1. #1
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464



    Hititler ile ilgili bilgilerimiz daha bu yüzyılın başlarına dayanır. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar, Hititlerin tarih içindeki konumu bilinmiyordu. Gerçi Mısır metinleri ve Tevrat bir kavimden söz ediyordu ama bu kavmin Anadolu kökenli olabileceği kimsenin aklına gelmemişti. İç Anadolu�nun İlk Çağ tarihi ile ilgili yapılan araştırmalar , On dokuzuncu yüzyılda buraları gezen Charles Texier , William Hamilton gibi gezginlerin izlenimlerinden öteye gitmemiştir. Daha sonra �Yozgat Tabletleri� adı verilen , Boğazköy arşivine ait eserle bulunmuş ve ünlü Çek bilgini Hronzy tarafından 1917 yılında çözülmüştür. Bu tabletlerde Anadolu�nun bu bölgesinden Hatti Ülkesi diye sözedildiği görüldüğünden bu uygarlığı yaratanlara , Tevrat�taki isimle de uyuşturarak Hititler denmiştir. Hititleri tanımak Anadolu uygarlığını, hatta Anadolu�nun bugününü tanımak demektir. Anadolu toprakları üzerinde Hittiler�in mirasçısı olan bizler , bu kültürü tanıdıkça, inançlarını öğrendikçe, bugünkü kültürümüzü daha iyi anlayabiliriz.

    HATTİLER
    Hititler�i incelemeye başlamadan önce, hitit göçlerinden önce aynı yerlerde uygarlık kurmuş olan ve Hititler�i büyük ölçüde etkilemiş olan Hatti uygarlığını incelemek gerekmektedir. Yaklaşık MÖ 2500-1700 yılları arasında Anadolu�da büyük bir uygarlık oluşturmuş Hattiler hakkında bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Hattiler Anadolu�nun yerli halkı olarak kabul edilmekle beraber, göçlerle geldiklerini -hatta Türk kökenli olduklarını- savunanlar da vardır. Yapılan araştırmalar Hititler�in uygarlık ve inanç/mitoloji bakımından Hattiler�den oldukça etkilendiklerini ortaya koymuştur. Hititler kendilerini başka isimle anmalarına rağmen, ülkelerine Hatti ülkesi demeleri ve din ile ilgili tabletlerde rahibin Hatti dilinde konuştuğunu belirtmeleri bu etkiyi göstermektedir. Ayrıca özel isimlerin bir çoğu da Hatti dilinden gelmektedir. Hatti uygarlığına ait en önemli eserler Alacahöyük�te bulunmuştur. 1935�de Atatürk�ün himayesinde başlayan kazılarda bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi�nde sergilenen güneş kursları, heykelcikler, altın kupalar bir çok eser bulunmuştur. Yapılan kazılarda ölülerin hocker pozisyonunda bulunması (ana rahminde olduğu gibi, cenin vaziyetinde) , toprak ve yeniden dirilme kültlerini varlığını, dolayısıyla da ana tanrıça kültünün varlığını göstermektedir. Bir başka buluntu yeri de Tokat Horoztepe�dir. Burada da ana tanrıçaya ait idoller ve tören zilleri bulunmuştur. Ancak buluntuların büyük bölümü yurt dışına kaçırılmıştır. Hattiler�e ait süsleme ve bezeme şekillerinin Anadolu�nun bir çok yerinde görülmesi bu uygarlığın ne kadar yayılmış olduğunu ve önemini göstermektedir. Hatti halkı, hayvan biçimli tanrıların kültünü geliştirmiş, özellikle de boğa en önemli simge olmuştur. Boğa ile gök/güneş kurslarının birlikteliği boğa/gök ilişkisini düşündürtmüştür. Buna göre boğa en büyük gök tanrıyı temsil etmektedir. Hattiler Hititler�le kaynaşmış, Hatti uygarlığı hitit uygarlığı içinde yaşamaya devam etmiştir.

    HİTİTLER�İN KÖKENİ
    Anadolu Uygarlıkları içinde en önemlilerinden olan Hititler�in kökeni hala tartışmalıdır. Ancak Hititler�in Anadolu�nun yerli halkı olmayıp dışarıdan geldikleri kesindir. Hatta hitit adı da daha sonra Eski Ahit�e göre uydurulmuş bir isimdir. hitit diye andığımız bu halkın kendilerine Nesi dili konuşan Nesili dediklerini biliyoruz. Batı dünyasındaki bilim adamlarının üzerinde anlaşmaya vardıkları Hititler'in Hint-Avrupa kökenli bir kavim oldukları yolundadır. Konuştukları dil ve ataerkil yapısı ve diğer kültür özellikleri bu görüşü destekler nitelikledir. Ancak Hititler�in nereden göç ettikleri tam olarak açığa kavuşmamıştır.
    Cumhuriyetin ilk yıllarında , o zamanki isimleriyle, Etiler�in Türk olduğu söylenmiştir. Hatta Etibank da adını buradan almıştır. Öte yandan Hititler�in olmasa da Hattiler�in Asiatik kavimlerle alakası vardır. Özellikle dilleri ve kültürleri bu bağlantıyı güçlendirmektedir. Öte yandan bir başka teori de Hititler�in Çerkes kökenli olduğu yolundadır. Bu tez de Hattiler söz konusu olduğunda dil ve kültür öğeleri bakımından desteklenmektedir ve olanaksız gözükmemektedir. Ancak daha etraflı araştırma yapılmalıdır. Örneğin Çurey (bkz.Kaynakça) Hattiler ile Hititler�i yer yer karıştırdığından ortaya anlaşılması güç ,hatalı teoriler çıkmış.

    HİTİT TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ
    Hititler�in kökeni sorununa göz attıktan sonra, Hititler�i Hint Avrupa kökenli, Kafkaslar yolu ile Anadolu�ya girmiş bir kavim olarak kabul edebiliriz. Konumuz itibarı ile hitit tarihini ancak çok kısa olarak gözden geçirmek gerekmektedir. Meraklı okuyucu Kaynakça�da bu konuda çok önemli bilgiler veren eserleri bulacaktır. Hititler�in tarih sahnesinde görülmesi daha öncelere de dayansa Krallığın MÖ 1660-1630 yılları arasında hüküm sürmüş I. Hattuşili tarafından kurulduğu söylenir. Bu konu belgelere bakıldığında biraz karışıktır, çünkü Hattuşili de kendinden önce gelen Labarna ve başşehir Kussara�dan sözetmektedir. Bu dönem ise oldukça karışıktır çünkü anadolu�da yerel krallar hüküm sürmektedir. Aslında Hattuşili , merkez Hattuşaş olarak krallığı kuran kişidir. Akurgal bu durumu şöyle özetlemektedir: (bkz Kaynakça) � Yazılı kaynaklardan belli olduğuna göre sonuç olarak diyebiliriz ki, Labarna adlı bir kral Kussara�da hükümdar olduktan sonra yerine yeğeni Labarna ya da Tabarna adı ile kral oluyor. Ancak bu ikinci Labarna, bir süre sonra idare merkezini , başkent olmaya her yönden elverişli Hattuşa�ya neklediyor ve o yüzden de Hattuşili yani Hattuşlu anlamına gelen bir ad alıyor.� Hattuşili yayılma siyaseti izlemiş ve sınırlarını güneye, bugünkü Suriye�ye ve batıya Arzawa ülkesini alarak genişletmiştir.
    Bir seferde ölen Hattuşili�nin yerine Murşili geçmiştir. Murşili de babasının yayılma siyasetini izlemiş, Halpa� (Halep) yı almış ve Babil�e kadar uzanarak , yaklaşık MÖ1550 senesinde, burayı da yakıp yıkarak Hammurabi sülalesini sona erdirmiştir. Murşili�den sonra bir çok kral gelmiştir. Bunlar içinde en önemlilerinden biri Telipinu�dur(MÖ 1535-1510) Telipinu zamanından kalma yazılar hem hitit tarihine ışık tutmaktadır, hem de Telipinu ilk olarak krallığın kime kalacağını belirlemiştir : «Birinci kadından doğan erkek çocuk kral olur. Eğer birinci sıradan bir prens yoksa, ikinci sıradan olan erkek çocuk kral olur. Bir kral çocuğu, bir oğlan mevcut değilse, bu durumda birinci sıradan olan kız evlendirilir, onun kocası kral olur.» MÖ 1460-1190 yılları hitit Krallığının �Büyük Krallık� dönemi olarak adlandırılır. Hurri-mitanni Devleti�nden sonra bu dönemde Anadolu�daki en büyük siyasi güç hitit Krallığı�dır. Bu dönemin ilk kralı II.Tuthaliya�dır. Bu önemli kralın sülalesi hitit Krallığının sonuna kadar hüküm sürmüştür. Bu dönemde en önemli kralardan bir Şuppiluliuma�dır. Bu kral zamanında (MÖ1350-1345) krallık sınırları iyice genişlemiş, Mısırla ilişkiler yoğunlaşmıştır. Bir başka önemli kral da Muvatalli�dir . (MÖ 1315-1282). Onun zamanında karışıklıklar bastırılmış ve Mısır�a karşı yapılan Kadeş savaşı başarı ile sonuçlanmıştır. Daha sonra III.Hattuşuli ise ünlü Kadeş Anlaşmasını yapmıştır. MÖ 1200�lü yılların sonuna doğru hitit Krallığı en parlak devirlerini yaşarken kralın ölmesinden sonra çocuğu olmadığından kardeşi II. Şuppiluliuma�nın tahta geçmesi ile sarayda karışıklıklar çıkmış, hatta halk arasında da başkaldırmalar olmuştur. Bunu üzerine bir de �Kuzey kavimleri� saldırısı eklenince hitit devleri dayanamamış, istilalar altında tarihe karışmıştır. Daha sonraları �Geç Hitit� denilen beylikler dönemi yaşanmış, hitit kültürü güneyde biraz daha yaşamaya devam etmişse de zamanla tarihe karışmıştır.

    Hitit Uygarlığı (M.Ö. 1650/1620-650)
    Asur Ticaret Kolonileri Çağında Anadolu irili ufaklı birçok beylik arasında paylaşılmış durumdaydı. Yazılı kayıtlarda adlarına rastlanan bazı beylikleri şöyle sıralıyabiliriz : Neşa (Kaneş), Hattuş, Mama, Puruşhanda, Kuşşara, Zalpa. Yazılı belgelerde Kuşşara'lı olduğu belirtilen Pithana ve oğlu Anitta zamanında Anadolu' da merkezi bir devletin kurulmasına doğru yol alınmıştır. Anitta Neşa, Zalpa ve Hattuş'u ele geçirerek ilk kez büyük kral unvanını almıştır. Asıl olarak Anitta'dan yüzyıl sonra aynı soydan gelen Kuşşaralı Labarnaş Hattuş'u başkent yapıp, kente Hattuşaş, kendine de Hattuşalı anlamına gelen Hattuşili adını vermiş, böylece M.Ö. 1650-1620 yıllarında hitit Devleti resmen kurulmuştur. Yerli Anadolulu oldukları kabul edilen Hatti beylerine karşılık Hint-Avrupalı Hititler'in kökeni hakkında fazla bilgi yoktur. Çeşitli varsayımlara göre Hititlerin Anadolu'ya Kafkasya veya Boğazlar üzerinden Kuzey Avrupa'dan geldikleri düşünülmektedir. Bir başka görüşe göre Hititler Anadolu'ya yerleşmeden önce Kuzey Mezopotamya'da yaşamaktaydılar. Fakat bilinen şudur ki Hititler Anadolu'ya geldiklerinde ve daha sonra hep azınlıkta kalmışlardır. Oysa Anadolu'ya geldiklerinde burada yaşayanlar her türlü silahı kullanmayı ve üretmeyi biliyor, aynı zamanda da etrafı surlarla çevrili korunaklı şehirlerde yaşıyorlardı. Bu yüzden azınlıkta olan hitit göçmenlerinin çok kısa bir sürede bu beylikleri yakıp yıkması kolay degildi. Hititlerin başarısı yerli uygarlığı kabul etmelerive buna uyum göstermeleridir.
    I.Hattuşili�nin Hattuşa�yı başkent yapmasından sonra hitit Devleti hızlı bir biçimde gelişmeye başladı. I.Murşili döneminde Halep ve Babil�in alınmasıyla hitit Devleti Yakın Doğu�nun en etkili siyasal güçlerinden biri haline geldi. Bu dönemde kap formlarında sadeleşme göze çarpan özelliklerdendir. Fakat Hititler�in bibru dedikleri hayvan şeklinde törensel kaplar (Rithon) yapma geleneşi sürmektedir. Kap formlarına eklenen bir yenilikse büyük vazolar üzerine kabartma frizler şeklinde yapılan ve daha çok dini törenlerle ilgili olan süslemelerdir. Bu sanat daha sonraki kaya kabartma sanatının öncüsü durumundadır.

    GEÇ HİTİT UYGARLIĞI (M.Ö. 1200-650)
    Hattuşa�nın M.Ö. 1200 dolaylarında tahribedilmesinden sonra hitit geleneği Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Mezopotamya�da süregider. Hattuşa�da, Alacahöyük�te ve daha birçok Anadolu yöresinde tanıyageldiğimiz sanat eserleri değişik biçimlere bürünür. Düzinelerce kent devletçiklerinden oluşan bu beyliklerde, başlıca dört sanat dönemi görülmektedir :

    1. Geleneksel Geç hitit Stili (M.Ö. 1050-850) :
    � Malatya Aslantepe (Büyük hitit Krallığı ikonografisini devam ettirirler - Halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedirler)
    � Kargamış (Eserler Ankara AMM�de olup bazıları 8. yüzyılın sonunda Korinth vazo ressamlarına örnek olmuştur)

    2. Asur Etkisi Gösteren Geç hitit Stili (M.Ö. 850-800) :
    � Zincirli (Bu eserlerde hitit biçimi saçlar yanında, kralın ensesinde Asur saç topuzu da görülmektedir - İstanbul, Eski şark Eserleri Müzesi)

    3. Asurlaşmış Geç hitit Stili (M.Ö. 800/750-700) :
    Geç hitit sanatına Aram ögeleri yanında Asur özelliklerinin girdiği dönem. Bu eserlere özellikle Zincirli, Sakçegözü, Kargamış, Malatya ve Tell Halaf örnekleri bu döneme ait eserlerdendir. Örneğin, hitit aslanlarındaki stilize edilmiş yürek biçimindeki kulak yerine bu dönem aslanlarında natüralist kulak görülmektedir. Ayrıca kalçadaki W-motifi N biçimini almış, oradan da Urartu�ya ve bozulmuş W-motifi biçiminde Hellen sanatına geçmiştir. Geleneksel hitit kuş adamları da Kartal başlı, at kulaklı şekle dönüşmüştür. Hellen vazo ressamları Sakçegözü kuş adamlarını aynen kopya ederek kullanmışlardır.

    4. Aramlaşmış ve Fenikeleşmiş Geç hitit Sanatı :
    Semitik topluluklar olan Aramlar ve Fenikelilerin güneyden gelip Kuzey Mezopotamya�ya yayılmaları sonucu, hitit sanatına bu unsurlar da egemen olmaya başlar. Zincirli (kısmen Berlin Müzesinde), Sakçegözü, Maraş (Louvre ve Adana Müzelerinde), İvriz Kaya Kabartması, Karatepe heykel ve kabartmaları bu dönemin en bilinen eserleridir. Hellenler M.Ö. 8. yüzyıl başlarında gemiler inşa edip Doğu Akdeniz�de ticaret yapmaya başladıkları zaman (M.Ö. 750 tarihinde kurulan Antakya�nın güneyindeki Al Mina Hellen kolonisi gibi) şark sanatının (Mısır, Fenike ve Geç Hitit) etkisi altında kaldılar. O dönemde yazıyı kullanmayan Hellenler Fenike alfabesini aldılar, ayrıca şark din ve mitolojisinden etkilendiler (Hitit efsanelerinden Göğün Krallığı-Theogoni ve Ejder İlluyanka-Typhon gibi). Hellenlerin Olympia, Delphi, Atina, Milet, Ephesos, Erythrai ve Eski izmir gibi merkezlerinde 8. yüzyıl Geç hitit kökenli eserlere bolca rastlanır. Ayrıca 8. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Geç hitit etkileri Attika vazolarında, daha sonra da Korinth vazolarında görülmektedir.


    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  2. #2
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Hitit İnanışları
    Bu konu alışkanlık olduğu üzere �Hitit Dini � başlığı altında incelenir. Zaman zaman bu terminolojiyi biz de kullanırız, ancak bu konuyu, genel kuralları belirlenmiş, homojen bir din olmadığı için, �Hitit İnançları� başlığı altında incelemek daha doğrudur. Hititler, belki de Anadolu�nun o dönemdeki mozaiğinden olsa gerek, her topluluğun Tanrısını benimsemiş, çok geniş bir panteon yaratmıştır. Bu yüzden olsa gerek tabletlerde �Hatti Ülkesi�nin bin tanrısı� deyimi geçer. Yazılıkaya�daki tanrılar geçidi de bu konu hakkında oldukça iyi bilgi vermektedir. Ancak tanrı isimlerinin bir çoğu bize yapılan anlaşmalarda tanrıların tanıklığı bölümlerinden ulaşmaktadır. Hititler, Eski Krallık döneminde Hint-Avrupa ve Hatti kökenli tanrıları benimserlerken, daha sonraları Hurri, hatta Mezopotamya kökenli tanrıları da benimsemişlerdir. Hititler�de Mezopotamya tanrıçası İştar da çeşitli adlarla anılmakta ve büyük önem taşımaktaydı. Bununla birlikte aynı kökenden suların tanrısı Ea ve Damnika, Güneş tanrısı Şamaş ve karısı Aya ve Ay tanrısı Sin, Hitit panteonunda yer almışlardır. Bu tanrılar ayrıca şahiliğin gerektiği yerlerde yer almışlardır. Hititler�de tanrılar tamamen insanlar gibi düşünülmüştür; buna göre tanrılar insanlara ait duyguları yaşayabilmekte, hatta acıkmakta, susamakta ve hastalanmaktadırlar. Bu tanrılardan büyük bölümü yerel ve çeşitli topluluklara ait tanrılardır. Bu dönemde Hurri, Luwi, Pala, Hatti ve Mezopotamya tanrıları çoğunluktadır. Tanrılar ne kadar çok olurlarsa olsunlar aslında belli özellikleri ortak olan tanrılardır. Diğer bir deyişle, farklı isimlerde aynı özellikleri taşırlar. Bu bağlamda belli başlı tanrı özelliklerini ortaya koyabiliriz. Hitit inançlarını konu başlıkları halinde incelemek daha doğru olacaktır.

    HİTİTLER�İN TANRILARI
    Gök Tanrı/Fırtına Tanrısı Hitit panteonunda en önemli tanrı kuşkusuz �Gök Tanrı� idi. Yerel olarak değişik isimlerle çağrılan bu tanrı Hatti dilinde �Taru� , Hurri dilinde �Teşup�, Hitit dilinde ise �Tarhu,Tarhuna ya da Tarhunt� diye adlandırılıyordu. Aslında Hititler geldiklerinde , Hint Avrupa kökenli bir tanrıları vardı. Şiu ismindeki bu tanrı, Yunanca Zeus ve Latince Deus,dii sözcükleri ile aynı kökendendi. Bu kök hem tanrı hem de gün ışığı , parlamak gibi anlamlara da sahiptir. Ancak zaman içinde Şiu özel tanrı ismi olmaktan çıkmış ve genel olarak tanrı anlamına gelmiştir. Ancak Hititlerin de bir dönem, Luwiler gibi Hint Avrupa isimli başka tanrı isimlerini de korudukları zannedilmektedir.
    Tanrı�nın isimleri ve sembolleri konusunda Akurgal�da aşağıdaki alıntıyı almakta fayda vardır : � Baştanrı Hitit metinlerinde genellikle �Hatti Ülkesinin Gök Tanrısı� , �Göğün Tanrısı�, �Hattuşanın Tanrısı�, �Sarayın Tanrısı� gibi adlarla anılmaktadır. Ayrıca �Ordunun Göktanrısı�, �Yağmur Göktanrısı� gibi adlandırmalara da rastlanmaktadır. Bir tanrının hiyeroglif işareti ikiye bölünmüş bir elipsten oluşur. Önce söz konusu işaret sonra, gök tanrısı demek isteniyorsa, ikiye bölünmüş elipsin altına W biçimli yıldırım işareti yazılırdı ; ikisi birden gök tanrısı anlamına gelmektedir. � Gök tanrı ile dağlar, daha doğrusu dağ tanrıları, arasında sembolik bağ vardır. Aslında bunu �dağların gökkubbeyi taşıdığı� inancı ile birlikte ele almak daha doğru olacaktır. Bu, daha sonra Yunan Mitolojisinde göreceğimiz Atlas efsanesinin ilk şekli olmalıdır. Bir Hitit metninde, gök tanrının, dağ tanrılarının sembolize eden iki erkek figürü üzerinde durması da bu görüşümüzü güçlendirmektedir. Gök tanrının en önemli sembollerinden biri de boğadır. Boğanın gök tanrıyı sembolize ettiği düşünülmektedir. Alacahöyükte çıkan bir kabartmada kral ve kraliçenin boğa heykeli önünde yaptığı saygı duruşu da aslında gök tanrı ile ilintili olmalıdır. Çatalhöyük�ten, belki de daha eski çağlardan beri önemini koruyan bu sembol daha sonra Yunan Mitolojisinde Zeus�un boğa kılığına girmesinde de karşımıza çıkacaktır. Gök tanrısı aynı zamanda fırtına tanrısı idi. Zaten Anadolu�nun iklimini göz önünde bulundurursak �eskiden daha sıcak olduğu düşünülüyorsa da- fırtınaların ne kadar önemli olduğu açıktır. Hatta bir fırtına sırasında kral II.Murşili�nin dilinin tutulduğunu öğreniyoruz : � Birden hava bozdu. Gök tanrısı korkunç bir şekilde gürledi ve ben ürktüm. O zaman ağzında söz azaldı ve söz kesiklik yaparak yukarı doğru çıktı. Yıllar geçince bu düşlerimde de kendini duyurmaya başladı. Bu düşlerden birinde tanrının eli bana değdi ve konuşma gücümü bütünü ile yitirdim.� Geç dönemlerde , gök tanrısının bütün özellikleri Fırtına tanrısına geçmiş, Hurrilerin fırtına tanrısı Teşup da Hititler�in gök tanrısına eş değer bir konuma yerleşmiştir. Teşup için daha çok Toros ve güneyinde, Suriye�ye kadar olan bölgede kült merkezleri vardı.

    Tanrıça
    Hititlerde tanrı kadar tanrıça da önemlidir. Zaten bunun izdüşümü olarak da Hitit toplumuna kadın erkeğe eş değer konumdadır. Hitit Tanrıçası , Hattilerde �Vuruşemu�, Hurrilerde �Hepat� diye adlandırılmış tanrıçadır. Hititlerde �Arinna�nın güneş tanrıçası�, geç Hititlerde �Kupaba� olarak da geçmiştir. (Kybele de büyük olasılıkla aynı inancın devamıdır. ) Bu tanrıça isimleri tabletlerde farklı isimlerde geçseler de aynı özelliklere sahiplerdir. Özellikle Hurri etkisiyle, Teşup�un panteona girmesiyle beraber Teşup�un karısı tanrıça Hepat da önemli bir yer tutmaya başlamış, Hatta Arinna�nın güneş tanrıçası ile eş bir konuma gelmiştir. Bir belgede şöyle denmektedir : �Bütün ülkelerin kraliçesi efendin, Arinna�nın güneş tanrıçası ! Hatti ülkesinde sen Arinna�nın güneş tanrıçası adını alırsın, sedir ağacı ülkelerinde ise Hepat adını alırsın.� İlginçtir, yüzyıllar sonra Apuleius da böyle bir ifade kullanacaktır. Çoğu kabartmada Tanrı ve tanrıça yanyana eşit önemde tasvir edilmişlerdir. Yazılıkaya�da da bu tanrısal çiftin betimlemeleri vardır. Bunun yanında bu çiftin oğulları da koruyucu tanrı olarak önemlidir. Tanrıçalar arasında en önemlisi kuşkusuz Arinna�nın güneş tanrıçasıdır. Arinna kenti hakkında değişik varsayımlar vardır. Ancak en kuvvetlisi ve arkeolojil delillere dayananı , Arinna�nın Alacahöyük olduğudur. Arinna�nın güneş tanrıçası krallığın hayatında da önemlidir. II.Murşili (MÖ1345-1315) uzun zamandan beri ihmal edilen bu kültü canlandırmış ve kazandığı zaferleri buna bağlamıştır: � Ben majeste, babamın tahtına oturduğumda çevredeki bütün düşmanlar benimle savaşa giriştiler. Ancak ben hiç bir düşman ülkesine karşı sefere çıkmadan önce Arinna kentinin güneş tanrıçası ile ilgili bayram törenlerini düzenledim[�] ve ona seslendim: Arinna�nın güneş tanrıçası! Benim efendim, benim yanıma aşağıya gel ve [�] senin topraklarını almak isteyen çevredeki düşman ülkeleri yok et.! Ve Arinna�nın güneş tanrıçası sözümü duydu ve bana geldi. O zaman babamın tahtına oturur oturmaz, çevredeki düşman ülkeleri on yılda yendim ve onları yere vurdum.� Zamanla Hepat gibi başka tanrıçalar da bu derece öneme sahip olmuşlar ve �protokol�de yerlerini almışlardır.

    Yerel Tanrılar
    Hitiler�in yerel tanrılara bakış açısı Ahmet Ünal�ın Hitit Sarayındaki Entrikalar Hakkında Bir Fal Metni (bkz Kaynakça) isimli çalışmasında açıkladığı metinlerde çok iyi gözükmektedir. Bu bir fal metnidir ve olan olaylar hakkında tanrılara görüş sorulmaktadır. (Fal konusu ileride ayrıntılı olarak işlenecektir). Bu metinde Aru�na kenti tanrısı önemli bir yer tutmaktadır. Bu tanrıyı Ünal şöyle açıklamaktadır: � Tapınağı, kültü ve kült personeli Aru�na�da bulunan, Hititlere oldukça yabancı ve adı bilinmeyen bir tanrıdır. Bu yabancılığa rağmen büyük kralın hastalığı yüzünden Hitit sarayı onunla sıkı bir ilişki halindedir. Çok alıngan ve nazlı bir tanrı olup, bu fal metninin yazılmasına o neden olmuştur. Çünkü kralın hastalığı konusunda kendisine başvurulmamış, bu yüzden de gazaba gelmiştir. Öfkelenmesinin başka bir nedeni de, kraliçeden bir rüya aracılığı ile istemiş olduğu altından çelenklerin aksesuarlarıyla birlikte kendisine verilmeyip, mabeyincinin evinde saklı tutulmasıdır. Bundan dolayı,tanrının öfkesini yatıştırmak için kefaret verilmesi gerekmiş, büyük kralın tutulmuş olduğu hastalıktan kurtulduktan sonra, bir af dileme ayinine katılmak üzere bizzat Aru�na�ya gitmesi, fal aracıyla saptanmıştır. Tüm bu çabalara rağmen tanrının öfkesi yatıştırılamamış ve anlaşılan bu yabancı tanrının kültünü iyice bilmeyen Hititli rahipler, tanrının bakımını, ayinlerinin yapılmasını vs. Aru�na�lı rahiplere bırakmak zorunda kalmışlardır.� Bunun dışında başka yerel tanrılar da olaylara göre önem kazanmışlardır.

    Hayvan tanrılar
    Bunların dışında Hitilerde hayvan biçimli (zoomorphique) tanrılar da vardır. Hitilerde hayvan biçimli kaplar zoomorf tanrı düşüncesini kült aletleridir. Fırtına tanrısının boğa ile sembolize edilmesinden dolayı boğa biçimli kaplar en önemlileridir. Burada bir konu üzerinde daha ayrıntılı olarak durmak gerekmektedir. Kaynakçada belirttiğimiz bir çok yayında boğanın tanrının sembolü olduğu söylenmektedir. Ancak bir Hitit metninde (II.Muwatalli�nin duası) şöyle geçmektedir : �Hatti�nin Fırtına Tanrısının önünde yürüyen boğa Şeri, efendim, benim dua olarak bu sözlerimi tanrılara bildir! Efendiler, göğün ve yerin efendileri tanrılar bu sözlerimi ve duamı işitsinler.� Buradan anladığımıza göre boğa fırtına tanrısına eşlik etmekte ve tanrılarla insdanlar arasında aracılık yapmaktadır. Böylece kabartmalarda gördüğümüz boğaya tapınma sahnesi de daha anlam kazanmaktadır. Bu Yunan mitolijisindeki Hermes�inkine benzer bir roldür. Ayrıca Ayı/insan biçimli figürler de Hitit sanatında yer almıştır. Hitit sanatında ilginç bir figür de Sfenks�tir. Sfenks de Mısır kökenli olup Suriye yoluyla Hitit sanatına geçmiştir. Kubaba Hitit tanrılarına uzun uzun isimleriyle yer vermemize rağmen , Anadolu�daki tarih sürekliliği açısından Kubaba üzerinde durmak gerekmektedir. Büyük Hitit İmparatorluğu zamanından beri en önemli merkezlerden bir de Kuzey Suriye�de bulunan Kargamış olmuştur. Bu dönemde Hitit krallık ailesinden vasal krallar tarafından yöneytilen Kargamış, Hitit İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bir �Geç Hitit Devleti� olarak varlığını sürdürmüştür. Bu merkezin en önemli tanrçalarından bir de Kubaba�dır. Burada büyük saygı gören Kubaba daha sonra Anadolu�da Kybele adıyla yaşayacaktır.

    HİTİTLER�DE TANRI KÜLTLERİ
    Genelde, tapınağın asıl merkezinde bir avlu ve bu avluya bakan odalar vardı. nrı heykelinin bulunduğu kutsdal oda tapınağın arka yüzünde olduğu için iki l oda vardı. Bunlardan birinin Fırtına Tanrısının ası olarak, diğerinin de Arianna�nın Güneş Tanrıçası adına düzenlendiği a farklı olarak açık hava tapınağı idi. Burada bayramlar tlanıyor ve özel törenler (yeni yıl gibi) düzenleniyordu. onomik merkezler de muşlardır. Buralarda sadece tapınağa verilen hediye ve bağışlar saklanmamış lerle ya da idollerle gösterilebildiğine göre bir de bu objelere ait ltler vardı. Bu heykellere etrafının süslenmesi ile törenle tapıldığı gibi, heykel apılan törenler diğer tanrılara yapılan törenlere nazaran daha şeli geçmekte olup, dans,eğlence akrobasi ve çeşitli gösteriler yer koruyucusu olarak tanrıya armağanlar sunulurdu. Tanrıya değerli adenler hediye olarak sunulduğu gibi yiyecek, içecek de sunulmaktaydı. anadolu�da Üzüm ve Şarap.

    HİTİTLERDE ÖLÜLER KÜLTÜRÜ
    İnsanların fiziksel beden ve ruhtan oluştuğu düşüncesi büyük olasılıkla Hititler�de de vardı ve ruhun ölümden sonra da varolduğu ve yeraltına gittiği düşünülmekteydi. Hatta burada ölüye annesinin yol gösterdiği de düşünülmekteydi. Muwatalli�den sonraki tabletlerde de ölüm gününün �anne günü� diye anılması bu ilişkiyi göstermektedir. Ruhlar insanlara ancak rüyalar vasıtası ile gözükmekteydi. Bunu dışında da ruhların ziyareti olasıydı. Özellikle kendilerine kurban sunulmayan ya da haksızlık sonucu öldüğü düşünülen kişilerin ruhları yaşayanları sık sık rahatsız etmekteydi. Tabletlerden ölülere kurban sunulduğu da anlaşılmaktadır. Ancak tabletler genelde krallardan sözettiği için bunun doğal olduğu düşünülebilir, çünkü kral öldükten sonra tanrı oluyordu ve tanrıya kurban sunmak gerekliydi. Bunun yanında halktan kişilerin de ölüye kurban sundukları bilinmektedir. Bu ölüleri yatıştırmak için olduğu gibi , Hitit ianaçlarına göre günahlar babadan oğula/kıza geçtiği için (aynı inanç Yunan mitolojisinde de vardır), günahlardan kurtulma amacıyla da olabiliyordu.
    � Gerçekten de Boğazköy vesikaları arasında «Eğer Hattuşaş�ta büyük bir hadise olursa,yani kral ve kraliçe tanrı olursa» etiketini taşıyan ölü metinleri ele geçmiştir. Bu metinlere göre kral veya kraliçe tanrı olunca, büyükler onun için ağlamaya başlardı. Hemen bir sığır kurban edilir ve ruhu için de şarapla içki kurbanı takdim edilirdi. Aynı günü akşamında yine bir keçi kesilir ve mevta bir arabaya konularak hususi surette kurulan bir çadıra götürülürdü. Burada tekrar kanlı kurban ve içki kurbanı yapılırdı. Bundan sonra tablet kırılmıştır. Fakar başka bir metinde ertesi günü ihtiyar kadınlar kızgın bir ateşi şarapla söndürdüklerine göre, ölü geceleyin yakılmaktadır. İhtiyar kadınlar ateşten kemik bakiyelerini toplayarak bunları içleri yağla doldurulmuş çömleklerin içine koymakta ve balahere bu kapları mabedde, belki de Yazılıkaya�nın küçük galerisindeki hücrelerde muhafaza etmekte idiler. � Bu tür törenlere büyücü anlamındaki yaşlı kadının da eşlik ettiği olmaktaydı. Ölüye sunulan eşyalar da çok zengin eşyalar olmayıp bazı süs eşyalarıydı.

    HİTİT MİTOLOJİSİ
    Hitilerde özgün bir mitolojiden söz etmek oldukça güçtür. Hitit efsaneleri çok güçlü o bir şekilde Hurri, Hatti ve Mezopotamya etkisinde kalmıştır. Hitilerden günümüze gelen efsanelerde bu etki açıkça görülmektedir. Ancak bir başka gerçek de Hitit efsanelerinin Yunan mitolojisine kadar sürekliliğini koruduğudur. Günümüze gelen belli başlı Hitit mitoslarına göz atarsak bu etkileri daha iyi görebiliriz.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  3. #3
    emrahyardimci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    03.Kasım.2010
    Yaş
    32
    Mesajlar
    1

    Alıntı BuDunÇar Nickli Üyeden Alıntı
    Hititler ile ilgili bilgilerimiz daha bu yüzyılın başlarına dayanır. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar, Hititlerin tarih içindeki konumu bilinmiyordu. Gerçi Mısır metinleri ve Tevrat bir kavimden söz ediyordu ama bu kavmin Anadolu kökenli olabileceği kimsenin aklına gelmemişti. İç Anadolu�nun İlk Çağ tarihi ile ilgili yapılan araştırmalar , On dokuzuncu yüzyılda buraları gezen Charles Texier , William Hamilton gibi gezginlerin izlenimlerinden öteye gitmemiştir. Daha sonra �Yozgat Tabletleri� adı verilen , Boğazköy arşivine ait eserle bulunmuş ve ünlü Çek bilgini Hronzy tarafından 1917 yılında çözülmüştür. Bu tabletlerde Anadolu�nun bu bölgesinden Hatti Ülkesi diye sözedildiği görüldüğünden bu uygarlığı yaratanlara , Tevrat�taki isimle de uyuşturarak Hititler denmiştir. Hititleri tanımak Anadolu uygarlığını, hatta Anadolu�nun bugününü tanımak demektir. Anadolu toprakları üzerinde Hittiler�in mirasçısı olan bizler , bu kültürü tanıdıkça, inançlarını öğrendikçe, bugünkü kültürümüzü daha iyi anlayabiliriz.

    HATTİLER
    Hititler�i incelemeye başlamadan önce, Hitit göçlerinden önce aynı yerlerde uygarlık kurmuş olan ve Hititler�i büyük ölçüde etkilemiş olan Hatti uygarlığını incelemek gerekmektedir. Yaklaşık MÖ 2500-1700 yılları arasında Anadolu�da büyük bir uygarlık oluşturmuş Hattiler hakkında bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Hattiler Anadolu�nun yerli halkı olarak kabul edilmekle beraber, göçlerle geldiklerini -hatta Türk kökenli olduklarını- savunanlar da vardır. Yapılan araştırmalar Hititler�in uygarlık ve inanç/mitoloji bakımından Hattiler�den oldukça etkilendiklerini ortaya koymuştur. Hititler kendilerini başka isimle anmalarına rağmen, ülkelerine Hatti ülkesi demeleri ve din ile ilgili tabletlerde rahibin Hatti dilinde konuştuğunu belirtmeleri bu etkiyi göstermektedir. Ayrıca özel isimlerin bir çoğu da Hatti dilinden gelmektedir. Hatti uygarlığına ait en önemli eserler Alacahöyük�te bulunmuştur. 1935�de Atatürk�ün himayesinde başlayan kazılarda bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi�nde sergilenen güneş kursları, heykelcikler, altın kupalar bir çok eser bulunmuştur. Yapılan kazılarda ölülerin hocker pozisyonunda bulunması (ana rahminde olduğu gibi, cenin vaziyetinde) , toprak ve yeniden dirilme kültlerini varlığını, dolayısıyla da ana tanrıça kültünün varlığını göstermektedir. Bir başka buluntu yeri de Tokat Horoztepe�dir. Burada da ana tanrıçaya ait idoller ve tören zilleri bulunmuştur. Ancak buluntuların büyük bölümü yurt dışına kaçırılmıştır. Hattiler�e ait süsleme ve bezeme şekillerinin Anadolu�nun bir çok yerinde görülmesi bu uygarlığın ne kadar yayılmış olduğunu ve önemini göstermektedir. Hatti halkı, hayvan biçimli tanrıların kültünü geliştirmiş, özellikle de boğa en önemli simge olmuştur. Boğa ile gök/güneş kurslarının birlikteliği boğa/gök ilişkisini düşündürtmüştür. Buna göre boğa en büyük gök tanrıyı temsil etmektedir. Hattiler Hititler�le kaynaşmış, Hatti uygarlığı Hitit uygarlığı içinde yaşamaya devam etmiştir.

    HİTİTLER�İN KÖKENİ
    Anadolu Uygarlıkları içinde en önemlilerinden olan Hititler�in kökeni hala tartışmalıdır. Ancak Hititler�in Anadolu�nun yerli halkı olmayıp dışarıdan geldikleri kesindir. Hatta Hitit adı da daha sonra Eski Ahit�e göre uydurulmuş bir isimdir. Hitit diye andığımız bu halkın kendilerine Nesi dili konuşan Nesili dediklerini biliyoruz. Batı dünyasındaki bilim adamlarının üzerinde anlaşmaya vardıkları Hititler'in Hint-Avrupa kökenli bir kavim oldukları yolundadır. Konuştukları dil ve ataerkil yapısı ve diğer kültür özellikleri bu görüşü destekler nitelikledir. Ancak Hititler�in nereden göç ettikleri tam olarak açığa kavuşmamıştır.
    Cumhuriyetin ilk yıllarında , o zamanki isimleriyle, Etiler�in Türk olduğu söylenmiştir. Hatta Etibank da adını buradan almıştır. Öte yandan Hititler�in olmasa da Hattiler�in Asiatik kavimlerle alakası vardır. Özellikle dilleri ve kültürleri bu bağlantıyı güçlendirmektedir. Öte yandan bir başka teori de Hititler�in Çerkes kökenli olduğu yolundadır. Bu tez de Hattiler söz konusu olduğunda dil ve kültür öğeleri bakımından desteklenmektedir ve olanaksız gözükmemektedir. Ancak daha etraflı araştırma yapılmalıdır. Örneğin Çurey (bkz.Kaynakça) Hattiler ile Hititler�i yer yer karıştırdığından ortaya anlaşılması güç ,hatalı teoriler çıkmış.

    HİTİT TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ
    Hititler�in kökeni sorununa göz attıktan sonra, Hititler�i Hint Avrupa kökenli, Kafkaslar yolu ile Anadolu�ya girmiş bir kavim olarak kabul edebiliriz. Konumuz itibarı ile Hitit tarihini ancak çok kısa olarak gözden geçirmek gerekmektedir. Meraklı okuyucu Kaynakça�da bu konuda çok önemli bilgiler veren eserleri bulacaktır. Hititler�in tarih sahnesinde görülmesi daha öncelere de dayansa Krallığın MÖ 1660-1630 yılları arasında hüküm sürmüş I. Hattuşili tarafından kurulduğu söylenir. Bu konu belgelere bakıldığında biraz karışıktır, çünkü Hattuşili de kendinden önce gelen Labarna ve başşehir Kussara�dan sözetmektedir. Bu dönem ise oldukça karışıktır çünkü anadolu�da yerel krallar hüküm sürmektedir. Aslında Hattuşili , merkez Hattuşaş olarak krallığı kuran kişidir. Akurgal bu durumu şöyle özetlemektedir: (bkz Kaynakça) � Yazılı kaynaklardan belli olduğuna göre sonuç olarak diyebiliriz ki, Labarna adlı bir kral Kussara�da hükümdar olduktan sonra yerine yeğeni Labarna ya da Tabarna adı ile kral oluyor. Ancak bu ikinci Labarna, bir süre sonra idare merkezini , başkent olmaya her yönden elverişli Hattuşa�ya neklediyor ve o yüzden de Hattuşili yani Hattuşlu anlamına gelen bir ad alıyor.� Hattuşili yayılma siyaseti izlemiş ve sınırlarını güneye, bugünkü Suriye�ye ve batıya Arzawa ülkesini alarak genişletmiştir.
    Bir seferde ölen Hattuşili�nin yerine Murşili geçmiştir. Murşili de babasının yayılma siyasetini izlemiş, Halpa� (Halep) yı almış ve Babil�e kadar uzanarak , yaklaşık MÖ1550 senesinde, burayı da yakıp yıkarak Hammurabi sülalesini sona erdirmiştir. Murşili�den sonra bir çok kral gelmiştir. Bunlar içinde en önemlilerinden biri Telipinu�dur(MÖ 1535-1510) Telipinu zamanından kalma yazılar hem Hitit tarihine ışık tutmaktadır, hem de Telipinu ilk olarak krallığın kime kalacağını belirlemiştir : «Birinci kadından doğan erkek çocuk kral olur. Eğer birinci sıradan bir prens yoksa, ikinci sıradan olan erkek çocuk kral olur. Bir kral çocuğu, bir oğlan mevcut değilse, bu durumda birinci sıradan olan kız evlendirilir, onun kocası kral olur.» MÖ 1460-1190 yılları Hitit Krallığının �Büyük Krallık� dönemi olarak adlandırılır. Hurri-mitanni Devleti�nden sonra bu dönemde Anadolu�daki en büyük siyasi güç Hitit Krallığı�dır. Bu dönemin ilk kralı II.Tuthaliya�dır. Bu önemli kralın sülalesi Hitit Krallığının sonuna kadar hüküm sürmüştür. Bu dönemde en önemli kralardan bir Şuppiluliuma�dır. Bu kral zamanında (MÖ1350-1345) krallık sınırları iyice genişlemiş, Mısırla ilişkiler yoğunlaşmıştır. Bir başka önemli kral da Muvatalli�dir . (MÖ 1315-1282). Onun zamanında karışıklıklar bastırılmış ve Mısır�a karşı yapılan Kadeş savaşı başarı ile sonuçlanmıştır. Daha sonra III.Hattuşuli ise ünlü Kadeş Anlaşmasını yapmıştır. MÖ 1200�lü yılların sonuna doğru Hitit Krallığı en parlak devirlerini yaşarken kralın ölmesinden sonra çocuğu olmadığından kardeşi II. Şuppiluliuma�nın tahta geçmesi ile sarayda karışıklıklar çıkmış, hatta halk arasında da başkaldırmalar olmuştur. Bunu üzerine bir de �Kuzey kavimleri� saldırısı eklenince Hitit devleri dayanamamış, istilalar altında tarihe karışmıştır. Daha sonraları �Geç Hitit� denilen beylikler dönemi yaşanmış, Hitit kültürü güneyde biraz daha yaşamaya devam etmişse de zamanla tarihe karışmıştır.

    Hitit Uygarlığı (M.Ö. 1650/1620-650)
    Asur Ticaret Kolonileri Çağında Anadolu irili ufaklı birçok beylik arasında paylaşılmış durumdaydı. Yazılı kayıtlarda adlarına rastlanan bazı beylikleri şöyle sıralıyabiliriz : Neşa (Kaneş), Hattuş, Mama, Puruşhanda, Kuşşara, Zalpa. Yazılı belgelerde Kuşşara'lı olduğu belirtilen Pithana ve oğlu Anitta zamanında Anadolu' da merkezi bir devletin kurulmasına doğru yol alınmıştır. Anitta Neşa, Zalpa ve Hattuş'u ele geçirerek ilk kez büyük kral unvanını almıştır. Asıl olarak Anitta'dan yüzyıl sonra aynı soydan gelen Kuşşaralı Labarnaş Hattuş'u başkent yapıp, kente Hattuşaş, kendine de Hattuşalı anlamına gelen Hattuşili adını vermiş, böylece M.Ö. 1650-1620 yıllarında Hitit Devleti resmen kurulmuştur. Yerli Anadolulu oldukları kabul edilen Hatti beylerine karşılık Hint-Avrupalı Hititler'in kökeni hakkında fazla bilgi yoktur. Çeşitli varsayımlara göre Hititlerin Anadolu'ya Kafkasya veya Boğazlar üzerinden Kuzey Avrupa'dan geldikleri düşünülmektedir. Bir başka görüşe göre Hititler Anadolu'ya yerleşmeden önce Kuzey Mezopotamya'da yaşamaktaydılar. Fakat bilinen şudur ki Hititler Anadolu'ya geldiklerinde ve daha sonra hep azınlıkta kalmışlardır. Oysa Anadolu'ya geldiklerinde burada yaşayanlar her türlü silahı kullanmayı ve üretmeyi biliyor, aynı zamanda da etrafı surlarla çevrili korunaklı şehirlerde yaşıyorlardı. Bu yüzden azınlıkta olan Hitit göçmenlerinin çok kısa bir sürede bu beylikleri yakıp yıkması kolay degildi. Hititlerin başarısı yerli uygarlığı kabul etmelerive buna uyum göstermeleridir.
    I.Hattuşili�nin Hattuşa�yı başkent yapmasından sonra Hitit Devleti hızlı bir biçimde gelişmeye başladı. I.Murşili döneminde Halep ve Babil�in alınmasıyla Hitit Devleti Yakın Doğu�nun en etkili siyasal güçlerinden biri haline geldi. Bu dönemde kap formlarında sadeleşme göze çarpan özelliklerdendir. Fakat Hititler�in bibru dedikleri hayvan şeklinde törensel kaplar (Rithon) yapma geleneşi sürmektedir. Kap formlarına eklenen bir yenilikse büyük vazolar üzerine kabartma frizler şeklinde yapılan ve daha çok dini törenlerle ilgili olan süslemelerdir. Bu sanat daha sonraki kaya kabartma sanatının öncüsü durumundadır.

    GEÇ HİTİT UYGARLIĞI (M.Ö. 1200-650)
    Hattuşa�nın M.Ö. 1200 dolaylarında tahribedilmesinden sonra Hitit geleneği Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Mezopotamya�da süregider. Hattuşa�da, Alacahöyük�te ve daha birçok Anadolu yöresinde tanıyageldiğimiz sanat eserleri değişik biçimlere bürünür. Düzinelerce kent devletçiklerinden oluşan bu beyliklerde, başlıca dört sanat dönemi görülmektedir :

    1. Geleneksel Geç Hitit Stili (M.Ö. 1050-850) :
    � Malatya Aslantepe (Büyük Hitit Krallığı ikonografisini devam ettirirler - Halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedirler)
    � Kargamış (Eserler Ankara AMM�de olup bazıları 8. yüzyılın sonunda Korinth vazo ressamlarına örnek olmuştur)

    2. Asur Etkisi Gösteren Geç Hitit Stili (M.Ö. 850-800) :
    � Zincirli (Bu eserlerde Hitit biçimi saçlar yanında, kralın ensesinde Asur saç topuzu da görülmektedir - İstanbul, Eski şark Eserleri Müzesi)

    3. Asurlaşmış Geç Hitit Stili (M.Ö. 800/750-700) :
    Geç Hitit sanatına Aram ögeleri yanında Asur özelliklerinin girdiği dönem. Bu eserlere özellikle Zincirli, Sakçegözü, Kargamış, Malatya ve Tell Halaf örnekleri bu döneme ait eserlerdendir. Örneğin, Hitit aslanlarındaki stilize edilmiş yürek biçimindeki kulak yerine bu dönem aslanlarında natüralist kulak görülmektedir. Ayrıca kalçadaki W-motifi N biçimini almış, oradan da Urartu�ya ve bozulmuş W-motifi biçiminde Hellen sanatına geçmiştir. Geleneksel Hitit kuş adamları da Kartal başlı, at kulaklı şekle dönüşmüştür. Hellen vazo ressamları Sakçegözü kuş adamlarını aynen kopya ederek kullanmışlardır.

    4. Aramlaşmış ve Fenikeleşmiş Geç Hitit Sanatı :
    Semitik topluluklar olan Aramlar ve Fenikelilerin güneyden gelip Kuzey Mezopotamya�ya yayılmaları sonucu, Hitit sanatına bu unsurlar da egemen olmaya başlar. Zincirli (kısmen Berlin Müzesinde), Sakçegözü, Maraş (Louvre ve Adana Müzelerinde), İvriz Kaya Kabartması, Karatepe heykel ve kabartmaları bu dönemin en bilinen eserleridir. Hellenler M.Ö. 8. yüzyıl başlarında gemiler inşa edip Doğu Akdeniz�de ticaret yapmaya başladıkları zaman (M.Ö. 750 tarihinde kurulan Antakya�nın güneyindeki Al Mina Hellen kolonisi gibi) şark sanatının (Mısır, Fenike ve Geç Hitit) etkisi altında kaldılar. O dönemde yazıyı kullanmayan Hellenler Fenike alfabesini aldılar, ayrıca şark din ve mitolojisinden etkilendiler (Hitit efsanelerinden Göğün Krallığı-Theogoni ve Ejder İlluyanka-Typhon gibi). Hellenlerin Olympia, Delphi, Atina, Milet, Ephesos, Erythrai ve Eski izmir gibi merkezlerinde 8. yüzyıl Geç Hitit kökenli eserlere bolca rastlanır. Ayrıca 8. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Geç Hitit etkileri Attika vazolarında, daha sonra da Korinth vazolarında görülmektedir.

Bu Konu için Etiketler

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Giriş