1. #1
    Vanlı65 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Nisan.2007
    Mesajlar
    169



    Okumanız Dileyiğle

    Van Anadolu'nun en büyük kapalı havzası olan Van Gölü kıyısında toprakları verimli, akarsuları bol, iklim koşulları oldukça elverişli bir yerleşim merkezidir. Bu yüzden tarihin eski çağlarından beri birçok medeniyetin hakim olduğu bir yer olmuştur.
    Tarihi
    Eski Van'dan bir görünüm

    Arkeolojik araştırmalara göre Van ili yazılı tarih öncesi dönemleri M.Ö. 5000 - 3000 yılları Kalkolitik dönem başlarına kadar uzanmaktadır. M.Ö. 2000 yılında bu bölgede ilk olarak devlet kuranlar Hurrilerdir. Daha sonra Hurrilerin bölgedeki devamı olan yerli kavimler tarafından M.Ö. 900 yıllarında başkentleri Tuşba ( VAN) olan Urartu devleti kurulmuştur. Urartular M.Ö. 612 yılına kadar Van Bölgesinde güneyde yukarı Mezopotamya'ya kadar uzanan topraklarda hüküm sürmüşlerdir. M.Ö. IX. Yüzyılda Kral Sarduri tarafından Van kalesi yaptırılmıştır.
    Tarihi
    1923 Van Kalesi

    Tarihi

    M.Ö. VII. Yüzyıl başlarında Mezopotamya'dan Anadolu'ya akınlar düzenleyen Asurlular, Van kalesini ele geçirince, Urartular Tuşba yakınlarında Rusahinili (Toprakkale) şehrini kurarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. M.Ö. 612 yılında Anadolu'ya gelen Medler, büyük Urartu Kırallığı'na son vermişlerdir

    Yerleşik bir nizam kuramayan Med Krallığı, Persler'e yenilip yıkılınca Van ve yöresi M.Ö. 332 yılına kadar Pers, M.Ö. 129 yılına kadar Büyük İskender'in doğu seferinden sonra Makedonyalılar ve M.Ö. 88 yılına kadar da Partların egemenliğinde kalmıştır.

    Yerleşik bir nizam kuramayan Med Krallığı, Persler'e yenilip yıkılınca Van ve yöresi M.Ö. 332 yılına kadar Pers, M.Ö. 129 yılına kadar Büyük İskender'in doğu seferinden sonra Makedonyalılar ve M.Ö. 88 yılına kadar da Partların egemenliğinde kalmıştır.
    tarihi dönem içerisinde Van ve yöresi Romalılar ile Sasaniler arasında çatışma sebebi olmuştur. M.S. 395 yılına kadar Sasani, sonra da Bizans egemenliğinde kalmıştırHz. Osman zamanında Bizans'ı bozguna uğratan Müslüman orduları 644 yılında Van ve yöresini ele geçirmiş, bu hakimiyet Emevi ve Abbasi devletleri tarafından da sürdürülmüştür. Eskiden beri Van bölgesinde yaşayan Ermeni azınlığı, kısa bir süre Van çevresinde bir krallık kurmuş ve İslam İmparatorluğu'na tabi olmuşlardır. Hıristiyan sanatının mühim bir eseri olan Akdamar Kilisesi, aynı adı taşıyan ada üzerinde Kral Gagik tarafından 915-921 yılları arasında yaptırılmıştır.

    Tarihi
    Akdamar adası ve Akdamar kilisesi

    Çağrı Bey döneminde Anadolu'ya keşif amaçlı yapılan seferler, 1071 Malazgirt zaferiyle neticelenmiş, Van ve çevresi Büyük Selçuklular'ın egemenliğine girmiştir. Büyük Selçuklular'dan sonra bir süre Eyyübi egemenliğinde kalan şehir, 1230 yılında Karakoyunlular'ın hakimiyetine girmiştir. Bu tarihlerde eski Van şehrinde bulunan Ulu cami, Karakoyunlu Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Karakoyunlular'ın Uzun Hasan'a mağlup olmalarıyla Van ve havalisi Akkoyunluların eline geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Safevi Devleti'ni yenen Osmanlı orduları 1458'de Van'ı fethetti ve bu fetih 1555 yılında yapılan Amasya Antlaşması ile kesinlik kazanmıştır. Van Beyler Beyliği'ne atanan Hüsrev Paşa ve Kayaçelebizade Koçi Bey, kendi adlarını taşıyan birer cami yaptırmışlardır.
    Tarihi
    Hüsrev Paşa Camii

    Tarihi
    Kayaçelebi Camii

    Aynı dönemlerde "Kitap-ı Lugat-ı Vankulu" adlı eser Vankulu Mehmet Efendi tarafından hazırlanmıştır.

    XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Van'da ekonomik bakımdan güçlü olan Ermeniler ihtilal cemiyetleri kurarak Ruslar'ın da desteğiyle silahlanmaya başlamış, 1915'te bir çok kaza ve köyde katliama girmişlerdir. Aynı yıl Van'ı istila eden Ruslar, Ermenileri destekleyerek şehri ateşe vermiş ve Osmanlı ahalisi şehri boşaltmak zorunda kalmıştır.
    Tarihi
    1915- Rus İşgali

    1981 yılında Van, yıkılıp yıkılarak büyük oranda nüfus kaybına uğradığından, bugünkü yerinde yeniden kurulmuştur.Başlayan Türk harekatı karşısında işgal ettikleri topraklardan çekilen Ruslar ve Ermeniler, doğudaki aşiretlerin de desteğiyle tamamen Anadolu'dan çıkarılmış ve Türk ordusu 2 Nisan 1918' de Van'a girerek şehri kurtarmıştır.
    Tarihi
    2 Nisan 1918'de Van'a giren Osmanlı Ordusu

    16 Mart 1921' de imzalanan Moskova antlaşması ile Ruslar Van ve Bitlis'e ait isteklerinden vazgeçmişlerdir. 29 Ekim 1923'te Vilayet merkezi olan Van'da Devlet ve belediye tarafından alt yapı çalışmaları başlatılmış, savaştan yakılıp yıkılan şehir yeniden inşa edilmiştir.

    Van İsminin Kaynağı
    Bu konudaki bigiler tam olarak açıklığa kavuşturulmamış ve bu bilgiler rivayetlerden öteye gidememiştir. Evliya Çelebi , "Seyahatnamesi"nde Büyük İskender' in Van Kalesi'ndeki Vank adlı bir mabedden esinlenerek buraya Van adını verdiğini söylemektedir. Bir rivayete göre de, şehri genişletilip güzelleştiren VAN isimli şahsın adından dolayı şehre bu ismi verilmiştir.
    Bu konuda akla en yatkın görüş ise, Urartuca Biane veya Viane'den çıkmış olduğudur. Çünkü Urartulular kendilerine Bianili demişler ve Urartuların hakim devrinde Biane adı altında birçok şehir ve insan topluluğu Van şehrinde toplanmıştır.

    Eğer Van'ı size bir nebze olsun anlatabildiysem ne mutlu bana


    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  2. #2
    Vanlı65 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Nisan.2007
    Mesajlar
    169

    GEL VAN'A

    Erek dağının suları
    Akar dolana dolana
    Açmış bağında gülleri
    Gel Van'a Van'a Van'a

    Bir yanımda Süphan dağı
    Erciş,Gevaş gönül bağı
    Çatağın alabalığı
    Gel Van'a Van'a Van'a

    Şıh Kara'nın bayırına
    At bağladım çayırına
    Doyulmaz demli çayına
    Gel Van'a Van'a Van'a

    Bahçesinde sarı gülü
    Dalında öter bülbülü
    Şifalıdır Van'ın gölü
    Gel Van'a Van'a Van'a


    Kalk gidek Erek başına
    Oturak Tandır başına
    Doyulmaz ayran aşına
    Gel Van'a Van'a Van'a

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  3. #3
    kıztası65 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.Mayıs.2007
    Mesajlar
    2

    Van'ın Doğal Güzellikleri

    Van Gölü
    Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın 5. büyük gölüdür. Alanı 3764 km²’dir, derinliği bazı yerlerde 100 metreyi geçer. Gölün uzunluğu 125 km.’yi, genişliği 65 km.’yi aşar. Büyüklüğü nedeniyle bölge halkı tarafından “Van Denizi” diye anılır. Nemrut Dağı’ndan çıkan lavların set oluşturması ile oluşan göl üzerinde Akdamar Adası, Çarpanak Adası, Adır Adası gibi adalar bulunur. Suyu tuzlu ( binde 210) ve sodalıdır. Yapılan araştırmalara göre göl suyu deri ve cilt hastalıklarına şifa dağıtmaktadır. Göle hangi mevsimde, hangi saatte gitseniz bir başka renkte görüyorsunuz. Suyun rengi değişip duruyor. Bu şaşırtıcı ve etkileyici değişimin kaynağı hakkında rivayet muhtelif. Van Gölü’nde günbatımı da gündoğumu da muhteşem oluyor. Gittiğinizde hava açıksa ikisini de kaçırmayın. Günbatımını Van Kalesi’nden, gündoğumunu ise Tatvan’dan izleyeceksiniz. Gölün iki yakasındaki Van ile Tatvan arasında yük vagonlarını taşıyan feribotlar çalışıyor. Gevaş iskelesinden Akdamar Adası’na dolmuş motorları çalışıyor. Sahil boyunca yapılaşma saldırısına uğramamış güzel koylar, yeşil bitki örtüsüyle sarılmış kıyılar görülmeye değer.




  4. #4
    Vanlı65 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Nisan.2007
    Mesajlar
    169

    Van'ın Doğal Güzellikleri

    Vanadokya



    Kapadokya Bölgesi’ndeki gibi peri bacaları bulunan Van’ın Başkale İlçesi’ne bağlı Yavuzlar Köyü, turizm açılmayı bekliyor. Kapadokya benzeri peribacaları Başkale İlçesi’nin Yavuzlar Köyü’nde, Kapadokya’daki peribacaları oluşumları ile aynı özelliği göstermesi nedeniyle “Vanadokya” olarak anılan bölge geleceğin önemli turizm merkezi olacak gibi görünüyor. Son yıllarda artan bir ilgi görüyor. Peri bacalarının, yarısı İran’da yarısı Türkiye’de bulunan Yiğit Dağı volkanının ürettiği püskürme kayaçlarının aşınmaları sonucu ortaya çıktığı düşünülüyor. Bölge halkı buranın doğal park ilan edilerek koruma altına alınmasını talep ediyorlar.

    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  5. #5
    pasha_65 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    03.Mayıs.2007
    Mesajlar
    2

    Van'ın Doğal Güzellikleri

    Van Kedisi




    Van’ı dünyaya tanıtan, Van’ın sembolü olan Van Kedisi sevimli, cana yakın, suyla oynamayı seven, yüzmeden hoşlanan ilginç bir tür. Van halkı kediye “Pişik” diyor. Van’ın türkülerinde, manilerinde ve sosyal yaşamında da yer alır. Van kedileri uzun tüylü, kaplan yürüyüşlü, uysal, bir gözü mavi bir gözü sarı, bazen de bir gözü mavi bir gözü yeşil olabilmektedir. Tilki kuyruklu, çevik, temizlikten hoşlanan, eğitime yatkın. XVIII. yüzyılda Sultan Abdulhamit’in de Yıldız Sarayı’nda “Pamuk” isminde bir Van Kedisi beslediği biliniyor. Van Kedisi’nin avcılık özellikleri üstündür. Fare, kuş, sinek, böcek avlar. Duygusaldır, ismiyle sevilmekten hoşlanır. Kavun, karpuz, çikolata gibi ilginç gelebilecek gıdalar da yer. Yemeden önce sahibine sürünerek minnet duygusunu gösterir. Van Valiliği ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin işbirliği ile üniversite kampusu içerisinde Van kedilerinin neslini korumak üzere modern bir “Van Kedisi Evi” açılmıştır. Van kedileri Van’da sayıları azalsa da birçok evde titizlikle ve sevgiyle bakılmaktadır.

  6. #6
    ilteriş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    16.Nisan.2007
    Yaş
    43
    Mesajlar
    6,615

    Vanlılar coşmuş yahu. Teşekkürler paylaşım için.
    YAZILI KAĞIDI HAZIRLAMAK NE KADAR ZAMANINIZI ALIYOR? Soru Bankamızı ziyaret etmek için Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...
    DOSYA İNDİRMEKTE SIKINTI MI YAŞIYORSUNUZ?
    FORUMA DESTEK OLMAK MI İSTİYORSUNUZ?
    ALTIN ÜYE OLUN.
    AYRINTILI BİLGİ İÇİN Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...


    Ölmek yenilmek değil yüceltmektir şanını

  7. #7
    Vanlı65 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Nisan.2007
    Mesajlar
    169

    Arkadaşlar şehrimiz hakkında değerli yorumlarınızı bekleriz...
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  8. #8
    Vanlı65 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Nisan.2007
    Mesajlar
    169


    http://van.gov.tr/dergi/sayi1.htm

    http://van.gov.tr/dergi/sayi2.htm

    http://van.gov.tr/dergi/sayi3.htm
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  9. #9
    Vanlı65 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Nisan.2007
    Mesajlar
    169

    Van Ağzı
    Van, Anadolu'nun İran, Maveraünnehir ve Kafkas yollarının birleşim noktalarından biri olmakla çok sayıda kavmin geçişini sağlamıştır. Tarihi süreç yönünden, bölgenin kültürel yapısında Arap, Fars ve Türklerin derin izleri görülür. Türklerin özellikle Selçuklu sonrası yerleşimleri kısa zamanda Ahlat, Adil¬cevaz, Erciş, Gevaş ve Van'ın bayındır bir hale gel¬mesini sağlamış, coğrafyanın yerleşime elverişli ol¬ması önemli bir Türk nüfusunun bu havaliyi yurt tut¬masına sebep olmuştur.
    Van, Türk dili coğrafyasında Anadolu sahasında yer almakla birlikte özellikle Azeri Türkçesinin etkisi altındadır. Bu etkiyi yapı, ses ve sözcük dağarcığı yönünden görebiliriz. Anadolunun iç kesimlerinde bilinmeyen, ancak Azeri sahasında ortaya çıkmış bir çok kelimeye Van'da rastlayabiliriz. Tek bir Van ağzından söz etmek mümkün değildir. Bölgenin çeşitli zamanlarda ve halen değişik sebeplerle göç alması, sosyolojik farklılaşmaların yanında dil değişimini de beraberinde getirmektedir. Van'daki nüfus hareketiyle ilgili şu birkaç sebebi zikredebiliriz. - Osmanlı-Karamanoğulları mücadelesi sonucunda Van, Karaman bölgesinden göç almıştır. - Osmanlı - Safevi hakimiyet mücadelesi sırasında bir takım Türk boyları yer değiştirmiştir. - Kuzey Azerbaycan'ın ve özellikle Karabağ'ın Ruslar tarafından işgali sebebiyle Van göç almıştır. - Güney Azerbaycan'daki çeşitli olaylar yü¬zünden Van göç almıştır. - Ekonomik sebeplerle Karadenizin Çaykara ve çevresinden Van'a aileler yerleştirilmiştir. - Üniversitenin faaliyete geçmesiyle şehre çok sayıda öğrenci ve öğretim görevlisi gelmiştir. - Afganistan'ın Ruslar tarafından işgal edilme¬si üzerine Kırgız Türklerinin bir bölümü Van'a yerleştirilmiştir. - Terör sebebiyle Van göç almıştır. - Son olarak çok sayıda memurun çalışmak üzere Van'a gelmesi, bu bölgede tek bir dil karakterinden söz etmemizi zorlaştırıyor. Ayrıca yine sosyal, iktisadi ve tarihi şartlar sebebiyle Van merkez nüfu¬sunu büyük ölçüde İstanbul, İzmir gibi Batı illerine taşımıştır. Bu yüzden çekirdek Van kültürü ve ağzı gün geçtikçe değişimlere maruz kalmaktadır. Ba¬sın yayın araçları ve özellikle televiyonun mahalli ağız üzerinde derin etkisi vardır. Yine üniversitenin faaliyete geçmesi, standard bir Van ağzı ifadesini ortaya koymakta dilcileri müşkül durumlara sokmaktadır.
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  10. #10
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734

    1967 yılında kurmuş olduğum İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı "Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırmaları Merkezi", Türk bilim adamlarının Doğu Anadolu Bölgesinde daha sistemli ve yoğun araştırmalar yapmasını sağlamıştır. Bunun en önemli sonuçlarından birini de, Araştırma Merkezimiz üyelerinden Dr. Oktay Belli'nin Van Bölgesinde keşfetmiş olduğu yüzlerce boyalı mağara resmi meydana getirir. Bu resimler Van ilinin doğu ve Özellikle Güneydoğusunda yer alan erişilmesi zor ve yüksekte bulunan çok sayıda mağaranın iç duvarlarına boyanarak yapılmışlardır. İnsanı hayrette bırakacak nitelikte olan bu resimlere, yurdumuzda şimdiye kadar rastlanılmadığı gibi, komşu
    ülkelerin mağara ve kaya altı sığınaklarında da benzerlerine rastlanılmamıştır. Bu sebeple günümüzden 15.000 -8.000 yılları arasına tarihlenen boyalı mağara resimleri, gerek yurdumuzun karanlık olan tarih öncesi çağlarını ve gerekse komşu ülkelerin tarih öncesi çağlarını aydınlatması ve yepyeni boyutlar kazandırması yönünden büyük bir önem taşımaktadır.
    Van ilinin doğusunda "Yeşilalıç" ve güneydoğusunda " Yedisalkım", "Çapanuk" ve "Bıhıri gibi tarih Öncesi çağlara ait kültür merkezlerinde, çok yaygın bir gelenek halinde, mağaraların iç duvarlarına yüzlerce boyalı resim yapılmıştır. Bu kültür ve sanat merkezlerinin en önemlilerinden birini, Yedisalkım Köyünün batısında uzanan derin ve sarp kanyonun her iki yamacında yer alan çok sayıdaki mağaraların içine yapılan resimler teşkil eder. Ortalama 6-7 km. uzunluğunda, 50-60 m. genişliğinde ve yerden 110-150 m. yüksekliğinde olan derin kanyonun kuzey ve güney yamaçları üzerinde, çeşitli yüksekliklerde bulunan 60-70 mağara mevcuttur. Sözü edilen bu mağaranın yalnızca dört tanesinde boyalı kaya resimleri vardır ve bu mağaralar yerden 34-78 m. yükseklikte yer almaktadır. Resimlerin hemen hepsi "kırmızı" ve "koyu kahverengi" bir boya ile yapılmışlardır. Bu mağaraların iç duvarlarına; geyik üzerinde ayakta duran tanrı, hayvan üzerinde duran ve üreme organları abartılmış tanrıça figürü, dans eden insan figürleri, üreme organları abartılarak gösterilen çok sayıda tanrıça figürleri, güneş motifleri, ala geyikler, dağ keçileri, hayvanları avlamak için kullanılan tuzak sahneleri ve günümüzde nesli tükenmiş hayvan türleri resmedilmiştir. Özellikle av hayvanları, kavramsal düşünce yoluyla biçimleri bozulmaksızın çok gerçekçi bir şekilde çizilmişlerdir. Dolayısı ile bu resimler sayesinde günümüzde nesli tükenen, ancak o devirde bölgede yoğun olarak yaşayan zengin av hayvanları ile, bunları avlamak için kullanılan tuzak sahneleri hakkında oldukça önemli bilgiler elde edilmiştir. Ayrıca, çok sayıda karşılaştığımız insan, tanrı ve tanrıça tasvirleri, o çağdaki İnsanların dinî inançları hakkında küçümsenemiyecek ölçüde zengin bilgiler sunmaktadırlar. Hemen,hemen resimlerin tümü küçük boyutlu olmalarına karşılık, en küçük bir ayrıntıyı kaçırmaksızm büyük bir özenle çizildikleri müşahade edilmektedir. Bu yüzden sanatçının figürleri oldukları gibi resmetmedeki başarısının Övülmesi gerekir. Özellikle arkeoloji literatüründe "steatopik" teknik olarak nitelendirilen, üreme organları abartılarak gösterilmiş hayvan üzerinde ayakta duran ve ayrıca dans eden tanrıça figürleri, kaya resimlerinin en ilginç sahnelerinden birini meydana getirir. Çünkü bu tanrıçalar, gerek yurdumuzda ve gerekse komşu ülkelerde binlerce yıl boyunca "bolluk -bereket" veya "doğurganlık-üretgenlik"in birer sembolü olarak kabul edilmiştir. Ayrıca hayvan üzerinde ayakta duran ve Ana Tanrıçanın "hayvanlar hakimesi" özelliğini taşıyan sahne ise, Anadolu'nun en eski inancını yansıtması bakımından çok önemlidir. Daha sonra bununla ilgili inanç ve gelenekler, Neolitik devir boyunca Güneybatı Anadolu'da Çatalhöyük ve Hacılar gibi meşhur kültür merkezlerinde en çok sevilen ve sık, sık kullanılan bir konu olmuştur. Bu bakımdan bugünkü mevcut bilgilerimize göre, benzerlerini şimdiye kadar hiç bir ülkede göremediğimiz Ana Tanrıçanın hayvanlar hakimesi özelliğini yansıtan figürün menşei, öncelikle, Doğu Anadolu yüksek yaylasındaki Van Bölgesi, daha sonra da diğer Anadolu Bölgeleri olmuştur diyebiliriz.

    Prof. Dr. AFİF ERZEN
    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

Bu Konu için Etiketler

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Giriş