkinerek Adem donuna girmiş ve insan olarak,doğanın boğazından yakalayarak nefesini kesmişti.Doğrul Baba tehlikeyi görünce Hacı Bektaş'a yalvarmış ve onun eteklerine yüz sürmüştü. Bu Anadolulu dervişin adı olan Doğrıl, Türklerin av kartallarından Tuğrıldır.

    Şamanist Türklerdeki kuş, inanışlarının Anadolu'ya gelindiğinde bu yaygın geleneği devam ettirdiği ve İslamiyeti kendilerine göre yorumlayarak ve eski şamanist unsurlarla kaynaştırarak bir çıkış yolu bulan Alevî ve Bektaşîlerde görürüz; sözlü halk ozanlığı ve yazılı eserler (Vilâyet-nâme) ler buna örnektir.

    Kartal, nişan ve sembol olarak da Orta Asya'da çok yaygındı; kartallı tuğ-asa kudret ve asalet sembolü olarak kullanılmıştır. Selçuklu devri tarihçisi İbni Bibi'ye göre, Anadolu Selçuk hükümdarları savaşlarda bir yere hakim olunca tepesinde kartal figürü bulunan çetr (bir tür çadır) lerini kurarlardı.

    Beyşehir'de Beyşehir Gölü kıyısında 1226-1237 yıllan arasında yapılan Alaeddin Keykubat'ın Kubadabad Sarayı çinileri üzerinde görülen kartal şekilleri ve bu şekillerin altında yer alan -Es Sultana- gibi ibareler bu görüşün
    doğruluğunu gösterir. Ariflik ve bilginliğin sembolü olan çift başlı kartalın Selçuklu medreselerinde bulunması ,
    kurumun işlevi ile ilgili olsa gerektir.

    Anadolu Selçuklu sanatında kartal figürünün
    görüldüğü yerlerden bazıları şunlardır :
    a-Diyarbakır kalesi XXX.burç niş tepesinde (1088)
    b-Diyarbakır kalesi XL. burç niş tepesinde (1089-90)
    c-Diyarbakır Urfa kapısında boğa başının tepesinde
    d-Divriğ Ulu Camii batı portalinde( 1228-1229)
    e-Tercan Mama Hatun Türbesinde kartal (13.yy.)
    f-Niğde Hüdavent Hatun Türbesinde(1312)
    g-Niğde Sungur Bey Camisinde çift başlı kartal(1335)
    h-Sivas Gök Medrese (1271)
    ı-Kayseri Döner Kümbette (1279)
    j-Erzurum Çifte Minareli Medrese (1260)
    k-Erzurum Yakutiye Medresesinde (1310)
    1-Diyarbakır kalesi yedi kardeş burcunda (1335)
    m-Konya Kalesinde (1221)
    n- Konya Alaeddin Köşkü alçı kabartmalarmda( 1257-67)
    o-Kubadabad sarayı çinilerinde( 1226-1237)

    Tolga UZUN - Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim İş Eğitimi Bölümü Araştırma Görevlisi
    türk Sanatındaki Kartalların İkonografisi Ve Devamlılığı” adlı makaleden alıntıdır.





    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

  2. #2
    telleyay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10.Ocak.2008
    Yaş
    42
    Mesajlar
    67

    “Bu kartal, söylendiği gibi 700 değil, belki 7000 yaşındadır... Asırların üzerinden uçarak geldi ve konacağı yeri bildi... Mekânın değil, zamanın üzerinden uçan kartallardandır.
    Türk kilimlerinde çok uzaklardan ve çok derinlerden gelme “zooformik” denilen motifler, bu kartalın gölgesidir.
    Vaktiyle kutsallıklı, totemdi.
    Kelimesinin başlarında yaşlılık, olgunluk ve bir nevi ezelilik ifade eden kök, bugünkü dilimizde de buna yakın manalarla kullanılmaktadır. “Kartal” kelimesinin içinde “tarih” mânâsı var demektir.
    (...) Gagası ve pençeleriyle tehdit, cesaret; uçuşuyla meydan okuma, hâkimiyet; kanat gölgesiyle koruma ve şefkattir. Hilkatin gökten yere inmesi de sayılabilecek kadar eskidir. Bugün başımızda göklerin emniyeti oldu.
    Bileklerinde bilekçe gibi duran palazlanmış, yumuşak tüyler, pençelerine takılmış ve uçuşlarda yumaklanmış bulut parçalarıdır ki, bize çok eski rahmet bulutlarından geliyor.
    Bu kartal, tarihlerde, müzelerde, unutkanlıklarda dinlendikten sonra yeniden havalandı.
    Aslına iki başlıydı: Türk, iki bacak, iki pençe, iki kanat simetrisine uyarak ona iki baş vermişti... Bugün daha tabiileştirip bir başlı olarak aldık. Esas şekliyle iki başı: her yanı kollamanın, görüş alanını genişletmenin; bir taraftan geçmişe, bir taraftan geleceğe bakmanın dile gelmesiydi ve şimdiki izahıyla da, bir araya getirildiğinin, ancak başlarla farkına varılan iki kartaldı.
    Şekil, muhteşem kuşun yerden göğe doğru bakıldığı zamanki görünüşüdür. Bize bakışlarımızı yüksekte tutmayı öğretir ve bakışlarımızı kendisinde birleştirerek ülküleştirir.
    Yedi yüz yıl önce Selçukluların başında devlet kuşuydu... Bugün bizim devlet kuşumuz olmuştur. Vaktiyle uçmak dileğinin dile gelmesiydi; bugün uçmanın ta kendisidir.
    Mavilikler üzerine düşmüş karaltısı hem göklerimde tuğram, hem gökyüzü gergefine Türk kızının elleriyle işlenmiş armamdır.
    (...) Bu kartal, daracık anlamıyla filan büyüğün, falan küçüğün değil, bir milletin fedaisi olduğunu şimdiye kadar unutmadı. Şimdiden sonra da unutmayacaktır. Kartallığın bir rütbe olduğunu, küçük işlerle küçültülemeyeceğini daima göz önünde
    tutacaktır.
    Bugün şurada, burada görülen kiralık eller; ırkçılık, gericilik, Turancılık, daha bilmem necilik diye kurt’a atıp ulaştıramadıkları taşı kartala atmayı denemediler: Akıllarına gelmediği için değil, attıkları takdirde başlarına düşeceğini bildikleri için.”
    (Arif Nihat Asya)

    Sayın Raltar'ın yazısı bana bunu hatırlattı kendisine ayrıca teşekkürler.
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

Bu Konu için Etiketler

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Giriş