İtalya'nın Habeşistanı İşgali

A) İtalya ve Habeşistan

İtalya, Habeşistan ile XIX'uncu yüzyılın sonlarında ilgilenmiş, bu ülkeyi ele geçirmek istemiş, lakin başarısızlığa uğramıştı. Faşizmin iktidara gelmesinden sonra İtalya'nın karşılaştığı ekonomik problemler, bakışlarını ve ihtiraslarını tekrar bu toprağa yöneltti.

I'inci Dünya Savaşından sonra İtalya önemli bir nüfus problemi ile karşı karşıya geldi. 40 milyonluk İtalya'nın nüfusu yılda 700.000 artmaktaydı. 1932 de yapılan hesaplara göre, bundan sonraki 15 yıl içinde İtalya'nın nüfusu 8-10 milyon daha artacak ve 50 milyonu bulacaktı. Halbuki İtalya'nın kıt'a toprakları, Fransa, İspanya ve Almanya'nın yarısı kadardı. İ'inci Dünya Savaşından önce İtalya bu probleme bir çare bulmuş ve her yıl yarım milyon kadar İtalyan başta Birleşik Amerika olmak üzere başka memleketlere göç etmekteydi. Lakin savaştan sonra Amerika dışardan gelen göçlere karşı ağır sınırlamalar koydu.

İkinci ekonomik mesele, İtalyan endüstrisinin ham madde kaynakları idi. İtalya kuvvetli bir endüstriye sahip, lakin bu endüstrinin ham madde kaynakları bakımından tamamen dışarıya bağlı idi. Kömür ve petrol ve diğer esas madenler bakımından durum böyleydi.

Üçüncü olarak, 1929 dünya ekonomik buhranı bütün memleketleri autarcie'ye yani kendi kendine yeterlik, kendi yağı ile kavrulma politikasına götürmüştü. Bu, milletlerarası ticaretten adeta kapalı ekonomiye dönüş demekti. Bu durum, tabii kaynakları zayıf olan İtalya üzerinde büyük etki yaptı. 1929'dan itibaren İtalyan ekonomisi sarsıntılar içine girmeye başladı. Bütçe ve dış ticaret dengesi devamlı açık veriyordu.

Bu ekonomik etkenler İtalyayı, el değmemiş zenginliklere sahip olan Habeşistan'a doğru itti. Habeşistan'a yönelişte, Doğu Afrika'daki İtalyan sömürgeleri Eritre ve Somali'nin Habeşistanla olan münasebetleri de rol oynadı. Bu iki İtalyan sömürgesinin Habeşistanla olan sınırları ve Habeşistan'ın bu iki sömürge arasında sıkışmış bulunması, bu memleketin İtalya'nın eline düşmesinde kolaylaştırıcı bir faktör olarak görünmekteydi. Buna karşılık, Habeşistan'ın İ'inci Dünya Savaşından sonra geçirdiği iç gelişmeler de İtalya için endişe verici olmaya başlamıştı. 1916 da Habeşistan imparator naibliğine Ras Tafari Makonnen geçmiş ve 1930'da da imparator olarak İ'inci Haile Selassie adını almıştı. Haile Selassie Habeşistan'ın başına geçtiği andan itibaren İngiltere ve Fransaya dayanarak, memleketi Sadece Üyeler Linkleri Görebilir... batılılaştırmak için birçok teşebbüslere girişmiş ve memleketin ilkel görüntüsünü değiştirmeye başlamıştı. Yani Habeşistan kuvvetleniyordu. Halbuki Habeşistan'ın Eritre ve Somali ile olan sınırlarında olaylar hiç eksik olmuyordu. Ayrıca Habeşistan'ın küçük bir mahreçten başka denizle hiçbir bağlantısının olmaması, denize çıkma konusunda, Eritre ve Somali üzerinde bir baskı yaratıyordu. İtalya, kendisinin Avrupa'da herhangi bir buhranla meşgul bulunmasından yararlanan Habeşistan'ın Eritre ve Somali'yi ele geçirmesinden endişe etmekteydi. Şu halde Habeşistan daha fazla kuvvetlenmeden İtalya bu meseleyi kendi lehine çözümlemeliydi.

Öte yandan, özellikle İngiitere'nin Habeşistan konusundaki tutumu da İtalyayı cesaretlendirmişti. İngiltere Habeşistan'ın, Mavi Nil'in kaynağını teşkil eden Tana Gölü bölgesiyle ilgilenmekteydi ki, bu da Habeşistan gibi geniş bir toprağın küçük bir kısmını teşkil etmekteydi. Bunun için İngiltere, 1891, 1894, 1906 ve nihayet 1925 de İtalya ile yaptığı anlaşmalarla, İtalya'nın Habeşistan'daki özel menfaatlerini tanımıştı ki, öncelikle sonuncu anlaşma İtalya'nın kararını kesinleştirmiştir. Bunun içindir ki, Mussolini 1935 de, "1925 yılındadır ki, Habeşistan meselesini ele almaya başladım" demiştir.

Bundan sonra İtalya Habeşistan üzerinde harekete geçmek için müsait zamanı beklemeye başlamıştır. 1929 ekonomik buhranının İtalya için yarattığı sıkıntılar, 1931 de Japonya'nın Mançuryaya saldırması karşısında Milletler Cemiyetinin bir şey yapamaması, Almanya'da Nazizmin iktidarı ile Orta Avrupa'da Alman üstünlüğünün belirmesi ihtimali ve Almanya'nın Versay kayıtlarından kurtulma çabalarının İngiltere ve Fransa tarafından gereken şiddette bir tepki ile karşılanamaması, Mussolini'nin aradığı müsait tarihportali.net zamanın işaretleri olmuştur. Avrupa'nın bu durumu karşısında, Mussolini, Avrupa dışı bir alanda toprak ele geçirme teşebbüsünün, engelleyici bir tepki ile karşılaşmıyacağını hesaplamıştır. Bunun için de 1935 yılını seçmiştir. Çünkü görmüştür ki, Almanya'nın silahlanması karşısında İngiltere hareketsiz kalmıyacak ve o da silahlanma yoluna gidecektir. Halbuki, herşeye rağmen, Habeşistan teşebbüsünde İngiltere'den çekinmekteydi. Şu halde İngiltere askeri gücünü arttırmadan ve özellikle Akdeniz'de daha fazla kuvvetlenmeden teşebbüse girişmeliydi.

Mussolini için ikinci bir tehlike, bir İngiliz-Fransız bloku karşısında kalması ihtimaliydi. Fakat Almanya'nın daha 1934 yılında silahlanmaya başlaması üzerine Fransa İtalyaya kayınca bu tehlike de bertaraf edildi. İki devlet arasında 7 Ocak 1935 de Mussolini-Laval Anlaşması veya Roma Anlaşmaları denen anlaşmalar imzalandı. Bu anlaşmalarla İtalya Tunus üzerindeki iddialarından vazgeçiyor, Avusturya'nın bağımsızlığı teminat altına alınıyor, iki devlet
Almanya'nın silahlanması karşısında ortak harekete karar veriyor ve Afrika'daki sömürgeleri konusunda bazı ufak tefek düzenlemeler yapılıyordu.
Bu anlaşmalarda Habeşistan hiç söz konusu olmamıştır.

Lakin sonraki gelişmeler göstermiştir ki, Mussolini ile Laval arasındaki görüşmelerde Habeşistan da bahis konusu olmuş ve Laval Fransa'nın bu konudaki ilgisizliğini açıklamıştır. Roma Anlaşmalarının imzalandığı gün Mussolini'nin General de Bono'yu Eritre Yüksek Komiserliğine tayin etmiş olması bu bakımdan ilgi çekicidir.

1935 Nisanında İngiltere, Fransa ve İtalya arasında yapılan ve Almanya'nın silahlanmasının görüşüldüğü Stresa Konferansı, Mussolini'nin harekete geçme kararını kesinleştirmiştir. Mussolini bu konferansta görmüştür ki, bu iki devletin dikkati Avrupa üzerinde toplanmıştır ve Almanyaya karşı bu iki devlete yaptığı hizmet karşılığında Habeşistan'ı ilhak ederse, herhangi bir tepki ile karşılaşmayacaktır. Bu şartlar içinde artık Mussolini zarlarını atabilirdi.

B) İtalya'nın Habeşistan'a Saldırması ve Devletler

İtalya'nın Habeşistan'ı istilaya gitmesini sağlıyacak sebep 1934 Aralık ayında ortaya çıkmıştı. Habeşistan-Somali sınırında bulunan Walwal'de Habeş ve İtalyan askerler arasında 5 Aralık 1934 günü çarpışmalar ve her iki taraftan da ölenler oldu. İtalya Habeşistan'dan tazminat isteyip Habeşistan da buna yanaşmayınca olay büyüdü.

Habeşistan meseleyi Milletler Cemiyetine götürdü. Milletler Cemiyeti aylarca süren incelemeler sonunda, 1935 Eylülünde, her iki tarafın da suçsuz olduğuna karar verdi. Bu karar İtalyayı tatmin etmedi. Daha doğrusu tatmin olunmak istemedi. Bu arada İngiltere, Habeşistan'dan bir kısım toprağın İtalyan Somalisine katılması esası üzerinden bir uzlaştırma formülü ileri sürdüyse de, İtalya bunu da kabul etmedi. Milletler Cemiyeti meseleyi yeniden ele almaya karar verdiği bir sırada, 3 Ekim 1935 günü, İtalyan uçakları kuzey Habeşistan'daki Adowa ve Adigrat şehirlerini bombardıman ederek Habeşistan'ı
istilaya başladı. Her iki şehir de üç gün sonra İtalyanların eline geçti. Adowa'nın işgali ile İtalya 1896 yenilgisinin intikamını alıyordu.

Milletler Cemiyeti İtalya'nın bu saldırısı karşısında, Mançurya meselesinde olduğundan daha enerjik davrandı ve İtalya'nın saldırgan olduğuna ve bu sebeple de Paktın 16'ıncı maddesinde öngörülen zorlama tedbirlerinin uygulanmasına karar verdi. Buna göre, İtalyaya, silah, stratejik malzeme ve maddeler satılmıyacak ve kredi açılmayacaktı. Yalnız bu maddelerden petrol, demir ve kömür istisna edilmişti. Milletler Cemiyetinin karar verdiği bu sanksiyonlara petrol ve kömür de sokulmuş olsaydı, İtalya'nın savaşı yürütmesi mümkün olmayacaktı. Lakin İtalya bir tehditte bulunmuş, petrol ve kömürün sanksiyonlara dahil edilmesi halinde, bu sanksiyonları kendisine uygulayan devletlerle savaşa kadar gidebileceğini söylemişti. Sanksiyonlara dahil edilen diğer maddelerin ise, İtalya'nın savaş gücü üzerinde etkileyici bir niteliği yoktu.

Milletler Cemiyetinin kabul ettiği sanksiyonlar bütün küçük devletler tarafından desteklenmişti. Küçük devletler, barışın korunması garantisini Milletler Cemiyetinin kollektif güvenlik sisteminde bulmaktaydılar. Lakin İtalyaya karşı kabul edilen sanksiyonların işleyebilmesi ve etkili olabilmesi ise ancak büyük devletlerin davranışına bağlı idi. Özellikle İngiltere ile Fransa'nın ortak hareketi önemliydi. İki devlet arasındaki bu ortak hareket ise kurulamadı. Çünkü Fransa Roma Anlaşmaları ile İtalyayı zaten serbest bırakmıştı. Bunun için, sanksiyonlar meselesinde Fransa gayet gevşek davrandı. Sovyet Rusya ve diğer küçük devletler zorlama tedbirleri içine petrolün de sokulmasını istedikleri zaman Fransa buna karşı geldi. Bununla da yetinmeyip, İngiltere'nin de İtalyaya karşı sert harekete girişmesini önlemeye ve frenlemeye çalıştı. Fransanın bu durumu karşısında İngiltere de gerçekten ileri gitmeye cesaret edemedi.

Esasında İtalya'nın Habeşistan'a yerleşmesi üç bakımdan İngiltere için bir tehlike ortaya çıkarıyordu. Bir defa, Habeşistan'ı ele geçiren İtalya Nil nehrinin önemli bir kaynağını da kontrolu altına almış olacaktı. Nil'in kollarından Mavi Nil, Habeşistan'daki Tana gölünden çıkmaktaydı. İkincisi, İtalya'nın Habeşistan'a saldırması İtalya'nın Akdeniz'deki deniz gücünü de ortaya çıkardı. Yıllardanberi Akdeniz'de deniz üstünlüğünü elinde tutan İngiltere şimdi kuvvetli bir rakiple karşı karşıya kalıyordu. Üçüncüsü, Habeşistan'a yerleşen İtalya, Kızıldeniz'in Hint Okyanusuna çıkış kapısına da egemen bir duruma
geçecekti. İngiltere'nin imparatorluk menfaatleri bu derece önemli tehdit ve tehlike ihtimalleri ile karşılaşmasına rağmen, Fransa'nın yatıştırma politikası İngiltereyi de frenledi. Belki Almanya ile Birleşik Amerika, özellikle ekonomik zorlama tedbirleri konusunda İngiltereye destek olabilirlerdi. Fakat bu da mümkün olmadı. İtalyan-Habeş savaşının çıkmasını Almanya kendi yararı için kullandı ve 1936 Martında, Versay'ın, Ren bölgesinin askerlikten tecrit edilmesine ait hükümlerini ilga etti. Üstelik bu buhran sırasında Almanya ve İtalya birbirlerine yaklaştılar ve Berlin-Roma Mihveri kuruldu.

Birleşik Amerikaya gelince: 1933'den itibaren Avrupa'nın buhranlar içine sürüklenmesi karşısında Birleşik Amerika, Avrupa diplomasisinin bu buhranları içine sürüklenmekten korkmuş ve infirad politikasına daha fazla bağlanmıştır. Bunun için de 1935 Ağustosunda Tarafsızlık Kanunu'nu çıkarmıştır. Bu kanuna göre, bir savaş halinde, Başkan, savaşan taraflara silah ve malzeme satılmasını yasaklıyabilirdi. Amerika İtalya-Habeş savaşına bu kanunu uyguladı. Bu ise, Habeşistan'ın Amerika'dan silah satın almasını imkansız kıldı ki, sonuç olarak, Tarafsızlık Kanunu İtalya'nın işine yaradı.

Fransa, Almanya ve Birleşik Amerika'nın bu durumları İngiltere'nin öne atılmasını engelledi. İngiltere, Fransayı da beraberinde götürebildiği kadar, Milletler Cemiyeti ile işbirliği yapma politikasını tercih etti. Bununla beraber, İtalya-Habeş savaşının İngiltere'nin Akdenizdeki politikası üzerinde bazı etkileri oldu. İtalya'nın zorlama tedbirleri konusunda küçük devletleri tehdit etmesi üzerine, İngiltere ile Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye birbirlerine karşılıklı garantiler verdiler. Herhangi birinin bir saldırıya uğraması halinde birbirlerine yardım vaad ettiler. İkinci olarak, İngiltere Mısır ile anlaşma yoluna
gitti ve Ağustos 1936 ittifakı ile Mısır'ın tarin bağımsızlığını kabul ederek, Süveyş Kanalı bölgesi hariç, Mısır'dan tamamen çekildi.

C) İtalya'nın Habeşistan'ı İlhakı

Milletler Cemiyetinin ve büyük devletlerin zorlama tedbirleri konusunda etkili ve ortak bir cephe kuramaması, politik şartlar bakımından İtalya'nın işini çok kolaylaştırdı. Çünkü İtalya'nın hareket serbestisi engellenemediği gibi, Habeşistan'a bir yardım yapılması ve mukavemetinin kuvvetlendirilmesi de mümkün olmadı. İş yine Habeşistan'ın kendisine düştü. Gerçekten, gayet zayıf ve hatta ilkel silahlarla çarpışmalarına rağmen, Habeşler İtalyanlar karşısında çabucak ezilmedi. Fakat İtalyanlar en modern silahları kullanıyorlardı. Hatta bir ara Habeşlere karşı zehirli gaz bile kullandılar. Buna rağmen
ancak yedi aylık bir savaştan sonra Habeşistan'ı işgale muvaffak olabildiler. 2 Mayıs 1936 da Habeş İmparatoru Haile Selassie bir İngiliz gemisiyle memleketini terkedip İngiltereye sığınmak zorunda kaldı. 5 Mayısta Adisababa İtalyanlar tarafından işgal edildi. 9 Mayısta da Habeşistan'ın İtalyaya ilhakı ilan edilip, İtalya Kralı aynı zamanda Habeşistan İmparator'u ünvanını aldı. Böylece, bütün dünyanın gözü önünde Milletler Cemiyetinin bir üyesi, başka bir üyenin Paktın teminatı altında bulunan bağımsızlık ve egemenliğini ve varlığını ortadan kaldırdı.

Fahir ARMAOĞLU, 20. yy Siyasi Tarihi