1. #1
    *SüRgÜn* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.Ekim.2007
    Yaş
    25
    Mesajlar
    424



    Tarihçe

    Antik Çağda Eskişehir: Eskişehir, Sakarya Irmağı ve kollarının suladığı verimli ovada yer aldığı için, her çağda yerleşime elverişli bir alan olmuştur. Anadolu ve Ege kültür merkezlerine yakınlığı, bu kültürlerin kavşak noktasında olması, yöreyi kültür potası durumuna getirmiştir. Zaman zaman bu kültürlerin bazı öğeleri gelişerek yöreye özgü nitelik kazanmış ve bölgeyi kendi başına bir kültür merkezi yapmıştır. Antik devirdeki “Phrygia Epiktetos" un eskişehir – Afyon - Kütahya illerinin büyük bölümünü içine alan " Dağlık Frigya" bölgesi bu kültür merkezi olgusunun en karakteristik örneğidir.
    Antik Eskişehir, Dağlık Frigya' nın din merkezidir ve bu dini konumunu sonraki dönemlerde de devam ettirmiştir.
    Şehrin Adı : Bugünkü eskişehir ili, eski ve orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile tanınan bir kentti. Arap kaynaklarında ise şehrin adı Darauliya, Adruliya ve Drusilya olarak verilmiştir. Dorylaion, antik kaynaklarda önemli yolların kavşak noktasında kaplıcaları ile ünlü, ticaret ile zenginliğe kavuşmuş bir Frigya(Phrygia) şehri olarak geçer ve şehrin kurucusu olarak Eretrialı Doryleos gösterilir. Özellikle Bizans çağında önem kazanan kentte imparator Justinianos’un yazlık sarayının varlığından söz edilir.19. yüzyılda birçok gezgin ve bilim adamı, bölgeye yaptıkları gezilerin ve araştırmaların sonucunda Eskişehir’in 3 km kuzeydoğusunda, Porsuk Çayı’nın kuzeyinde yer alan bugünkü adıyla Şarhöyük ören yerinin antik Dorylaion şehri olduğunu saptamışlardır. Burası 17 m yüksekliğinde, 450 m çapında Orta Anadolu’nun orta büyüklükteki höyüklerinden biridir. Dorylaion-Şarhöyük, Bizans’ın Selçuklulara karşı korunmasında büyük rol oynamış, ancak 1176’da Selçuklu Sultanı II . Kılıçaslan’ın Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’u mağlup etmesinden sonra kent, Selçuklular’ın egemenliği altına girmiştir. Bundan sonra uzun bir zaman yıkık ve terkedilmiş olan Dorylaion-Şarhöyük’ün yakınında, harabenin güneyinde yeni bir yerleşme kurulmuştur. W.M.Ramsay’ın bildirdiğine göre, büyük olasılıkla Dorylaion harabelerine eskişehir adı verilmiş ve bu ad o zamandan günümüze uzanmıştır.
    İlk Çağlarda Eskişehir: eskişehir toprakları, Taş Devri’nden günümüze kadar binlerce kültürü yaşatmıştır. M.Ö.4000 yıllarında Eskişehir, nüfusun en yoğun olduğu bölge olarak kabul edilmiştir. Yapılan araştırmalarda, kasaba ve şehirler bulunmuştur. Ayrıca Asurlu tüccarların ticaret hayatını canlandırdıkları bir merkez olmuştur.
    Eskişehir, Frigya’nın batı sınırı içindedir. Bu nedenle Frig Çağı, Eskişehir’in tarihinde önemli bir yer tutar.
    Arkeolojik araştırmalar, yöredeki ilk yerleşimin M.Ö.3500 yıllarında, Şarhöyük çevresinde yoğunlaştığını göstermektedir. Kalkolitik ve Bakır Çağlarında (M.Ö.3500-2500) nüfusun en yoğun olduğu bölgeler Porsuk-Seydisu ve Sarısu Çaylarının kenarları olarak belirlenmiştir. Demirci Höyükteki buluntular eskişehir çevresinde tarih öncesi yerleşimin ve kültürün erken Kalkolitik (M.Ö.5500) Çağı’nda başladığını göstermektedir. Pek çok Anadolu Efsanesi Frigya’yı madenciliğin beşiği olarak gösteren kanıtlardır. Ayrıca Midas Şehri’nde (Yazılıkaya) yapılan diğer kazılarda, yüzlerce yeni höyük tespit edilerek, bölgenin ilk çağlardan bu yana yaygın bir kültüre sahip olduğu saptanmıştır.
    Yazılıkaya’da yapılan kazılarda tespit edilen höyüklerin büyük bir kısmı da Hitit Çağına ait kültür belgeleri bulunmuştur. M.Ö. 1200 yıllarında, Anadolu’daki Hitit egemenliğine son vererek, geniş bir alana yayılan Frigler, eskişehir Ovası, Sakarya Nehri kolları ile Ankara’nın doğu ve batı bölümlerini kapsayan bir krallık kurmuşlardır. Merkezi, Polatlı yakınındaki Gordion olan bu krallığın, güçlü bir siyasi yapısı olduğu görülmektedir. Bu tarihlerde kurulan Pessinus (Ballıhisar), Midaeum(Karahöyük), Dorylaeum(,Eskişehir), Yazılıkaya(Midas) şehri gibi Frig şehirleri de Eskişehir’in il sınırları içindedir. Frigya tarihinin en bilinen kralları, Gordion ve Midas’tır. Kral Midas, Firigya İmparatorluğu’nu kurmuş ancak bu imparatorluk kısa ömürlü olmuştur. (M.Ö.725-675)
    Kafkasya üstünden gelen Kimmerler, 7.yüzyılın ilk yarısında, Frigya egemenliğine son vermiştir. Frig Çağı’ndaki bu şehirler, Kimmer istilaları sırasında yakılıp yıkıldıktan sonra, gücünü arttırmış olan Lidya Kralı Kroizos’un egemenliği altına girmiştir. Tarihçilere göre Midas, Kimmer akınına karşı koyamadığı için kendini öldürmüştür. (M.Ö.546-333)
    Büyük İskender’in Anadolu’ya girdikten sonra, Gronikos Savaşı’nda (M.Ö.334) zafer kazanmasıyla, Frigya bu kez de Büyük İskender’in egemenliği altına girdi. İskender, önce Pessinus ve Gordion’u ele geçirdi. Aynı zamanda Frigya’ya Hellenizm Çağı ve kültürü taşınmış oldu. Bu arada Frigya’ya Grekler yerleştiler. Pessinus’ta yapılan kazılarda Frig Tanrıçası Kibele’ye ithaf edilen mabet, tiyatro ve bir çok mimari yapı ortaya çıkartılmıştır. Frigler’in dini, Anadolu’nun çok eski bir tapımı olan ana tanrıça Kibele’ye bağlıdır.
    Büyük İskender’in ölümünden sonra Frigya, Galatlar’ın sürekli akınlarına uğramıştır. Ardından Romalılar’ın idaresine geçmiştir. En parlak dönemini ise, Romalılar’ın egemenliği altında olduğu yıllarda yaşamıştır.
    Orta Çağlarda eskişehir : M.S. 395 yılında Roma’nın ikiye bölünmesiyle, Frigya, Bizans toprakları bölümünde kalmıştır. eskişehir ve çevresindeki şehirler, bu dönemde eski önemlerini yitirmişlerdir. Sadece Pessinus ticaret yolu üzerinde bulunan Dorlion Kaplıcaları varlıklarını sürdürebilmiştir. Bizans topraklarını istila eden Arap orduları, eskişehir yakınlarına kadar gelmişlerdir. 708 yılında Abbas Bin Velid ve 778 yılında Hasan Bin Kataba burayı işgal etmiştir. 7.yy.’ın sonundan, 10.yy.’ın sonuna dek 300 yıl Bizans-Arap Savaşları sürmüştür.
    Antik Çağ’da Nakoleia adıyla anılan Seyitgazi, o dönemde önemli bir durumundadır. Ancak Hıristiyanlık Çağı’nda, kent eski gücünü yitirir ve Synnada Metropollüğü’ne bağlanır. 198 yılında ise tekrar Metropollüğe yükselir. 9.yy.’dan sonra artık Nakoleia adına rastlanmaz. Bu arada Bizans eyaletlerine yayılan Selçuklular, 1074 yılında Frigya sınırına kadar gelirler. Daha sonra arka arkaya gelen akınlar nedeniyle Nakoleia önemini kaybeder. Haçlılar’ın 1079’da Nakoleia üstünden, Anadolu’nun içlerine kadar girdikleri rivayet edilir.
    1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra doğudan gelen Türkler, 1074 yılında Eskişehir’i alırlar. Şehrin alınmasının ardından, doğudan gelen Türk boylarını durdurmak isteyen Manuel Kommenos, bunda başarılı olamayınca batıya doğru çekilmek durumunda kalır. Alparslan ve I.Kılıçarslan zamanında Eskişehir, Haçlı Orduları’nın geçiş yeri olmuştur. eskişehir il merkezinde, bu çağa ait fazla bir eser yoktur.
    Yeni ve Yakın Çağlarda Eskişehir: eskişehir yöresi, Osmanlı İmparatorluğu’nun beşiği ve doğu seferleri yolu üstündeki önemli merkezlerinden biridir. Ertuğrul Gazi’nin ölümünün ardından, yerine oğlu Osman Bey geçer. Osman Bey, uçbeyi olduktan kısa bir süre sonra kuvvetlenerek 1298 yılında, önce Eskişehir’i sonra İnönü, Seyitgazi ve Sivrihisar’ı topraklarına katar. Osman Bey’in Ahi Reisleri’nden Şeyh Edebali’nin kızı Malhatun ile evlenmesiyle, eskişehir ve çevresi daha kuvvetlenir. Osman Bey sağlığında fethetmiş olduğu toprakları yakınlarına bölüştürür. Buna göre, Eskişehir’i kardeşi Gündüzalp’in idaresine bırakır. Son araştırmalar; Sultan-Öyüğü İnönü yöresinin Osmanlı alanının dışında, Germiyanlar’a ait olduğunu göstermektedir.
    14.yy.’da Orhan Bey döneminin sonlarına doğru, Sultanönü, Karamanoğulları’nın eline geçer. Orhan Bey’in oğlu I.Murat döneminde de burası, iki güç arasında sorun oluşturmaktadır. I.Murat tahta çıktığı zaman, Rumeli’ye bir sefer düzenlemeye karar verir. Bunu fırsat bilen Karamanoğulları; Varsaklar, Turgutlar, Türkmen Beyleri ve Sivas Beyi ile I.Murat’a karşı birleşirler. Bunu öğrenen Sultan hemen Anadolu’ya döner. Onları yenerek Ankara’yı ele geçirir. Bu seferden dönerken de Sultanönü’nü 1363 yılında Karamanoğulları’nın elinden alır. Osmanlı sınırları, Karamanoğulları topraklarına, güneyde, Hamitoğulları Beyliği’nin kuzeyine dayanır. 1381 yılında Germiyan Beyi’nin kızı Devlet Hatun’un Şehzade Bayezit ile evlenmesiyle, Germiyan Beyliği topraklarının kuzeybatısı Osmanlılar’ın eline geçer.
    Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, özellikle savaşlarla ilgili eldeki kayıtlarda, Seyitgazi veya Sivrihisar’ın adına pek rastlanmamaktadır. Bunun nedeni, ilk yıllarda fetihlerin kuzey-batıya, Bizans’a doğru olmasındandır. Seyitgazi adı bu dönemde, sadece önemli bir Bektaşilik merkezi olarak anılmaktadır.
    Sivrihisar ise, 14.yy.’ın ilk yarısında Karamanoğulları Beyliği’nin sınırları içindedir. I.Murat’ın Ankara seferinden sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır.
    1402 yılında Ankara Savaşı sırasında, Sultan Yıldırım Bayezit’in Timur Han’a yenilmesi üzerine; Osmanlı egemenliğini yok etmek isteyen Timur, beylikleri yeniden güçlendirmek için diğer bir çok yer ile birlikte Sivrihisar’ı Karamanoğulları’na verir. Bir süre Timur’un karargahını Sivrihasar’da kurduğu da söylenir. Yıldırım Bayezit’in ölümünden sonra Sivrihisar, yeniden Osmanlı egemenliğine geçer.
    15.yy.’ın sonunda, II.Bayezit ile Cem Sultan arasındaki mücadele Eskişehir, yani Sultanönü yöresinde önemli olaylara neden olmuştur. 1481 yılında Bursa’ya giren Cem Sultan, orada II.Bayezit’in üzerine gönderdiği Ayas Paşa’nın ordusunu bozguna uğratır. Bunun üzerine II.Bayezit, Bursa üzerine yürür ve Cem Sultan’ı yener. Cem Sultan önce Eskişehir’e sonra Konya’ya kaçar. 1482 yılında Mısır’a gider.
    16.yy.’ın Kanuni Döneminde, Eskişehir’in konumu dolayısıyla önem kazandığını görmekteyiz. Fatih’in ilk zamanlarına kadar Eskişehir, Ankara Beyliği’ne bağlı bir sancak ve 1451-1831 yılları arasında Kütahya Beylerbeyliği’ne bağlı bir sancaktır. 1831-1841 yılları arasında da Miralaylarla idare edilen Eskişehir, 1841 yılında Hüdavendigar(Bursa) eyaletine bağlanan bir şehir olmuştur. eskişehir ancak 1925 yılında il olarak kendi kimliğini kazanmıştır.
    Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Döneminde eskişehir : Eskişehir, Milli Mücadele yıllarında, uzun süre gündemde kalan bir şehir olmuştur. İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan demiryolu üzerindeki stratejik konumu, iç çatışmalardaki rolü, Anadolu’yu istila etmiş olan Yunan Ordusu’nun Orta Anadolu’ya geçişinin eşiğini oluşturması ve yeni devletin kuruluşuna katkılarıyla önem kazanmıştır.
    Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında toplanan Sivas Kongresi’ne (4 Eylül 1919) Eskişehir’den; Siyahizade Halil İbrahim Efendi, Bayraktarzade Hüseyin Bey ve Hüsrev Sami Bey katılır.
    Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Eskişehir’de toplantı yapmaya karar verirler. Ancak Eskişehir-Ankara tren yolunun işletilmesinin itilaf devletlerince yasaklanmasından dolayı toplantı Ankara’da yapılır.
    Atatürk, ünlü Nutku’nda, Kurtuluş Savaşı sırasında Eskişehir’e 520 kişilik bir İngiliz taburuyla,100 kişilik bir başka müfrezenin gönderildiğinden söz eder. Bu kuvvetler Eskişehir’de istasyon çevresine yerleşirler.
    15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan Yunanlılar, kısa süre içinde Menderes, Salihli, Akhisar ve Ayvalık’a kadar uzanan bir hat üzerinde ilerlediler. Yunan kuvvetleri ayrıca, İstanbuldaki İngiliz Generali Milne ve kuvvetleri tarafından desteklenmekteydi. İngiliz Generali Milne, görünüşte iki tarafa da saldırıyı yasaklamıştı. Ancak Yunanlılar, 22 Haziran 1920’de saldırıya geçerek Bursa, Uşak,Alaşehir ve Nazilli’yi aldılar.
    1921 yılında Eskişehir’e 40 km uzaklıktaki İnönü’de, Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri yapıldı. Stratejik konumu bakımından önem taşıyan Eskişehir’in Yunanlılar tarafından elde tutulması son derece önemliydi. Bu yüzden Türk-Yunan Savaşlarının beş muharebesinin üçü (Birinci İnönü, İkinci İnönü ve Kütahya-Eskişehir Muharebeleri) eskişehir de gerçekleşmiştir.
    Eskişehir-Kütahya Savaşları sonunda Türk Ordusu Sakarya’nın doğusuna çekilir. 23 Ağustos 1921’de Yunanlılar yeniden saldırır. 30 Ağustos 1921’de ise düşman ordusu, en ağır yenilgiyi alarak geri çekilmeye başlar. 2 Eylül 1922 günü, Seyitgazi yönünden gelen Türk Süvarileri Tekkeönü’nden Eskişehir’e inerler ve düşman kuvvetlerini Eskişehir’den çıkartırlar.


    İLÇELER:
    Eskişehir ilinin ilçeleri; Alpu, Beylikova, Çifteler, Günyüzü, Han, İnönü, Mahmudiye, Mihalgazi, Mihalıcçık, Sarıcakaya, Seyitgazi ve Sivrihisar'dır.
    Alpu:
    İlçe, ilk çağlardan itibaren Hititliler ve Friglerin yerleşimine sahne olmuştur. 1071’deki Malazgirt Savaşından sonra, Selçuklu Uç Beylerinden Bozhan, halen ismi Bozan olan kasabanın bulunduğu yere bir han yaptırır ve altı haneyi buraya yerleştirir. Altı-Altu-Alpu olarak değişime uğrayarak bugünkü adını almıştır.
    Beylikova:
    İlkçağda Frig ve Roma egemenliğindeki ilçe, Selçuklular döneminde büyük bir at yetiştirme merkezi olduğu için Beylikahır olarak adlandırılmış, 1985 yılında ismi Beylikova olarak değiştirilmiştir.

    Çifteler:
    İlçeye yerleşim antik çağlarda Frig ve Roma uygarlıklarına kadar uzanır. İlçe sınırları içerisinde çok sayıda höyük bulunmaktadır. Osmanlı Devleti zamanında tahıl gereksinimini karşılayan önemli merkezlerden biriydi. 1795 yılında düzenli yerleşim ile Çifteli adı Çiftlük-ü Humayun olur. 19. yüzyılın başlarında Çifteevler olarak değişen isim zamanla Çifteler olur.

    Günyüzü:
    Daha sonra ilçe Roma-Bizans yerleşimine sahne olmuştur. 1071 yılındaki Malazgirt Savaşı’ndan sonra 1150 yıllarında ayrı bir yerleşim merkezi olarak (Kozağacı) adı ile anılmaktadır.
    Han:
    İlçe hayli yoğun bir tarihi yerleşime sahne olmuştur. Yazılıkaya-Midas Kenti dahil birçok Frig eserine, Roma-Bizans , Osmanlı Uygarlıklarına ait yerleşim yeri ve kültür varlıklarına sahiptir.
    IV.Murat döneminde, Vezir-i Azam Hüsrev Paşa Bağdat Seferi’ne giderken bölgenin önemini kavramış ve buraya bir kervansaray, cami, hamam ve çeşmeler yaptırılmasını istemiştir. Han-i Hüsrevpaşa olarak adlandırılan ilçe, adını buradan almıştır.
    Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde: “... Eskişehir’i geçip menzil-i Seyitgazi’ye ondan sonra Han-i Hüsrevpaşa’yı geçip...” ifadesi o dönemin kervan yolunda Han’ın Seyitgazi’den sondaki önemli bir konaklama noktası olduğunu göstermektedir.

    İnönü:
    İnönü ovasına hakim tepelerin üzende yer alan in’ler, korunma kolaylıkları dolayısıyla doğal birer kale görevi görmekteydi. Kanuni Sultan Süleyman 1533-1536 Irak Seferi’ne giderken İnönü’de konaklar.Matrakçı Nasuh; altta İnönü, ortada Bozüyük ve Derbend-i Ermeni(Osmanlı döneminde Ermeni Derbendi denen dağ geçidi, günümüzde ilçe merkezi olan Pazaryeri kasabasının bulunduğu yer), üstte Zincirlikuyu olmak üzere minyatür resmeder. Bu minyatür bize İn’lerin o tarihte bile önemini koruduğunu göstermektedir.
    Atatürk’ün emirleriyle kurulan Türk Tarih Kurumu, Anadolu’nun karanlıkta kalan geçmişini ortaya çıkarmak için başlattığı çalışmaların bir kısmını da İnönü civarında sürdürmüştü. Bu mağaralarda 1938 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan kazılar sonucunda Bakır Çağı’nda tarihlenen kap-kacak ve Frig, Bizans ve Osmanlı dönemi keramikleri bulunmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında, I.İnönü(9-10 Ocak 1921) ve II.İnönü(31 Mart – 1 Nisan 1921) zaferlerinden sonra Atatürk tarafından, savaşları idare ettiği yer olan İnönü beldesinin adı, İsmet Paşa’ya soyadı olarak verilmiştir.

    Mahmudiye:
    Eski çağlarda Hitit ve Frig uygarlıklarının yerleşimine sahne olan ilçede Roma-Bizans dönemlerine ilişkin kalıntılar bulunmuştur.
    İlçe Osmanlı döneminde önem kazanmış, orduya at yetiştiren hara’nın kurulması ile daha da gelişmiştir. 1815 yılında II.Mahmud’un emri ile kurulan Çiftlik-i Hümayun’da tarımsal faaliyetler, at ve koyun yetiştiriciliği ağırlık kazanmıştır. Bu nedenle ilçeye Mahmudiye adı verilmiştir. Günümüzde Anadolu Tarım İşletmesi adını alan kuruluş ülkenin yarış atı ihtiyacını karşılayan önemli birkaç merkezden biridir.

    Mihalgazi:
    Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun öncesinde Ertuğrul Gazi’nin yönetiminde Sakarya Nehri boylarındaki yöre 1292’de müslümanlığı seçerek Osmangazi ile birlikte çok sayıda sefere katılan eski Harmankaya Tekfuru Köse Mihal’in yönetimine verilmiştir. Köse Mihal’in halk arasında bilinen adı olan Abdullah Mihalgazi ilçeye ad olarak verilmiştir. Sakarılıca Kaplıcaları 55 derece ısısı ve 11lt/sn.su debisi ile romatizma ve birçok hastalıklara iyi geldiği için çok sayıda ziyaretçi ağırlamaktadır.
    Mihalıççık: Mihalıççık İlçesi, kuzeyde ve doğuda Ankara, batıda Beylikova ve Alpu, güneyde ise Sivrihisar ile çevrilidir. 1925 yılında Eskişehir’e bağlanmıştır. Nüfusu 2000 yılı sayımına göre 18.696 olup, nüfusun 13.990’ı(%74.8) köylerde, 4.706’sı(%25.2) ilçe merkezinde yaşamaktadır. İlçe halkının en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.
    İlkçağlarda ki Frig yerleşiminin izleri olmasına karşın ikincil derecedeki yollar üzerinde bulunması nedeniyle ancak Osmanlı döneminde önem kazanmış, Osman Bey tarafından Köse Mihal’in yönetimine verilen ilçe, torunu Gazi Mihal dolayısıyla Mihalıççık adı ile anılmaya başlandı. Anadolu’nun en önemli ozanlarından Yunus Emre ‘nin doğduğu yer olan Sarıköy(bugünkü Yunus Emre Köyü) Mihalıççık İlçesi sınırları içerisindedir. 6-10 Mayıs Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası olarak kutlanmaktadır.
    Mihalıççık’a 12 km. uzaklıktaki Sorkun köyünde halkın tümü çömlekçilikle uğraşmaktadır. Yüzyıllar öncesinin yöntemlerini kullanmaları dolayısıyla dünyanın her yerinden gelen bilim adamlarınca araştırmalar yapılmaktadır.

    Sarıcakaya:
    Sakarya Nehri boyunca düzenli yerleşim 1460 yıllarına kadar uzanır. İlçe merkezindeki bu günkü Sarıkaya ve Camikebir mahallelerinin birleşmesiyle bugünkü Sarıcakaya ilçesi oluşmuştur.
    Seyitgazi: Seyitgazi İlçesi; kuzeyde Merkez ilçe, kuzeydoğuda Mahmudiye, batıda Kütahya, güneyde Afyon, doğuda Çifteler ve Han ile çevrilidir. 1922 yılında ilçe olmuştur. Nüfusu 2000 yılı sayımına göre 21.671 olup, nüfusun 18.379’u(%84.8) köylerde ve beldelerde, 3.292’si (%15.2) ilçe merkezinde yaşamaktadır. En önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.
    İlçe ilkçağlarda hayli yoğun bir Hitit-Frig yerleşimine sahne olmuştur. Nakoleia adı ile Roma-Bizans döneminde önemli bir karakol haline gelmiştir. M.S. 740 yıllarında bölgeye yapılan Arap akınları sırasında İslam kahramanlarından Seyyid Battal Gazi Şehit olmuştur. Ve adı İlçeye verilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman 1533-1536 Irak Seferine giderken ordu Seyitgazi’de konaklar ve Matrakçı Nasuh, Seyitgazi’nin minyatürünü resmeder. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde(17.yüzyıl ortaları) Seyitgazi hakkında şu bilgiler geçer.”... burada Seyyid Battal Gazi de gömülüdür. Rum harplerinde şehit olmuştur... Hacı Bektaş Veli’nin onayı ile bin adet ev halkı iskan edilerek, büyütülmüştür...”
    Seyyid Battal Gazi Kimdir? Ünlü İslam Komutanının 8.yüzyılda yaşadığı tahmin edilmektedir. İslam ordularının Bizans’a karşı savaşlarında destanlaşmış varlıklar göstermiştir. Antakya,Şam yada Malatya doğumlu olduğu söylenir. İstanbul kuşatmasında (M.S.717-718) ve M.S.740’a değin seferlerdeki kahramanlıkları halk tarafından destanlaştırılarak anlatılmıştır. Afyonkarahisar yakınlarındaki bir savaşta şehit düşmüştür. İki büyük destana konu olmuştur. Arapça, “Zatü’l-Himme” ve Türkçe “ Battalname” adına 1207-1208 yıllarında alaaddin Keykubat’ın annesi I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in eşi olan Ümmühan Hatun tarafından Bir külliye yaptırılmıştır. Ve kasabaya Seyitgazi adı verilmiştir.
    Sivrihisar:
    Sivrihisar ilçesinde yerleşim Hititler zamanına kadar iner. O dönemde adı Sallopa olan ilçede Milattan önce 700’lerde Frigler yerleşmeye başlamıştır. İlçe merkezinin 16 km. yakınında olan Pessinus (bugünkü Ballıhisar) önemli bir kült merkezdir. Friglerle birlikte Ana Tanrıça Kibele kültünün de yok olması Pessinus’un giderek önem kaybetmesine yol açmıştır. Roma döneminde ticari ve askeri önemi artmaya başlayan Sivrihisar, Bizans İmparatoru Justinianos (M.S.527-565) tarafından yeniden onarılmış ve Justinianopolis adını almıştır.
    1074 yılında Selçuklu’ların eline geçen ilçe Karahisar adını alarak bir imar hamlesi başlatılmıştır. Camii, han,hamam,medrese gibi yapılar ilçenin önemli bir kültür merkezi olmasını sağlamıştır. 1289 yılında Osmanlıların eline geçen Sivrihisar’da 1684 yılında kaza teşkilatı kurulmuş, 1912’de eskişehir iline bağlanmıştır. Günümüzde Sivrihisar kültürel ve tarihi bir merkez olarak önemini korumaktadır. Ünlü mizah ustası ve filozof Nasreddin Hoca’nın doğum yeri olmasıyla da ünlüdür.


    Ŧคгยкรคl

  2. #2
    *SüRgÜn* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12.Ekim.2007
    Yaş
    25
    Mesajlar
    424

    Müzeler ve Örenyerleri

    Müzeler

    Eskişehir Arkeoloji Müzesi

    Adres: Akarbaşı Mahallesi
    Hasan Polatkan Bulvarı No: 86
    Tel : (+90-222) 230 13 71
    Faks : (+90-222) 230 17 49

    Atatürk ve Kültür Müzesi

    Yunus Emre Müzesi

    Adres:Mihalcık İlçesi Yunus Emre Beldesi
    Yunus Emre Mezar ve Külliyesi
    Tel/Faks : (+90-222) 647 50 31

    Seyitgazi Müzesi

    Adres: Seyyid Battalgazi Külliyesi
    Seyidgazi - Eskişehir
    Tel: (+90-222)671 30 82 - 671 30 38
    Fax: (+90-222) 230 30 17

    Eskişehir Valiliği Lületaşı Müzesi:

    Müzede pipoların yanı sıra lületaşından işlenerek yapılan takılar, hatıra ve kullanım eşyaları ile ulusal ve uluslar arası yarışmalara katılan heykelcikler yer almaktadır. Müzede ellinin üzerinde sanatçıya ait dört yüz eser sergilenmektedir.

    Tel: (+90-222) 233 05 82

    Örenyerleri

    Frig Vadisi:</B> Antik kent Eskişehir'e 90 km. uzaklıkta Han ilçesine bağlı olan Yazılıkaya Köyü bitişiğinde yer almaktadır. Vadide Frig Krallığı, Lidya Krallığı ve Pers İmparatorluk döneminde üç ayrı yerleşme evresinin bulunduğuna ilişkin birçok temel ve yapı kalıntısına rastlanmıştır. Diğer yandan, Midas Anıtı'nın çevresinde akropol üzerinde bir kentin varlığına ilişkin bulgular saptanmıştır.
    Kayalık bir platform üzerine kurulmuş ve Erken Tunç Çağlarında yerleşim görmüş olan Midas (Yazılıkaya) Friglerin dini merkezi olmuştur. Antik şehirde Hitit kültürüne ait kendi stilleri ile yaptıkları kaya kabartmalarına rastlanmıştır.

    Hititlerden sonra Frig kenti olarak gelişen Yazılıkaya'da Frig kültürüne ait kale duvarları, yerleşim yerleri, kaya kabartmaları, kaya anıtları, su sarnıçları, sunak yerleri, karlıklar, kaya mezarları, basamaklı anıtlar, nişler, antik
    yollar olmak üzere 33 adet eser bulunmaktadır. Bunlar doğa koşullarından dolayı yıpranmış olsalar da günümüze ulaşabilmişlerdir. Roma ve Bizans çağlarında Frig yapıtlarının çoğu dini amaçlarla tahrip edilmiş, yerlerine kaya barınakları ve kaya mezarları yapılmıştır. Kaya yüzeyine bir tapınağın cephesi biçiminde işlenen Frig kaya anıtları, sembolü, kutsal hayvanı aslan olan Frig dini, tek tanrısı ana tanrıça Kybele'ye adanmıştır. Vadinin ormanlık kısmında, Çukurca Köyü'nden Kümbet Köyü'ne kadar uzanan bölgede 25'e varan anıt, kült anıtları, açık hava ve doğa tapınakları, kale, mezar ve diğer eserler bulunmaktadır.

    Pessinus:</B> Ana tanrıça Kybele'ye ithafen Sivrihisar İlçesi'nin Ballıhisar Köyü'nde kurulmuş bir şehirdir. Tapınak kenti olarak bilinen Pessinus Romalılar döneminde de kutsallığını ve önemini korumuştur. Bugün kente ait stadyum, tiyatro, tapınak, su kanalı ve nekropola ait kalıntılar bulunmaktadır. Antik kentte 1967 yılından beri arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Kazıdan çıkan eserler Ballıhisar'daki müzede sergilenmektedir. Doryleaum: </B>Helenistik, Roma ve Bizans Çağlarını yaşamış Höyük kentin kuzey bitişiğinde ve Muttalip Köyü'nün doğusunda yer almaktadır. Höyüğe ve eteklerinde yer alan temel hafriyat sırasında çıkarılan Helenistik, Roma ve Bizans Çağlarına ait eserler Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
    Karacaşehir: </B>Roma ve sonra Bizans Çağı'nda yapılmış, Osmanlılar tarafından takviye edilmiş kale kenti olarak anılan Antik Kent Eskişehir'e 6 km. uzaklıkta, Karacaşehir Köyü'nün güneybatısında yer almaktadır. Günümüzde, kentin müdafaa surları tamamen yıkılmış, yalnızca doğu ve batı girişindeki kulelerden küçük parçalar kalmıştır. Kalenin içerisinde karargah binaları, sarnıç ve sokaklar, ev harabeleri görülmektedir.

    Midas Anıtı: Yazılıkaya platformunun kuzeydoğu yamacında doğuya bakan cephede yer alan anıt bazılarınca Yazılıkaya, bazılarınca da Midas Anıtı olarak adlandırılmıştır. Antik kent adını bu anıttan almıştır. Kentin en önemli yapıtı olan anıt, Frig kaya anıtlarının en görkemlisi, bölgenin ve dünyanın en önemli eşsiz yapıtlarındandır.
    Yazılıkaya (Midas Kenti) : Çiftelere 39 km. uzaklıkta bulunan Yazılıkaya, binlerce yıl önce kayalık bir platform üzerine kurulmuştur. 1315 metre yükseklikte, dikdörtgen şeklindeki, Frigya yaylası üzerinde bulunmaktadır. Roma devrindeki yazarlar, bu bölgenin havasının sağlıklı ve toprağının bereketli olduğundan söz etmişlerdir. Bardakçı Suyu da bu bölgeden geçmektedir. Midas Anıtı, Frigya sanatının tipik bir örneğidir. Bu anıt, bir mezar anıtı olmayıp, Frigya’da pek çok kaya anıtı örneğinde görüldüğü gibi, bir Kybele(Ana Tanrıça) heykeli koymak üzere yapılmıştır. Anıtın üzerinde Frig yazıları olduğundan “Yazılıkaya”, yazılarda ise “Midas” adı geçtiğinden “Midas Anıtı” denmiştir. Kült anıttır. Midas Anıtı’nın M.Ö. 550 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır.17 m. yüksekliğinde ve 16.50 m. genişliğindedir. Kaya üzerinde, bir tapınağın cephesi biçiminde işlenmiştir. Cephesi doğuya bakmaktadır. Anıtın en ilginç yönü, üzerinde henüz çözülememiş olan ve ilk kez 1839 yılında Ch.Texiker tarafından yayınlanan, üç yazıtın bulunmasıdır.Birinci yazıt; alınlığın üzerindeki kaya çıkıntısı üzerinde bulunan 11 m. uzunluğunda ve 45 cm. büyüklüğündeki harflerin yazılı olduğu bir yazıttır. Frig dili ile ilintili “Ates” ve “Midai” sözcükleri belirgin olarak okunmaktadır. Ates, Frigliler’in bir tanrısıdır. Midai, efsanelere göre kral Midas’ın annesi ve ürünlerin koruyucusudur. Aynı zamanda, demirin keşfi de bu tanrıçayla ilgilidir. Bu yüzden, bu anıt ile demir endüstrisi kökeni arasında bir bağlantı vardır.İkinci Yazıt; Midas Anıtı’nın iki ucunda dikdörtgen şeklindeki bir girintinin, dip duvar ve yan duvarı üzerinde, 45 cm.lik harflerle işlenmiş bir yazıttır.Üçüncü Yazıt; kuzey taraftaki dikdörtgen dikmenin üzerinde, yukarıdan aşağı 25 cm. büyüklüğündeki harflerle yazılmıştır. Yazıtın başındaki “Baba” sözcüğü belirgin olarak okunmaktadır.
    Küçük Yazılıkaya : Midas Anıtı’nın, 210 metre güneybatısında yukarıdan aşağıya işlenmeye, oyulmaya başlanmış; ancak alt kısmı işlenilmeden kalmış bir anıttır. Midas Anıtı ile benzer yönleri vardır. Üstte süslü bir alınlık, iki yanda geometrik motifler yine üstte yatay bir motifle birleşir. Anıtın işlenmiş kısmı, 180 metredir. Bu anıtın da Midas Anıtı gibi, dinsel törenlerde kullanılmak için yapılmaya başlanmış olduğu sanılmaktadır.
    Pessinus Şehri : Sivrihisar İlçesinin 16 km. güneyindeki Ballıhisar köyünde, “Tanrıça Kybele” adına, Frigyalılar tarafından kurulmuştur. Hellenizm Çağı’nda, bu bölgeye akın eden Galatlar’ın bir kabilesi olan Tolistoboglar, bu yöreye yerleşmişler ve Pessinus, başkentleri olmuştur. Pessinus, Bergama Krallığı döneminde en parlak dönemini yaşamıştır. Bergama Krallığı, eski Pessinus Tapınağı’nın yerine Grek stilinde bir mermer tapınak yaptırmış ve süslemiştir. Bu tapınak, her yıl dini bayramlar sırasında kurulan panayıra, büyük bir canlılık getirmiştir. Grek hakimiyetinde iken şehrin planları yeniden düzeltilmiş, meclis binası, yolları, kanalı, çarşı ve tiyatrosu kurulmuştur.

    Ŧคгยкรคl

Bu Konu için Etiketler

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Giriş

Giriş