Dünden Bugüne Trabzon

Trabzon, Karadeniz'in kıyıcığında, binlerce yıl, bir düşle iç içedir. Kimleri, neleri görmemiştir ki... Bir an düşünür, tarihe bakar: Toprağında, Sinop'tan gelen Miletli göçmenler tarafından bir koloninin kurulduğunu anımsar. Her ne kadar geçmişin dört bin yıllık tarihi olduğu söylense de bilinen gerçek, milattan önce 8. yy'da bütün gerçekçiliğiyle durur karşısında.
Üst üste uygarlıklara beşik olan, nice insanların sefer eylediği bir kenttir Trabzon. Medler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Kommenler ve Osmanlılar gelmişler kente. İşgaller, kurtuluşlar yaşamış kent. Ksenefon'un anlattığı Onbinler'in yolcuguluğunda adı geçer. Haçlıların Anadolu'ya yaptıkları akınların 4.'sünde Kommenoslarla tanışır. Apollon kültürünün egemen olduğu kadim çağda ise işlek bir limandır. Kentte bastırılan paraların bir yüzünde Apollon başı, diğer yüzünde gemi burnuyla bir çapa vardır.

1071'de Anadolu kucak açar Türk akıncılarına. Selçuklular bir dönem can atarlar kenti ele geçirmeye. Moğol baskısına karşı vergi verilir bir sıra. Çepniler dayanır bir çağda kapılarına... Ve 1461'de II. Mehmet, Istanbul fatihliğine katıverir bu güzelim toprağı. Yavuz Sultan Selim'in valilik yaptığı, muhteşem Süleyman'ın (Kanuni) doğduğu bir kenttir Trabzon. 1916'da Rusların işgaline giren, 1918'in 24 Şubat'ında kurtuluşu yaşayan...

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal, 1924, 1930 ve 1937de üç kez onurlandırır burayı; vasiyetinin bir bölümünü de burada yazar. Tarih boyunca; Menüzır'ül Avalim'in yazarı Mehmet Aşık'a, Evliya Çelebi'ye, Katip Çelebi'ye, Theophile Deyrolle'a, Charles Texier'e, Ruy de Gonzales Clavio'ya, Minas Bijişkyan H.W. Lowry'ye, Şakir Şevket'e ünlü şair Hamamizade İhsan'a Mahmut Göloğlu'na ve daha binlercesine konu olur Trabzon: Bir sevdayı, bir tutkuyu insanın yüreğine nakışlayarak, tarihle iç içe bir büyük serüveni yaşayarak...

Trabzon, Karadeniz coğrafyasında, dünden bugüne getirdiği güzelliği, toprağında boy veren insanının yüreğine bir sevgi olarak işler. Bir kemençe sesinin kıvrak, coşkulu büyüsünde, bir maninin aşkla yoğrulan sözlerinde, yerinde duramayan bir insan görürsünüz. Davul ve zurnanın, bu toprağın insanlarının sevincine kattığı o sarsıcı coşku, silah tutkusunu da içten içe ateşler. Neylersin; dağının dik yamaçları, denizinin o hırçın güzelliği, dalgasının karayı döven inatçılığı, yağmurun, ille de yağmurun o zifiri karanlığı, doğayla bir büyük mücadeleye hazırlar onu. El hüneriyle yaptığı kocaman takalar, dalgayla savaşa hazırdır artık. Kadının peştemalindeki renk belki de dağların zifin ve komar çiçeklerinden getirilmiştir. Kadın ki Karadeniz'de doğanın var gücünü omuzlayandır. Dağların vargit çiçekleri, köyüne dönüşünün habercisi olmuştur; kardelenler, dağlarına yükünü sarmaya...

lsmet Zeki Eyuboğlu, Karadeniz Aşk Türküleri'nde, bu güzelliklerden yüzlercesini bir araya getirir. Aşkla cinselliğin bir güzel dokumayla örüldüğü bu türküler, sevdayı; çoşkuyla yoğurur:

Ay vurur ayan ayan
Çık pencereye dayan
Geliyurum ufağum
Uykudayisan uyan

Sevdaluk ede ede
Alişdi canlarumuz
İkimizi bir vurun
Garişsun ganlarimuz

Gün gelir, bir türkü eşliğinde denizden ağlarını çeker. Gün gelir horonun o ter atan ritmine kaptırır kendini. Topladığı fındığı yemyeşil çimenlerin çevirdiği bir harmana dökerken, tütünün demet demet yaprağını bir ipe dizerken de aynı sevdanın içindedir.

Ya hamsi? Hamsisiz edemeyen bir halkın türküsüdür söylenen. Ömer Turan Eyuboğlu'nun dizelerinde şöyle boy verir:

Kız Fadime duydun mi
Gene Hamsi Çıkayi
Mubareğun hasreti
Yüreğimi yakayi

Hamsi üzerine nice türküler söylenmiş, nice şiirler yazılmıştır. Temeli, Dursun'u Fadime'yi konu edinen bir fıkra olsun da katıla katıla gülünmesin... söz mü? Derler ki kendisiyle bir çeşit dalga geçmektir bu. Belki de sevincini kendi kaynağında bulan bir insanlık kültürü.


Karedeniz'e özgü mimari yapı: Serander.
Yiyeceklerin konulduğu yerler

Bir bakar insan çevresine: trabzon Ayasofyası yüzlerce yıllık tarihinin kültürünü taşır içten içe. Altındere vadisindeki Sumela Manastırı, tarihi koyuda gezdirir, bir kayanın göğsüne gömülü durarak. Ya kentin içindeki Atatürk Köşkü? Gabayanidisten Cumhuriyete ordan bugüne denizi izleyen Soğuksuda, bir mücevher gibidir.

Bir yanı denizle, bir yanı dagla çevrili kentin yükseklerinde, bütün bir yaz, bir büyük aşkı harmanlayan yayla şenliği yaşanır. Kadırga'da Sis Dağı'nda, Honefter'de, Karapkalda, Izmiks'te, Şolma'da... Yurdun dört bir yanından, yurt dışından binlerce Karadenizli gökyüzünü tutan bulutların altında, kadın-erkek el ele tutuşarak bir büyük horonun halkasını oluşturur. En güzel giysilerini giymiş genç kızlar, kemençenin kıvrak sesinde, yarına yolculuğa çıkar.

Evliya Çelebi'ye göre Trabzonlular temiz giyimli, okumuş bilgili insanlardır. İçlerinde Farsça bilen şairler vardır. Çarşıları çok zengindir... trabzon çarşısında dünyaca tanınmış kuyumcularda, buhurdan, gülabdan, kılıç, gülsuyu kutusu, trabzon baltası ustalıkla yapılır.

Trabzon Roma Dönemi Tarihi

M.S.54-68 yıllarında Roma'yı yönetmiş olan Neron, Doğu Anadolu'da Roma nüfuzunu tekrar oluşturmak için düzenlediği seferde Trabzon'u ordusunun ihtiyaçalarını karşılayacağı bir üs olarak kullanmıştır. Bu amaçla I. Polemon'un torunu II. Polemon'nu tahtan indirerek Pontos Polemoniacus'u 6 şehre ayırıp M.S. 64 yılında Trabzon'u iltihak etmiştir. Devrin tarihçilerinden Tacitus, Trabzon'un elde tutulması mühim bir nokta olduğunu belirtir.
Trabzon'un Roma'ya ilhakından sonra Trabzon'da demirlemiş bulunan Polemon'un donanması da Roma Krallığı'nın Karadeniz donanması haline getirilmişti. Fakat Krallık donanması kumandanı olan Anicetus isyan ederek Trabzon'u ele geçirir ve trabzon limanında demirli olan donanmanın bir kısmını yakar. Roma İmparatoru Vespasian, Anicetus'un üzerine Virdius Geminus'u göndererek bölgede tekrar hakimiyeti sağlar.

Vespasian, Doğu Anadolu'da mevcut vasal krallıkları ilhak ederek bu sınırın Roma ordusu tarafından korunmasını sağlamış, sınırını koruyan birlikierine kolay destek sağlamak için trabzon bölgesini çevreleyen dağlardan askeri yollar inşa ettirmeye başlamıştı.

Roma'nin doğu hududunu koruyan Roma lejyonlarından birinin M.S. 117 yılında yerleştiği ve daha sonra önemli bir garnizon-şehir olacak olan Satala'nin (Gümüşhaneye bağlı Sadak köyü) limanı olan Trabzon, gelişmesine devam etmiş ve İmparator Traijanus (M.S.89-1 17) zamanında burada bir de darphane binası inşa edilmişti. Traijanus'tan sonra tahta çıkan Hadrianus (M.S. 117-138) ünlu seyahatlerinin birinde Trabzon'u da ziyaret etmiştir. Trabzon'da bugünkü Moloz mevkiinde bir mendirek, bir hipodrum, saraylar ve su kemerleri inşa ettirerek şehrin imarına büyük katkılarda bulunmuştur. trabzon kalesindeki Ortahisar denilen kısmın da onun zamanında inşa edildiği ileri sürülür. Hadrian'ın Trabzon'da yürüttüğü bu imar hareketlerine karşılık bugünkü Karluk tepesinde büyük bir heykeli dikilmişti.

Trabzon'un bu dönemi hakkındaki bilgileri Hadrianus tarafından Kapadokya valiliğne atanmış olan Arrianus'un, Eyalet bölgesinde çiktığı gezilerle ilgili raporlardan oluşan "Periplo" adlı eserinde buluyoruz. Eserinde Karadeniz sahillerini Trabzon'dan itibaren anlattığı için Sataldan Trabzon'a geldiği kabul edilen Arrianus "İmparator Sezar Traiano Adriano Augusto'yu Arriano selamlıyor" diye başlayan raporunda Trabzon'dan şöyle bahseder:

Ksenophon'un dediği gibi eski Yunan şehri ve Sinop kolonisi olan Trabzon'a vardik Senin ve Ksenophon'un baktığı yerden Karadenizi coşku ile seyrettik. Taşların pürüzlü yüzünden dolayı üzerindeki harflerin açık seçik okunmadığı sunaklar hala daha ayakta ve barbarlar (Yunanlı olmayan halk) tarafından yazılmış olduğu için Yunanca yazılar da hatalı bir şekilde kazınmış. Bu yüzden sunakları yeniden beyaz mermerden inşa etmeye ve yazıları okunaklı harfierle kazımaya karar verdim.

Senin heykelin parmağı ile denizi gösteriyor. Bir bakıma hareketi ile sana benziyor ama ama yapıldığı tarz sana benzemiyor. Ayrıca güzel de değil. Bunun için aynı yere senin adını taşımaya layık bir heykel gönder. Ölümsüz bir anıt için yer çok uygun.

Kare taşlardan pek küçümsenmeyecek bir tapınak da yapılmış. Fakat Hermes'in Heykeli ne bu tapınağa ne de bu yere layık. Eğer bana inanılyorsan en fazla beş ayak boyunda Hermes'in, bir de dört ayak boyunda Hilesion'un heykellerini gönder. Bence atası ile aynı tapınağı paylaşması hiç de fena fikir değil. Böylece, buraya gelenlerden kimi Hermes'e, kimi de Hilesio'ya kurban verecek ve her ikisi de Hermes ve Hilesio'nun takdirirni kazanacaklar. Hermes'in takdirini kazanacaklar, çünkü soyundan gelme birini şereflendirecekler; Hilesio'nun takdirini kazanacaklar çünkü atasını şereflendirecekler.

Ben de bir öküz kurban ettim, ama Ksenophon'un Calpe limanında kurban bulamayıp da öküz arabasından bir öküz kurban etmek zorunda kaldığı gibi değil. Trabzonlular'ın kendilerinin bana temin ettikieri gösterişli bir hayvanı kurban ederek orada extispicio törenini yaptık ve bağırsaklarının şerefine içtik.

Kime ilk olarak varlık diyoruz biliyorsun. Sen ki yapımızı tümüyle tanıyorsun ve herkesin duasını ve oyunu bizden daha az iyiliğinden yararlananlarında duasını ve oyunu hak ettiğini biliyorsun.

Arrianus raporunda bölgedeki halklarla ilgili olarak bazı bilgiler vermişti. Arrian'ın belirttiğine göre; Trabzonlular Colchiler'le komşu idi. Ksenophon'un çok savaşçı ve Trabzonlular'la duşman diye tanımladığı Drillerin Sanni/SanlTzan/Can'lar olduğunu belirterek Canlar'ı savaşçı ve hal, Trabzonluların can duşmanı olarak tanımlamaktadır. Silahla donatılmış yerlerde va kralsız yaşayan bu halkın Romalılar'a vergi borcu olduğunu fakat kendilerini haydutluğa verdikieri için vergi ödemeye zahmet etmedikierini yazarak, "Eger tanrı izin verirse ya görevlerini yerine getirecekler ya da köklerini kurutacağız" demektedir.

Osmanlı belgelerinde Samsun bölgesinin Canik olarak adlandırılmasına rağmen Arrianon'un bahsettiği Canlar'ın merkezinin Gümüşhane/Canca bölgesi olduğunu ve Canlar'ın buradan Araklı Burnu'ndaki Canayer'' kadar uzanan bölgede yaşadıklarını bölgedeki yer isimlerinden hareket ederek söyleyebiliriz.

M.S.224 yılında Philippus Arabs tarafından para basma yetkisi alınan Trabzon'un Neron'dan sonra başlayan parlak dönemi sona ermeye başlamıştı. Onun tamamen sönmesi ise Gotlar'ın yaptıkları saldırılar sonucu olmuştur.

M.S.254 yılında Karadeniz'in kuzeyindeki Bosphorus krallığının donanmasını ele geçiren Boranlar Trabzon'a saldırdılar. M.S.257 yılında yaptıkları ikinci saldırıda bir gece baskını ile şehre giren Boranlar, halkı kılıçtan geçirererek mabedleri yıktı ve şehri baştanbaşa yağmadılar. 30-40 yıl boş ve harabe halinde kalan şehir, İmparator Diocletanus (M.S 285-305) zamanında yeniden imar edilmeye başlandı. Bunun en önemli nedeni hiç şüphesiz doğuda Sasanilerle olan mücadeledir.

Trabzon Bizans Dönemi

Diocletianus (M.S.285-3O5) dönemi aynı zamanda Hıristiyanlığın Karadeniz bölgesinde yayılmaya başladığı dönemdir. Ordu içinde ve halk arasındaki Hıristiyanların imparatorluk tarihinde uğradığı son büyük takibat bu dönemde olmuş ve Hıristiyanlar tarafından Trabzon'un koruyucu azizi olarak kabul edilen St. Eugenios Boztepe'deki Mithras putunu kırdığı için bu dönemde ölüm cezasına çarpıtılmıştı.Aynı dönemde bölgedeki askeri birliklerdeki Hıristiyanlar tutuklanarak öldürülmüşlerdi. Daha sonra Hıristiyanlık devletin resmi dini olacak ve bölgede askeri garnizonların bulunduğu şehirler bu din şehitlerinin kanları ile sulanmış kutsal yerler haline gelecekti. Bu politika doğrutusunda Hıristiyanlaştırılan yerel halklar da din yolu ile merkeze bağlı, sadık teba haline geldi.
Diocletanus imparatorlukta yaşanan kargaşanın önüne geçmek ve birliği sağlamak için yönetimde birçok idari reformlar yapmış, geniş imparatorluk topraklarını ikisini Auğustus ve ikisini de Caesar'ın yönettiği dert bölgeye ayırarak yenetimin etkinliğini artırmak istemişti. Merkezi burokrasinin temellerini atan ve orduda yeni düzenlemeler yaparak eski disiplinini sağlayan Diocletianus'un oluşturduğu dört bölgeden biri de imparatorluğun doğu bölgesindeki toprakları kapsamaktaydı.

Müşterek hükümdar Maximianus'a devletin batı yarısını bırakıp İmparatotluğun daha zengin olan doğu yarısında ve çoğunluğu Nikomedia (lzmit)'te oturan Diocletianus'un ölümünden sonra çıkan kargaşanın ardından M.S.324'de tek başına tahta çıkan ve eski Yunan kolonisi Byzanytium'un yerinde M.S.324'te bir şehir inşaatına başlayan Costantinus M.S.330'da açılışını yaptığı Byzantıum/Constantinopolis/İstanbul'u devletin başkenti yapmıştı M.S.476'da İmparatorluğun tek başkenti haline gelen bu şehir daha sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun, büyük Roma İmparatorluğu'nun tek varisi durumuna gelmesi ile dünyanın sayılı şehirleri arasına girmişti.

Dioecletianus'un reformlarına göre Roma İmparatorluğu dört büyük Prefelikliğe, bu Prefelikler de 12 Dioecesisliğe ayrılmıştı. Bu düzenlemede Doğu Prefelikliği'nin Pontus Dioecesisliği'ne bağlı Pontos Polemoniacus vilayeti içinde olan Trabzon, yetkileri sınırlı sivil valiler tarafıdan yönetilirken, askeri bakımdan birkaç vilayeti kapsayan Armenia Duxlüğüne bağlı idi.

5. yüzyılın başlarına ait olduğu kabul edilen Notitia Dignitatum adındaki saray hizmetlileri ile askeri ve mülki idarecilerin resmi listesi olan belge bize Trabzon'un idari durumu hakkında daha ayrıntılı bilgi verir.

Bu belgeye göre Armenia Duxluğü içindeki 7 castellondan biri olan Trabzon'da Pontik II. Legionun karargahı da bulunmaktaydı. Aynı dönemde Sürmene'de bir piyade bölüğü ve Rize'de de bir suvari bölüğünden oluşan garnizonlar vardı. Bu yüzyılda Bizans'ın doğu sınırının Rize'nin doğusuna kadar gerilediğini düşünürsek bölgenin stratejik önemini daha iyi anlamış oluruz. Trabzon, Roma imparatorları Vespasien, Neron ve Hadrien zamanında üstlendiği, doğu sınırında yapılan Seferlerde ordunun ikmalinin sağlandığı bir üs ve liman gerevini Bizans İmparatorluğu döneminde de yüklenmiştir. Justinianos I.(527-565) zamanında batıda yapılan savaşlarda başarılar elde edilmişse de doğu sınırında İran'a karşı savunma sistemi zayıflamıştı.

Bu dönemde Justinianus, Trabzon'a gerekli önemi göstermiş, surlarını restore ederek savunmasını kuvvetlendirmişti. şehrin su ihtiyacını karşılamak için su kemerleri inşa ettirmiş ve bu kemere şehrin koruyucu azizi olan St.Eugenes'ın adını vermiş, şehirdeki bir çok kiliseyi yeniden restore ettirmişti. Rize'nin kalesini de restore ettirip savunmasını güçlendiren Justinianus bölgede birbiriyle bağlantılı birçok müstahkem mevki inşa ettirerek Rize'nin doğusuna kadar geri çekilen Bizans sınırını emniyet altına almaya çalışmıştı.

Trabzon'un civarında dağlık bölgelerde yaşıyan Can/Tzan/Sanni adı verilen halk tam itaat altına alınamadığı için çevredeki Bizans yerleşimlerine ya da ikmal kollarına sık sık baskınlar düzenliyor yağma yapıyorlardı. Justinianus, Gümüşhane/Canca'dan Araklı burnuna kadar olan bölgede yaşayan Canları yenerek Bizans hakimiyeti altına almak için M.S.528 yılında yerli komutanlardan Tzitas'ı göndermiş ve onları itaat altına almıştı. Sık ormanlarla kaplı bölgede ormanları kestirerek yollar açtırmış, bu yolların emniyetini sağlamak için kuleler inşa ettirmiş ve bu halkın Hıristiyanlaşarak dindar ve itaatli insanlar olması ve imparatorluğun sınırlarında muhafızlik yapmaları için çalışmıştır.

Heraclius döneminde (610-641) Anadoluda İran istilası yayılmış, İranlılar İstanbul önlerine kadar ilerlemişlerdi. Heraklius Anadolu arazisini askeri bölgelere(Thema) ayırarak yeni bir düzenleme yapar. Kolordu manasındaki Thema kelimesinin ad olarak verildiği bu bölgelere askeri birlikler iskan edilimiş, askerlere sonradan çocuklarına bırakabileceği araziler verilmiştir.

Tarihçiler Heraclius'un 622 ile 628 arasında İranlılar üzerine üç sefer yaptığını kaydeder. 622 ve 623 yıllarındaki seferlerde ordunun ikmali için Karadere-Satalayolunu kullanan Heraclius 625 kışını Sivas üzerinden çekildiği Karadeniz bölgesinde geçirir. İran ordusunun Anadoluyu baştan başa geçerek Kadıköy'e kadar ilerlediği zaman Heraclius Trabzonun doğusunda, Karaderenin yanındaki Sürmene/Sousourinama (bugünkü Araklı)'da idi. Buradan kuşatma altındaki başkenti ile kolayca haberleşmeyi sağlarken Hazar Türklerinin liderleri ile görüşmeler yaparak Bizans-Hazar ittifakını gerçekleştirmiş ve İran'ı yenerek 628'de başkente muzaffer bir şekilde dönmüştü.

Bizans devletinin İran'a karşı kazandığı zaferlerin başlangıç yılı 622 Hz.Muhammed'in Mekkeden Medineye hicret ettiği yıl idi. İranlıların İstanbul kapılarına dayandığı sıralarda Hz.Muhammed' inen Rum Suresi'nde mağlup olan Romalıların birkaç yıl içinde kazanacaklarını ve o gün inananların ferahlanacağı bildirilmekteydi. Nitekim Romalıların yendiği ateşe tapan Sasamler peygamberin vefatından birkaç yıl sonra Müslümanların ilk hücumu ile yıkılmış, Bizans ise İran'la yaptığı savaşlarda elde ettiği doğu eyaletlerini kaybetmişti.

Hz. Ömer zamanında (634) Bizans topraklarına giren Muslümanlar 636'da Yermuk savaşında Bizans ordusu yenmişti. 646' da Bizans'ı Mısır'dan da atan Suriye valisi olan Muaviye komutasında Müslüman Araplar kuzeyde Kayseri'ye kadar olan toprakları işgal etmiş 663'de yeniden başlayan Arap akınları batıda İzmir ve İstanbul'a kadar ulaşmış ve 674 yılında İstanbul kuşatılmıştı.

7. Yüzyıl başlarında Bizans'ın İran ve Araplarla yaptığı yıpratıcı savaşlar sonucu Anadolu harab olmuş ve nüfus azalmıştı. Balkanlarda Bulgar ve Slav kitlelerine karşı zafer kazanmış olan Bizans onları Anadoluya geçirerek Araplara karşı savunmada onlardan yararlanmıştır.

Anadolu'ya yönelen Müslüman Arap akınları trabzon bölgesinide hedef almış 705-711 yıllarında Ankara'ya kadar ilerleyen Araplar aynı dönemde trabzon bölgesine de yönelmişlerdi. 715'te Arapları trabzon bölgesinden atan Anatolikon Theması'nın Strategos'u Isauralı Leon daha sonra Bizans tahtını da eline geçirmiştir.

Anadolu'da Müslüman Araplarla Bizans arasında sürüp giden mücadeleye ilerdeki asırlar boyunca doğuda Müslüman olmaya başlayan Türkler İslam ordusunda, Karadeniz'i kuzeyinden Balkanlara inmiş ve burada Bizansla ilişkiye geçmiş olan Bulgar, Uz, Peçenek Macar gibi Türk kitleleri de Bizans ordusunda hizmet etmiştir.

Maveraünnehir bölgesinden gelen çok sayıda Müslüman olmuş Türk boyu uc vilayeti denilen Bizans sınırına yerleşririlmiş ve asırlar boyu süren bir mücadele döneminde Afşin, Aşnas, İnak, Boğa el-Kebir Vasıf el-Türki gibi bir çok ünlü Türk komutan sahneye çıkmıştır.

Doğuya yaptıkrı seferlerde Trabzon'u üs olarak kullanan bir başka Bizans İmparatoru Basileios II. (967-1025)'dir. Hayatının son yıllarında Gürcistan ve Vaspurağan bölgelerini Bizans'a ilhak eden Basileios 11.1021/22 kışını Trabzon'da geçirirken burada Abhazya'ya yapacağı sefer için donanma inşa ettiriyordu. Bu sırada Ermeni Ani Kralı Symbad (1018-1041) Basileios'a bir heyet yollayarak Gürcü müttefiklerinin başına gelenlerden kurtulmak için ülkesini ölümünden sonra Bizans'a bırakmak için bir anlaşma önermişti. Bu isteği kabul edilen Symbad'dan başka Vaspuragan Kralı Senek'erin ve komşusu İbn ad-Dayrani de Trabzon'a heyet göndermiş ve devletlerini para karşılığı Bizans'a satmışlardı.

Müslüman Araplarla Bizans arasında 7.yy da başlayıp 11 .yy sonuna kadar devam eden mücadeleyi Selçuklu Türklen'nin Anadolu'yu Müslümanlaştırıp Türkleştirmelerinin bir başlangıcı olarak görmek gerekir.

Malazgirt savaşı öncesi daha ziyade keşif ve yağma gayesi ile yapılan akınlarar Malazgirt'ten sonra iskan etme ve yurt açma gayesi taşıyordu. Nitekim 1071'de Malazgirt zaferinden sonra Tükmenler tüm Anadolu'a yayılmış ve zaferi takip eden ilk yıllarda Türk akıncıları trabzon bölgesini ele geçirmişti.

Trabzon ve çevresini Türkmenlerden kurtarmak için bir ordu ile bölgeye gönderilen Bizans ordusunun komutanı olan Thedore Gavras, 1075 yılında bölgeyi Türkmenler'den geri alır. Bu başarıdan sonra İstanbul'a dönen Thedore Gavras Bizans İmparatoru Aleksius Komnenos I. (1081-1118) tarafından trabzon ve çevresini içine alan ve merkezi trabzon olan Haldiya Themasının valiliğine atanır.

Burada adeta bağımsız bir şekilde davranan Thedore Gavras Niksar ve Şebinkarahisar'ı Emir Danişmend Gazi kuvvetlerine karşı müdafa eder ve Trabzon'un sınırlarını Bayburt bölgesine kadar genişletir. Trabzon'u Gürcü akınlarına karşı savunur. Samsun'dan Gümüşhane'ye kadar olan bölgede iç kesimlerden sahile inen geçitleri kontrol altında tutacak kalelerden bir savunma sistemi oluşturarak Samsun'dan Trabzon'un doğusuna kadar olan sahili emniyet altına alır.

1098'de Bayburt yakılarında ve Çoruh nehri kenarında Danişmend Gazi'nin oğlu İsmail ile tutuştuğu bir savaşta öldürülen Thedore Gavras'tan sonra oğlu Gregory Gavras (Taronites) 1103'te trabzon valiligine (Haldiya Düklüğü) atanmıştır. Babasının trabzon valiligi esnasında İstanbul'da rehin tutulan Gregory babası tarafından 1091'de Sinop'a kaçırılmış fakat sonra iade edilmişti. Babasının gibi o da trabzon bölgesinde bağımsız hareket ediyordu. 1106'da Emir Danişmend'le evlilik yolu ile bir ittifak kurmuş ve Şebinkarahisar kalesindeki varlığını sağlamlaştırmıştı. Bu davranışı nedeni ile muhtemelen 1107'de İstanbul'dan John Komnenos kumandasındaki bir kuvvet tarafından yakalanmış ve İstanbul'a gönderilmiş, fakat daha sonra affedilerek itibari iade edilmiştir.

1119'dan önce trabzon valiliğine atanan Constantin Gavras da çevresindeki Türkmenler'den destek alarak bölgeyi Bizanstan yarı bağımsız bir şekilde yönetmişti. 1140 sonlarına kadar Trabzon'da hüküm sürdüğü kesin olan Costantin Gavras trabzon Çevresindeki Türkmen emirlerinden Mengücekli İshakla ittifak yaparak 1120'de Artuklu Belek ve Danişmendli Melik Gazi kuvvetleri ile Şiran yakınlarında karşılaşır. Bu savaşta trabzon ve Mengücekli ittifakı yenilgiye uğrayarak çok ağır bir zaiyyat verirler. Constantin Gavras'in 5000 askeri öldürülmüş kendi ve Mengücekli İshak Bey esir düşmüştü. İshak Bey Artuklu Belek'in damadı olduğu için canını kurtarırken Constantin Gavras da 30.000 Dinar karşılığı fidye ödeyerek serbest kalmıştı.

1139-1140'da Johon Komnenos II (1118-1143)'nin Canik bölgesine bir sefer düzenlediğini ve Haldiya Themasını tekrar Bizans'a bağladığını görüyoruz. Bu sefer sırasında Isaac Komneos'un oğlu olan Jhon Komnenos (çelebi) Selçuklulara katılmış ve Sultan Mesud'un kızı ile evlenmiştir. Constantin Gavras'ın ölümünün bu seferden sonraki bir tarihte olması muhtemeldir ve tekrar Bizans İmparatorluğu'nun bir parçası haline gelmiş olan Haldiya Themasına 1160'ların ortalarında Nikephoros Palaiogolos yeni dük olarak atanmıştır.

Gavras ismi kesinlikle Yunanca, Pontus Rumcası veya Lazca değildir. Haldiya Theması orijinli olduğu kabul edilen ailenin birkaç üyesinin de Selçuklu sarayının hizmetinde olduğu biliniyor. Bunlardan Ihtiyar ad-din Hasan bin Gavras, Sultan II.Kılıç Arslan'ın vezirleri arasındadır.
Trabzonda Osmanlı İmparatorluğu Dönemi

Osmanlıların Trabzon'u ilk ele geçirme teşebbüsü babası Aleksius IV.'yu öldürerek tahtı eline geçiren Kalo loannes (1429-1458) zamanında olmuştur. Osmanlı tahtındaki II.Murat donanmayı trabzon uzerine göturerek şehri ele geçirmeye çalışır. Karadeniz'e çıkan Osmanlı donanması trabzon önlerine gelmiş karaya asker çıkartarak şehri kuşatmış fakat alamamıştı. Şehrin civarını yağmalayıp esirler aldıktan sonra buradan ayrılan donanma daha sonra Kırım sahillerine yönelmiş fakat çıkan bir fırtına nedeniyle perişan bir vaziyette geri dönmüştü. Trabzon'un II. Murad döneminde yıllık 3000 altın vererek Osmanlı tahtına bağlanmış olduğunu biliyoruz. Yerine geçen oğlu II.Mehmet, İstanbul'un fethinden sonra Bizans ileri gelenlerinden bir kısmının Trabzon'a sığınması ve trabzon Krallarının kendilerini Bizans'ın tek varisi görmeleri. üzerine trabzon meselesini uygun bir zamanda çözmeyi kafasına koymuştu.
Bu sırada Safevi Şeyhi Cüneyt, Suriye'den kaçmak zorunda kalınca Kelkit suyu havzasına gelerek Canik dağlarındaki Türkmenler arasında büyük bir propağanda faaliyetine başlamış, destekçisi Niksar emiri Taceddinoğlu Mehmet Bey ile çevresine topladığı 4-5 bin kadar kuvvetle 1456 yılında trabzon üzerine yürümüştü. Amacı trabzon şehri ve etrafındaki bazı kasaba ve köylerden müteşekkil ve iç karışıklık yaşayan Komnenos Rum Krallığını başkenti Trabzon'u ele geçirip kendi devletini kurmaktı.



Kalo Loannes Şeyh Cüneyt'i Akçabaat'ın batısındaki Akçakale de karşılamıştı. Kendisi donanma ile sahilden ilerlerken, kara ordusuna da Mesohaldıa prensi Pansebastos Alexandder komuta ediyordu. Meliares'e yerleşen Şeyh Cüneyt kuvvetleri Kapanion boğazında Trabzonun kara ordusuna saldırır. Donanma yardım için denizden asker çıkartmaya teşebbüs ettiği bir sırada çıkan fırtına nedeniyle sahilden uzaklaşmak zorunda kalır. Bu durumda cesaret alan Şeyh Cüneyt kuvvetleri taarruza geçerek Pansebastos'u oğulları ile birlikte öldürmüş ve çok sayıda esir alarak trabzon kuvvetlerini dağıtmıştı.

Bu zaferden sonra şehrin surlarına kadar ilerleyen Şeyh Cüneyt esirler arasında bulunan sarayın İmrahor ve başarabacısı Mavrokostas'ı surlar önünde astırmıştı.. Şeyhin Trabzon'a yürümesi trabzon için tam bir felaket olmuş şehirde çıkan bir yanğın nedeniyle halkın çoğu şehri terk ederek kaçmıştı. Şehirde imparatorla birlikte sayıları elli kadar olan muhafızlar vardı. Şeyh bu durumdaki şehri üç gün süren saldırılarına rağmen alamamış sağlam kale duvarlarını aşamamıştı.

Şeyhin trabzon üzerine yürüdüğü sırada Fatih Sivas ve hudut beylerbeyi olan Hızır Bey'e emir vererek trabzon üzerine gitmesini emretmişti. Hızır Bey'in üzerine geldiğini anlayan Şeyh Cüneyt derhal kuşatmayı kaldrmış ve Torul'a çekilmiş, birkaç defa saldırdığı Torul Kalesi'ni ele geçiremeyince Kelkit bölgesinden Uzun Hasan'a gitmişti. Bu olaydan sonra trabzon kralı ile 2000 altın vergi ödenmesi ve anlaşmanın Fatih'e onaylatılıp verginin ödenmesi durumunda serbest bırakmak üzere rehineler alınması şartı ile anlaşma imzalayan Hızır Bey geri dönmüştü.

Trabzon kralı Kalo Loannes bir yandan kardeşi David'i Fatih'e gönderip an1aşmanın şartlarını yerine getirmeye çalışırken diğer yandan da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a elçiler gönderip onun desteğini istemişti. Varılan anlaşma gereğince kızı Thedorayı Uzun Hasan'a vermeyi kabul eden Kalo bannes, Gürcü Kralı ve Karamanoğlu ile de temasa geçmiş Fatih'e karşı bir ittifak oluşturmaya çalışıyordu. Fakat bunları gercekleştirmeye fırsat bulamadan 1458'de öldu. oğlunun yaşı çok küçük olduğu için yerine kardeşi David (1458-1461) geçti.

Kardeşinin izinden yürüyen David kızkardeşini Uzun Hasan'la evlendirmiş Papa'ya elçi göndererek yeni bir haçlı seferi düzenlenmesini istemişti. Bunun üzerine Papanın bir elçisi, Trabzon, Gürcistan, Konya ve Diyarbakır'ın batı ile ittifakını tesis etmeye çalışmıştı.

Balkanlar ve Mora'daki durumu kontrol altına alan Fatih Anadolu'daki bu fitneyi temizlemek için harekete geçmiş ve 1461 yılında Sinop, Koyulhisar ve Trabzon'u fethedeceği sefere çıkmıştı.

Gelibolu sancak beyi Kasım Bey'in komutasındaki Osmanlı donanmasının da katıldığı bu sefer esnasında önce Sinop üzerine yürümüş, burası alındıktan sonra doğuya yönelmişti. Doğuya doğru gidilirken seferin asıl hedefinin neresi olduğu ordudakiler tarafından bilinmiyordu. Fatih'in doğuya doğru ilerlediğini duyan Uzun Hasan da ordusunu toplamış ve Koyulhisar civarında Osmanlı ve Akkoyunlu öncüleri çatışmıştı.

Koyulhisar'ın alınmasından sonra Erzincan yakınlarındaki Yassıçimen yaylasına gelindiği zaman Uzun Hasan Annasi Sara Hatun'u bir elçi heyeti ile Fatih'in ordugahına yollamış ve yapılan anlaşma gereği Fatih kuzeye trabzon üzerine yönelirken Uzun Hasan da ordusu ile Gürcistan üzerine yönelmişti.

Uzun Hasan'ın annesini yanında alıkoyan Fatih, Bayburtun batısından geçerek Doğu Karadeniz dağlarına çıkmıştı. Karla kaplı olan sarp dağları aşmak için ordunun ağırlıklarını geride bırakan Fatih ordusunu iki kola ayırarak Vezir-i azam Malhmut Paşa komutasındaki bir kolu Trabzon'u batı yanından kuşatmak üzere önden yollamış kendisi de kazmacı ve baltacıların güçlükle açtığı yollardan, bazan atından inip elleriyle tutunup tırmanarak ilerlemiş ve şehrin doğu tarafından Trabzon'a ulaşmıştı. Bu zor yolculuk esnasında Uzun Hasan'ın annesi Sara Hatun Fatih'i Trabzon'u almaktan vaz geçirmeye çalışmışsa da bunda muvaffak olamamıştı.

Fatih Trabzon'a geldiği zaman donanma da trabzon önlerine gelmiş 28 gündür şehri kuşatma altına almıştı. trabzon Kralı David Fatih'in önünün Uzun Hasan tarafından kesileceğine inandığı için karaya asker çıkartıp şehree saldıran donanmaya karşı direniyordu. Fakat Fatih'in birdenbire Trabzon'a gelmesi üerine şaşkınlığa düşmüştü. İlk önce direnmek istemişse de başka çaresi kalmadığını anlayarak teslim olmayı kabul eder. Böylece trabzon 15 Agustos 1461 tarihinde Fatih tarafından fethedilir.

Şehrin Fetih tarihi ile ilgili bir anlaşmazlık söz konusudur. Bazı araştırmacılar Trabzon'un Fatih tarafından 26 Ekim 1461'de fethedildiğini ileri sürerler. Nitekim trabzon Belediyesi de bu tarihi kabul edip fetih şenliklerini bu tarihte yapmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri Fatih'in bu seferini anlatan Osmanlı kaynaklarının fethin tarihini bildirmemesidir. Hatta bunlar seferin yapıldığı yıl konusunda bile hemfikir değillerdir.

Şehri teslim eden David Komnenos ailesi ile birlikte şehirden çıkarak padişahın otağına gelir ve Fatih tarafından iyi karşılanır. Aile efradını ve değerli eşyalarını yanına almasına müsaade edilerek verilen Serez Sancağına gitmek üzere gemilere bindirilerek İstanbul'a gönderilir. Daha sonra şehri gezen Fatih, Kral ve ailesi ile birlikte, krala bağlı beylerin ve şehrin nüfuzlu ailelerinin de taşınabilir eşyalarını yanlarına alarak gemilere bindirilmesini ve İstanbul'a gönderilmelerini emreder.

Trabzon'da birkaç gün kalan Fatih, Gelibolu Sancak Beyi Kazım Bey'i trabzon valiliğine atamış, şehrin içindeki ahaliden 1500 kadarını gemilerle İstanbul'a göndererek Fener ve Balat civarında yerleştirmişti. Böylece boşaltılan şehre Niksar, Sonusa, Ladik, Amasya, Bafra, Osmancık, İskilip, Çorum, Gümüş, Merzifon, Tokat, Samsun, Turhal, Zile, Gölcanik, Satılmışcanik, Kağala ve Vezirköprüden toplam 258 Türk ailesi gönderilmiş ve şehrin içi tamamen müslümanlardan oluşan nüfusla iskan edilmişti. Bu ailelerden bir kısmı bizzat Fatih'in emri ile ve Trabzon'u şenlendirmek arnacıyla bulundukları yerlerin kadılarına yazılan emirle Trabzon'a sürgün edilmiş bazıları da kendi istekleri ile gelerek şehre yerleşmişlerdir.

Fethin tanığı olan Tursun Bey, Fatih'in tarihini yazdığı "Tarih-i Ebül-Feth" adlı eserinde Trabzon'un fethini ve fetihten sonra yapılan işleri anlatmaktadır.

Fatih'in Trabzon'dan ayrılmasından sonra şehre yönetici olarak bıraktığı Kasım Bey şehir ve civarındaki toprakları tahrir ettirip Osmanlı timar sistemine göre organize etmişti. Bu tarihlere ait kayıtlardan elde ettiğimiz bilgilere göre Kasım Bey de trabzon bölgesinden Rumeli'ne bazı sürgünler yapmıştı.

Trabzon sancağına ait eldeki en eski Tapu Tahrir defteri olan ve Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver 828 numarada kayıtlı 1486 tarihli defterde yer alan bilgileri değerlendirdiğimiz zaman, Trabzon'un fethini müteakip ilk yirmi beş sene içinde Trabzon'dan dışarıya, özellike İstanbul ve Rumeli taraflarına Fatih ve Kasım Bey'den başka Vilayet-i Rum'u tahrirle görevlendirilmiş bulunan Umur Bey'in de sürgünler yaptığını ve bu dönem içinde toplam altı büyük sürgün yapıldığını söyleyebiliriz.

Fatih'in Trahzon'un fethini müteakip şehre yerleştirdiği Türk ailelerden başka Balkanlardan çok sayıda Arnavut, Boşnak aile trabzon bölgesine gönderilip yerleştirilmişti Bunlardan bazlarına ve Kosova, Üsküp, Kalkandelen, Morno, Belğrad, Manastır, Niğbolu, Sofya, Filibe, Avlonya gibi Balkan şehirlerinden gönderilen Rumeli sipahilerine Trabzon'a bağlı yerlerden timarlar verilmiştir.

Fatih'in trabzon üzerine yürüdüğü seferde Harşit Vadisi'nin iki yakasındaki toprakları elinde tutan ve merkezi Kurtun olan Çepni Beyliği de Osmanlı topraklarına ilhak edilmişti. Beylik toprakları Çepni Nahiyesi ve Vilayet-i Çepni olarak trabzon Sancağına bağlanırken Çepni beğleri ile Çepni beğliğinin hizinetinde bulunan beğlere birçok imtiyazlar tanınmış bazılarına da timar verilmişti.Trabzon'un batı yanındaki dağlarda yaşayan Çepnilerin bir kısmı 15.yy sonlarından itibaren doğuya kaydırılarak bu bölgelerin de Türkleştirilmesi temin edilmişti.

Trabzon'un doğusunda kalan topraklarda Balkanlardan gönderilenler ve Trabzon'un batısından sevkedilen Çepnilerden başka Yavuz Sultan Selim'in trabzon valiliği esnasında Doğu Anadolu bölgesinden Safevi katliamından kaçarak Trabzon'a sığınmış çok sayıda Akkoyunlu ve Akkoyunlulara tabii sunni gruplar iskan edilmişti.

Akçaabat, Maçka, Torul, Yomra, Sürmene, Of, Rize, Pazar (Atine), Laz nahiyelerinden ve Trabzon, Rize, Of, Görele, Tirebolu, Giresun kalelerinden müteşekkil olan trabzon Sancağına bağlı topraklar bir müddet eyalet teşkilatınna bağlanmamış ve Kasım Bey'den sonra Sinop Hakimi Hızır Bey, Hayrettin Paşa, Zagnos Paşa, Ali Bey ve Mehmet Paşa vali olarak atanarak müstakil sancak olarak yönetilmiştir.

Fatih'in seferi esnasında bölgede fethedilemeyen Akçaabat yakınlarındaki Akçakale, Torul gibi yerlerin fethi tamamlandıktan ve Uzun Hasan'ın kayınbiraderi olan Trabzon'un eski Kralı David'le temasa geçerek trabzon bölgesinde çıkardığı kargaşalıklar ve Uzun Hasan meselesi halledildikten sonra bölge II.Bayezıd'in vali olarak bulundugu Amasya'ya (Vilayet-i Rum'a) bağlanmış ve bir şehzade sancağı olarak organize edilip II.Bayezıd'in büyük oğlu Şehzade Abdullah tahminen 1470'de buraya sancakbeyi olarak atanmıştı.

1483 yılında Saruhan valisi iken ölen Şehzade Abdullah'tan sonra Tacettin Sinan Bey'in vali olduğu trabzon 1487'de şehzade Selim'e verildi. Annesi Abdüssamed kızı Gülbahar Hatunla Trabzon'a gönderilen Yavuz Sultan Selim Trabzon'da ölen annesi için Hatuniye Camii'ni yaptırmış (515) ve vakıflar tesis etmiştir.Yavuz Sultan Selim'in oğlu Kanuni Sultan Süleyman 1494'de Trabzonda doğmuş, 1503'de iki kızı Trabzon'da ölmüş ve burada defnedilmiştir.

1510'a kadar 23 yıl Trabzon'da valilik yapan Yavuz Sultan Selim, bu sürede Pazar ve Arhavi bölgelerine saldırılarda bulunup yağma yapan Abhaz, Gürcü ve Ermenilere karşı seferler yapmış, doğu sınırının ve bu bölgedeki mamur köylerin yağmacılara karşı muhafazasını martalosluk görevi ile Lazlara vermişti.

Yavuz'un Trabzon'dan ayrılmasından sonra valiliğe Yavuz'un Trabzon'da kaldığı dönemde Trabzon'un Miralay'ı olan İskender Paşa atanmıştı. Yavuz'un Çaldıran Savası'nda ordunun ikmalinin sağlandığı bir üs görevini yapan Trabzon, bu seferlerde Bayburt'u fethederek yararlılıklar gösteren ve Erzincan Beylerbeyi olarak Doğu seraskerliğine atanan Bıyıklı Mehmet Paşa'ya verilmişti. Daha sonra Kastamonu Sancak Beyi Mustafa oğlu İskender Paşaya verilen trabzon sancağı, Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatı esnasında Batum ile birleştirilerek yeni bir eyalet haline getirildi.



Trabzon'a atanan valiler 18 ve 19.yy'da daha çok Karadeniz sahillerine inen Ruslarla yapılan savaşlarda hudut kaleleri muhafızlığı ve seraskerlik görevi yapmışlardı. Bu görev sırasında çevre vilayetler de kendilerine bağlandığı için nüfuz ve gücü artan trabzon valileri görevde bulundukları sırada bölgedeki ayan ve derebeylerden de yardım istemiş, bunların da nüfuzunun artarak birçoğunun hanedan haline gelmesine yol açılmıştı.

1809'da Ruslar Trabzon'u bir baskınla ele geçirmeye teşebbüs etmiş, fakat çıkan fırtına nedeni ile karaya çıkamayınca, Akçabat'ın batısında Sargana burnunda karaya çıkmışlardı. Bölgede bulunan kuvvetlerin ve çevreden toplanan köylülerin yardımı ile geri püskürtülen Rusların Trabzon'u ele geçirme hayalleri yüzyılı aşkın bir sure daha devam etmiş ve Birinci Dünya Savaşı'nda Doğu Anadolu'dan ilerleyen Rus kuvvetlerinin bir koluda Karadeniz'deki Rus Donanması'nın desteğinde Doğu Karadeniz sahillerinden Trabzon'a doğru ilerlemişti.

29 Ekim 1914'de Osmanlı Donanması'nın Karadenizin kuzey sahillerindeki Rus limanlarını bombalamasından sonra, 1 Kasımda Rus ordusu Doğu Anadolu'ya girmiş ve Osmanlı Rus savaşlarının sonuncusu başlamıştı. Trabzon'u Doğu Anadolu'daki 3. ordunun ikmal üssü olarak kullanmayı planlayan Osmanlı erkanı, donanmanın Karadeniz'deki üstunluğünü Rus donanmasına kaptırdıktan sonra Trabzon, Rus donanmasının saldırılarına açık ve Doğu Anadolu'daki ordumuz ise ikmal yolundan mahrum kalmıştı.

22 Aralık 1914'te başlayan Sarıkamış harekatındaki bozgundan sonra, derme çatma kuvvetlerden oluşan sahil müfrtezemize yüklenen Ruslar 27 Mart 1915'te Artvin'e girmiş ve sahildeki kuvvetlerimizi donanmalarının da desteği ile Kemal Paşa'dan Hopa'ya oradan da Arhavi'ye doğru sürmeye başlamışlardı. Rusların Avrupa cephelerinde uğradığı bozgun nedeni ile Arhavi deresi boyunca yaklaşık bir yıl durdurulan Rus ilerleyişi 5 Subat 1916'da tekrar başlamış ve 19 Subat'ta Pazar'ın doğusundaki Furtuna Deresi boyunca tekrar durdurulabilmişti.

4 Mart'ta Pazar'a çıkartma yapan Ruslar donanmalarını ağır bombardımanı ile hallaç pamuğu gibi attıkları Furtuna Deresindeki savunma hattını yarmış ve 8 Mart'ta Rize'ye girmişlerdi. Çevre köy ve kazalardan gelen gönüllülerle Of'un doğusunda Baltacı Deresi boyunca durdurulmaya çalışan Ruslar, 28 Martta buradaki savunma hattını yararak Of'a girmiş ve 2 Nisan'da Karadere önlerine ulaşmıştı. 7 Nisan'da Rize'ye ve 8 Nisan sabahı Sürmene'ye çıkardıkları 2 tugaydan oluşan 10.000 kişilik takviye kuvvetleri ile Karadere'deki Türk savunma hatlarına yüklenen Ruslar, 13 Nisan'da Karadere'yi geçmiş ve 18 Nisan 1916'da Trabzon'u işgal etmişlerdi.

Ruslar Karadeniz sahillerinde ilerlerken bölgedeki Türkler de Rus işgali altında yaşamamak için büyük bir göç başlatmışlar, perişan bir halde batıya doğru ilerleyen muhacır kafileleri Rusların hızlı ilerleyişi karşısında geri çekilmek zorunda kalan asker müfrezeleri ile karışmıştı.

Bayburt bölgesindeki kuvvetlerimiz tarafından Trabzon'u geri almak üzere bir karşı tarruz planlanmış, taarruzun ilk ayağı olan Sürmene'nin güneyindeki Madur ve Polut zirvelerinin ele geçirilmesini Çanakkale'den 3.Ordu'yu takviye için bölgeye gönderilen birlikler tarafından başarı ile gerçekleştirilmişti. 22 Haziran 1916 gecesi başlayan taarruzla Ruslara öneinli bir darbe vurulmuş fakat Rusların tüm cephede başlattıkları genel taarruz ve Bayburt'un güneyinden cephenin yarılması nedeni ile trabzon üzerine gidilememişti.

Sahilden ilerleyerek 21 Nisan'da Akçaabat'a, 21 Temmuz'da Vakfıkebir'e, 2 Agustos'ta da Göreleye giren Ruslar 21 Ekim'de Harşit çayına ulaşmışlardı. Uzatan savaş nedeni ile Rusya'da karışıklıklar çıkmış ve 9 Mart 1917'de ihtilal olmuş, yeni kurulan Kerenskiy hükümetinden sonra Bolşevikler 7 Kasım 1917'de iktidarı ele geçirmişti. Yeni hükümetin 17 Aralık 1917'de Almanlarla imzaladığı Brest Litovsk anlaşmasından sonra 18 Aralıkta Erzincan'da Ruslarla bir mütareke yapılmıştı.

Cephe gerisindeki Ermeni kuvvetlerinin katliamlara girişmesi üzerine 12 Şubat 1918'de harekete geçen Türk kuvvetleri sahilden süratle ilerlemiş ve 24 Şubat'ta Trabzon'u boşaltmaya hazırlanan Rusların elinden şehri almıştır.