1. #1
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734



    Serbest cumhuriyet Fırkası ve menemen olayı

    Mahmut DİNÇER

    Demokrasi halk idaresidir. İktidarın halk hakimiyetine dayandığı, idare edenlerin serbest ve dürüst seçimlerle işbaşına geldiği bir idare sistemidir. Demokraside çeşitli görüşlere sahip insanlara bir araya gelip teşkilatlanma imkanı tanınır. Bu tür teşkilatlanmış gruplara siyasal partiler denilir. Demokratik mücadeleler de ancak siyasal partilerle yürütülebilir.

    Ancak bir ülkede demokrasi birden bire kurulamaz. Demokrasi aşığı Atatürk, bütün bunları biliyordu. Zaman zaman demokrasiye elverişli ortamın oluşup oluşmadığını anlamak için denemeler yapmış, yani cumhuriyet rejiminin gerektirmiş olduğu çok partili sisteme geçmek istemiştir. Ancak her deneme sonucunda anlaşılmıştır ki gerekli ortamın doğması için daha vakit vardır. Çünkü Atatürk’ün kurmuş olduğu partiye ve düşüncelerine karşı kurulan her yeni parti eski düzene dönmeyi istemiştir. Bu da inkılapların, modernleşmenin ve hatta milli egemenliğin yok olması demektir. İşte Atatürk, bu noktaya gelme tehlikesi belirince, denemelerini istemeyerekte olsa durdurmak istemiş ve uygun zeminin oluşması için yeni adımlar atmak zorunda kalmıştır.

    Cumhuriyet döneminin ilk muhalif partisi Terakkiperver cumhuriyet Fırkası’dır. 1924 sonlarında kurulup 1925 ortalarına kadar yedi ay yaşayabilen Terakkiperver cumhuriyet Fırkası’nın başarısız ve zararlı muhalefet deneyiminden sonra 1930 yılına kadar herhangi bir parti kurma teşebbüsü olmamıştır.

    1930 yılına gelindiğinde 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın Türkiye’ye de yansıması ile ortaya çıkan sıkıntılar karşısında halkın tepkisinin artmaya başlaması ve hükümet icraatlarının mecliste eleştirilemiyor olması, bir muhalefet partisine ihtiyaç duyulmasına neden olmuştur. Bu ihtiyacı da en çok Mustafa Kemal duymuştur. Mustafa Kemal yeni partinin kurulmasını TBMM’nin hükümet icraatlarını daha etkin bir şekilde denetleyebilmesi ve Türkiye’de de çok partili hayata geçişin zeminini hazırlayabilmek amacıyla arzulamaktadır. Böyle bir partinin kurulması için de en güvenilir kişi olarak daha önce başbakanlık da yapmış olan Paris Büyükelçisi Fethi (Okyar) Bey’i düşünmüştür.

    Cumhuriyetçi serbest Fırka, 1930 Ağustos başlarında kurulmuştur. Güdümlü bir muhalefet partisinin kurulması isteği bundan üç dört ay öncesine kadar uzatılabilirse de yaşama geçmesi Fethi Bey’in Paris Elçiliği’nden dönmesine rastlar. Paris’ten dönen Fethi Bey, Mustafa Kemal’e ülkede gördüğü genel bunalımlarla ilgili ayrıntılı bir rapor sunmuş ve aksaklıkları tek tek sergilemeye çalışmıştı. Gazi o sırada Yalova’da Termal Otel’inde istirahat etmekteydi. Mustafa Kemal verilen raporun geniş bir biçimde tartışmasını burada bizzat Fethi Bey ile yapmış sonra bu eleştirileri daha geniş bir ölçüde ve kamuoyu önünde hükümeti uyaracak bir biçimde yapabilmesi için bir muhalif parti kurmasını ondan istemiştir.

    Fethi Bey, Gazi’den her iki fırkaya karşı tamamen bitaraf kalarak eşit muamelede bulunmasını istediği gibi, ayrıca o kuracağı fırkaya hükümetin hoşgörü ile bakmasını ve mülki teşkilatın fırkasına hiçbir baskı yapmamasını da ister. Gazi, serbest Fırka kurulurken fırka teşkilatına para yardımında da bulunmuştur. Yeni fırkaya Halk Fırkası’ndan ne kadar mebus verileceğini de tartışırlar. Bütün bunlara karşılık olarak Gazi, Fethi Bey’den tek bir güvence ister o da rejimin temel ilkelerinin korunmasıdır. Sonuçta iki liderin bu konuları kamuoyuna açıklanacak iki mektupla pekiştirmesine karar verildi.



    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

  2. #2
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734

    Partinin ilk üyeleri ve kurucularının önemli bir bölümü Gazi’nin ısrarıyla bu siyasal akıma katılmışlardı. Kurucular ve lider kadrosu içerisinde sayılabilecek üyelerin Gazi’nin yakın arkadaşları ve güven duyduğu kişiler olması dikkati çekmektedir. Bunlardan Fethi Bey, Gazi’nin Harp Akademisi’nden beri en yakın arkadaşlarından biri olarak bilinmektedir. Gazi’nin yeni kurulan partiye verdiği ikinci kişi ise çocukluk arkadaşı olan Nuri Conker’dir.


    Gazi Mustafa Kemal’in SCF’nin kurucusu ve genel başkanı olmakla görevlendirdiği ve öz geçmişi, kişiliği, siyasal düşünceleri ve eğilimleri, partinin gerçek yapısının ve niteliğinin anlaşılmasında büyük önem taşıyan Ali Fethi Bey, 1880 Pirleppe doğumludur (ölümü:1943). 1901'de Mekteb-i Harbiye’yi (Harp Okulu’nu) bitirdi, Erkan-ı Harbiye Mektebi’nde kurmaylık eğitiminden sonra 1903’de kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. 1906’da İ.T.ye girdi. Manastır, Edirne ve Selanik’te bulundu. 31 Mart olayından sonra II. Abdülhamit tahttan indirilince onun muhafızlığına atandı, bu görevi sürerken 1910’da Paris Büyükelçiliği’nde “ateşemiliterlik” görevine getirildi. Paris’te bulunduğu sırada İtalyanlar’ın Trablusgarp’a saldırmaları üzerine 1911’in Eylülü’nde buraya geçen Fethi Bey, aynı yıl içinde yeniden Paris’e, oradan da İstanbul’a döndü, Balkan Savaşı’na katıldı ve 30 Aralık 1911’de Meclis-i Mebusan’a Manastır mebusu olarak girdi, 1913’te Sofya Elçiliği’ne atandı. 21 Aralık 1917’de İstanbul’a döndü ve bu kere İstanbul’dan mebus seçildi. Bu dönemde İ.T.’nin Umumi Katipliği görevine getirildi. 8 Ekim 1918’de Talat Paşa Kabinesi çekilince, İzzet Paşa Kabinesinde dahiliye nazırı oldu ve bu görevi 8 Kasım 1918’de Tevfik Paşa Kabinesi kuruluncaya değin sürdü. İzzet Paşa Kabinesinde bulunduğu sırada nazır olarak Mondros Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı delegasyonu içinde yer aldı. Gelişen ve bilinen olaylar sonucunda 19 Mart 1919’da tutuklanarak Bekirağa Bölüğü’ne kapatıldı. 27 Mayıs 1919’da Malta’ya sürgüne gönderildi ve buradan ancak 30 Nisan 1921’de kurtulabildi. Malta’dan kurtulan Fethi Bey, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere 8 Ağustos 1921’de Ankara’ya geldi, 11 Ekim1921’de de Dahiliye Vekilliği’ne seçildi. Mustafa Kemal Paşa’nın isteği üzerine barış olanaklarını araştırmak amacı ile, 1922 yılının Mart ayında Londra’ya giden Fethi Bey, aynı yılın Eylül ayında Ankara’ya döndü ve 13 Ağustos 1923’te Başvekillik’e getirildi ve bu görevi 2 Ekim 1923’e değin sürdü. Cumhuriyet döneminde TBMM’nin ilk başkanı seçildi ve İsmet Paşa’nın başvekillikten çekilmesinden sonra yeniden başvekil oldu. Şeyh Sait isyanı üzerine bu görevden 1 Mart 1925’te istifa ederek ayrılan Fethi Bey, 27 Mart 1925’te Paris Büyükelçiliği’ne atandı.

    Gazi’nin yeni bir parti kurmasını kendisinden istediğinde bu son görevinde bulunuyordu. 24 Eylül 1930’da Gümüşhane’den mebusluğa seçilerek T.B.M.M.’ne SCF Umumi Reisi olarak girmiştir.

    Partinin programı:
    Serbest Fırka’nın programı iki aşamada tamamlanmıştır. Birinci aşamada 11 maddelik bir program bizzat Fethi Bey tarafından hazırlanmış sonra Ağaoğlu Ahmet, Reşit Galip, Nuri (Conker) ve Tahsin (Uzel) Beyler tarafından gözden geçirilerek Gazi’ye sunulmuştur. Gazi programı beğenmiş ancak özüne dokunmadan birkaç düzeltme yapmıştır. Sonradan bu 11 maddelik program çekirdek program olarak kabul edilmiş ve daha da genişletilmiştir.

    Serbest Fırka’nın programında Anayasa’ya dayanan temel ilkelerin dışında özellikle ekonomik yaklaşımlarda önemli farklılıklar görülüyordu. Özel girişimciliğe verilen önem, farklılıkların başında gelmektedir. Programa göre özel girişimciliğin kendi yasaları doğrultusunda işleyecek olan ekonomiye, devlet ancak özel girişimin yapamadığı işler açılışında müdahale edebilecekti. Böylece devlet, askeri sınırlar içerisinde ekonomiye de müdahale edebilecekti. Diğer yandan sermayenin teşvik edilmesi de programın önemli bir ilkesini oluşturmaktaydı. Programın içinde yabancı girişimcilere güven sağlayacak davranışlarda bulunulması, dış finans çevreleri ile mümkün olduğu kadar iyi geçinilmesi doğrultusunda yorumlanabilecek hükümler de yer alıyordu.
    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

  3. #3
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734

    Eleştiriler:
    Fethi Bey’in İsmet Paşa hükümetine yönelttiği eleştirilerin en başında geleni ve en genel olanı genel ekonomik siyasaya ve bunun sonuçlarına ilişkindi. 7 Eylül 1930 günlü İzmir’de verdiği söylevinde de, hükümetin yedi yıllık ekonomik siyasasının kötü sonuçlandığını ileri süren Fethi Bey, bu genel eleştirilerini TBMM’nde daha da geliştirerek sürdürecekti. Fethi Bey’in TBMM’ndeki açıklamalarına göre; CHF’nın izlediği ekonomik siyasa sonucunda halk iktisadi zaruret içinde kalmıştı. Bu durumun başlıca nedeni de hükümetin izlemiş olduğu yanlış yoldu. Hükümetin Dünya Ekonomik Bunalımı karşısında ülke gerçeklerini göz önüne alarak düşünülmüş bir programı yoktu. Bu programsızlık sonucu ülke ekonomisi ve sanayisi gelişmemiş ve maddi sıkıntılara düşülmüştü.

    SCF’nın hükümete yönelttiği ve kamuoyunda büyük yankılar yaratmış olan eleştirilerinin diğeri vergiler ile ilgili olanı idi. Vergi eleştirileri SCF programının ikinci maddesi çerçevesinde yapılmıştır. Bu eleştirilerde vergilerin ağır olduğu, gereksiz vergiler alındığı ve toplanmasında yolsuzluklar yapıldığı noktasında yoğunlaşmıştır.

    İzmir Valisi’nin Engellemesi:

    Fethi Bey İzmir’e geldiği gün, önce Serbest Fırka’nın İzmir teşkilatının kuruluşuyla ilgilendi. Yeni fırka lideri bundan sonra Tahsin Bey ile birlikte valiyi, kumandanı ve belediye reisini ziyaret ettiyse de kumandandan başka diğerlerini mevkilerinde bulamadı. O gün otelde parti örgütünün kimlerden oluşturulacağı konuşulmuş, kimi gazetecilerle de görüşülmüştü. Ancak bu arada İzmir Valisi Kazım (Dirik) Paşa Fethi Bey’e bir tezkere göndererek, güvenliği sağlamakta güçlük çektiğini bu nedenle de ertesi gün vereceği söylevden vazgeçmesini tavsiye etmiştir. Aksi taktirde meydana gelebilecek hadiseler dolayısıyla mesuliyet kabul etmeyeceğini bildirmiştir. Bunun üzerine Fethi Bey, Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf çekip durumu bildirmek istediyse de postahane telgrafı çekmeyi reddetmiştir. Fethi Bey valiye tekrar başvurarak telgrafın gönderilmesi için diretince ancak birtakım yazışmalardan sonra bu telgraf güçlükle çekilebilmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa da telgrafı hemen o gece yarısı cevaplamıştır. Gazi’nin yine telgraf ile verdiği yanıt şöyledir:

    “İzmir’de Serbest Fırka Reisi Fethi Bey Efendi Hazretlerine (Sureti Başvekil’e, Dahiliye Vekili’ne, İzmir Valisi’ne);
    Anlıyorum ki sana nutkunu söyletmek istemiyorlar. Fakat sen mutlaka nutku söyleyeceksin ve tesadüf edeceğin herhangi bir engeli bana bildireceksin. Asayişin temini için Başvekil, Dahiliye Vekili ve İzmir Valisi lazım olan tedbirleri almakla mükelleftirler.
    GAZİ


    İzmir Valisi Gazi’nin telgrafını alınca kumandan paşayı Fethi Bey’e göndererek nutkunu yarın verebileceğini söylemiştir. Ancak Fethi Bey bu yazışmalar ile yitirilen zaman yüzünden söylevini bir gün sonraya ertelemek zorunda kalmıştır.
    Serbest Fırka lideri Fethi Bey 7 Eylül 1930 günü İzmir Alsancak stadında fırkanın programını açıkça ortaya koyan nutkunu vermiştir. Fethi Bey saat tam on altıda kürsüye çıktı. Kürsüde Fethi Bey’in yanında Serbest Fırka’nın umumi katibi Nuri Bey, fırka arkadaşlarından Ağaoğlu Ahmet, Tahsin ve Haydar Bey ile Yeni Asır gazetesinin başyazarı İsmail Hakkı, Behzat Arif Beyler ile Serbest Fırka’nın İzmir il yöneticileri bulunuyordu.

    İzmir’de meydana gelen olaylar üzerine gazi Mustafa Kemal Paşa Serbest Fırka’ya eskiden olduğu gibi ılımlı bakmamaya başlamıştır. Gazi fırkalar karşısında tarafsız kalacağı sözünden vazgeçerek Halk Fırkası’nı yeniden destekledi. Gazi’nin bu tutumunun değişmesi de Serbest Fırka’nın feshine giden bu yolun başlangıcı olmuştur.

    Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın seçimlere Girmesi:
    Fethi Bey’in İzmir’den başlayan yurt gezisinden sonra parti belediye seçimlerine katılmıştı. SCF kendisi için sonun başlangıcı olacak olan bu seçimlere her şeye rağmen katılacak ve bu seçimler Türkiye’nin siyasal gelişmelerinde acı izler bırakacaktır.
    Bu seçim olaylı bir seçim olacak ve yaşanan bu olaylar Cumhuriyet Halk Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası arasındaki ilişkileri onarılamayacak ölçüde bozacaktı. SCF’na ve onu destekleyen gazetelere göre olayları, CHF yetkilileri, yerel yöneticiler ve kolluk güçleri çıkarmışlardı. Seçimler de ağır bir baskı ve yolsuzluk altında yapılmıştı. CHF’na ve onu destekleyen basına göre ise durum bunun tümüyle tersineydi.
    Bu seçimler SCF’nın CHF’na yönelttiği eleştirilerle başlayan ve İzmir ile öteki kentlerdeki olaylarla artan gerginliği doruk noktasına getirmişti. Seçimler sırasında SCF çeşitli yakınmalarda bulunacak ve seçimlerin sonucunda da konuyu yolsuzluk ve baskı yapıldığı savı ile TBMM’ne getirecektir.

    Seçim Sonuçları:
    Seçim sonuçlarına ilişkin resmi açıklamalara göre toplam 502 seçim bölgesinden 31’inde SCF kazanmıştı. SCF yöneticileri bu seçim sonuçlarının gerçeği yansıttığını hiçbir zaman kabul etmemişlerdir. Onlara göre seçimi SCF kazanmıştı. Sonuçlar yapılan fesat ve baskılarla elde edilmişti. Seçimlerde yolsuzluk ve baskı yapıldığı savı, basında yayınlanan demeçlerin dışında TBMM’nde de iki ayrı birleşimde gündeme getirilecekti.
    15 Kasım 1930 Cumartesi günü saat 14.30’da başlayan görüşmelerde önergesini açıklamak üzere söz alan Fethi Bey, önce partisine yöneltilen suçlamaları yanıtlamış, arkasından da seçimlerde yapılan yolsuzlukları ve baskıları tek tek açıklamaya başlamıştır. Fethi Bey’in belirttiğine göre; seçmenler kütüklere yazılmamış, kütüklerde adları yazılı olan seçmenler de nüfus tezkereleri için “yırtık var” gibi bahaneler bulunup geri çevrilerek yerlerine başkalarına oy kullandırılmıştı. Bazı yerlerde halk, jandarma ve polisçe seçim sandıklarına yaklaştırılmamıştı. Bazı yerlerde de SCF’na oy verecek olanlar da tutuklanmışlardı. Oysa bütün bunlara karşılık CHF için elden gelen kolaylık gösterilmişti.
    Fethi Bey’i yanıtlamak üzere Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan 18 kişinin söz istemiş ve kürsüye önce İzmir mebusu Vasıf Bey (Çınar) gelmiştir. Vasıf Bey’e göre; İzmir’de seçimlerde herhangi bir yolsuzluk ve baskı yapılmamıştı.

    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

  4. #4
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734

    S.C.Fırkasının Kapanışı:
    Serbest Cumhuriyet Fırkası liderinin başarılı ve olaylı geçen Ege seyahatinin fırkanın kapatılmasında büyük payı olduğu söylenebilir.İzmir olayları Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın da tepkisine sebep olmuştur. Gazi İzmir olayları üzerine bu olayları incelemek ve tarafları uzlaştırmak için TBMM Başkanı Kazım (Özalp) Paşa’yı İzmir’e göndererek görevlendirmiştir. İzmir olaylarından kısa süre sonra, 9 Eylül 1930 günü Cumhuriyet gazetesinde Yunus Nadi’nin Gazi’ye hitap eden bir açık mektubu yayınlandı. Yazılan bu mektup şöyleydi:

    “Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine,
    İzmir’de bir matbaamıza taarruz edildiği ve Cumhuriyet Halk Fırkası binamız taşa tutulduğu günden beri memlekette bize düşen yeni vazifelerin vücut ve ehemmiyetini takdir ediyoruz. Bu arada ezeli ve ebedi şefimiz olarak bildiğimiz zat-ı devletlerini başka ve yeni fırkaların kendilerine mal etmeye çalıştıklarını görerek, öyle dahi olsa biz kendimizi, bize emanet edilen Cumhuriyet’in muhafazası vazifesini eksiksiz ifaya muktedir biliyoruz. Vazifemizin kolaylaşması hesabına değil, belki vaziyetin tavzihi namına hal ne ise lütfen ifadesini istirham etmeye mecbur kaldık.
    Her hal ve ihtimalde Cumhuriyet’in iyice korunacağından daima emin bulunarak sonsuz hürmetlerimizi lütfen kabul buyurunuz aziz Şefimiz”.
    Yunus Nadi

    Ertesi gün de Gazi’nin Cumhuriyet Halk Fırkası’na bağını vurgulayan mektubu aynı gazetede çıktı.
    “Cumhuriyet gazetesi başmuharriri Yunus Nadi Beyefendi’ye,
    Cumhuriyet gazetesinde bana hitaben yazılan açık mektubu okudum. Bu mektupta son günlerde İzmir’de vukua gelen hadiseler işaret olunarak beni Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan başka fırkaların kendilerine mal etmeye çalıştıklarını gördüğünden ve vaziyetin açıklanması namına, hal ne ise ifadesi talep olunuyor.
    Bu nokta üzerinde diğer bazı gazetelerdeki yazıları da okudum. Her yerde halk arasında da bu hususta şeyialar ve tereddütler olduğunu işitiyorum.
    Hakikatı Fethi Beyefendi’ye yazdığım mektupta açıkça ifade ettiğimi zannediyorum. Kendilerince hakiki vaziyetin tamamen bilinmekte olduğuna şüphe yoktur. Ancak umumiyetle yanlış zan ve düşünceler ve görüşler olduğu anlaşılıyor.
    Hakikatı hali bir daha ifade ve tasrih edeyim. Ben Cumhuriyet Halk Fırkası’nın Umumi Reisiyim. Cumhuriyet Halk Fırkası Anadolu’ya ilk ayak bastığım andan itibaren teşekkül edip benimle çalışan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden doğmuştur.
    Bu teşekküle tarihen bağlıyım. Bu bağı çözmem için hiçbir sebep ve lüzum yoktur ve olamaz.
    Resmi vazifemin hitamında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın başında fiilen çalışacağım. Bu noktada tereddüte mahal yoktur. Benim bu esas vaziyetim, bir sene nihayetinde sona erecek olan bugünkü muvakkat resmi vazifemin bitaraflığı bozamaz….’’

    Böylece bu mektuplar da göstermiştir ki, Gazi, Cumhurbaşkanı olarak iki parti karşısındaki tarafsızlığını yine koruyacağını belirtmekte ise de artık bir hakem durumunda değil, fakat CHF’nın genel başkanı olduğunu açıklıyor ve bu sıfatıyla CHF adına yapılanları ağır bir dille suçluyordu. Bundan sonra Serbest Fırka’nın yapacağı savaşımda karşısına alacağı İsmet Paşa ve onun yönetimi değil, doğrudan doğruya Gazi olacaktı.
    Serbest Fırka’nın belediye seçimlerine girmesi, İzmir olaylarından sonra Fırka’nın kapatılmasına etki eden ikinci büyük sebeptir. Her ne kadar Serbest Fırka taraftarları seçimlere girmemizi Gazi istedi deseler de; Gazi yeni kurulan ve henüz teşkilatını tamamlamamış olan Serbest Fırka’nın seçimlere girmesine taraftar değildi. TBMM’de 16 Kasım 1930 günü başlayan ve bütün gün devam eden müzakereler sırasında Halk Fırkası mebusları Fethi Bey ve arkadaşlarını Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya karşı mücadele açmakla itham etmişlerdir. Yine bu müzakereler sırasında Fethi Bey’in Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Bey hakkında açmış olduğu gensoru önergesi, çoğunluğunu Halk Fırkalı mebusların oluşturduğu grup tarafından verilen güvenoyu ile düşürülmüştür.
    Bu görüşmelerden sonra Serbest Fırka mebusları gece yarısı mesleki odalarına çekilip on-on beş dakikalık bir müzakere sonucunda fırkalarını feshettiklerine dair kararı hazırlamışlardır.
    SCF’nı kapatma kararına varan Fethi Bey ve arkadaşları bir fesih beyannamesi kaleme almışlardır. Bu beyanname şöyledir:
    “Tebellür eden (belirginleşen) son vaziyete göre fırkamız, Büyük Gazi Hazretlerine karşı siyasi sahnede mücadele edecek bir mevkie getirilmiştir. Fırkamız doğrudan doğruya Gazi Hazretlerinin ısrar, teşvik ve tasvipleri ile vücuda gelmiş ve Büyük Reisimizin her iki fırkaya karşı müsavi (eşit) muavenet (yardım) muamelesine mazhar olacağı (erişeceği) teminatı almış idi. Esasen başka türlü siyasi teşekküle vücut vermek mesuliyetini almayı hiçbir zaman hatırımıza getirmedik. Halbuki emri vaki şeklinde tahakkuk eden (gerçekleşen) son vaziyet karşısında bizce başarılması muhal (olanaksız) olan bu teşebbüse devam etmek beyhude olacağından fırkamızın feshine ve keyfiyetin bilumum teşkilata ve Dahiliye Vekaleti’ne bildirilmesine karar verilmiştir.”
    16.11.1930

    Mebuslar bu kararı Çankaya’ya götürmek üzere de Fethi Bey ve Nuri Bey’i görevlendirmişlerdi.
    Ertesi gün 17 Kasım’da parti örgütüne de bir bildiri yayınlanmış ve fırka mebusları tarafından kendi kendine feshedilmiştir.
    “Büyük Gazi’miz Mustafa Kemal Hazretleri’nin teşvik ve tasvibi ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı tesis etmiştim. Kanaatimce bu teşvik ve tasvip tabiatıyla teşkil edeceğim fırkanın Gazi Hazretleri’ne karşı siyasi mücadeleye girmek ihtimalini bertaraf ediyordu.
    Esasen bu karar haricinde siyasi bir teşekküle vücut vermek mesuliyetini almayı hatırıma getirmemiştim. Halbuki tahakkuk eden son şekle göre fırkamızın atiyen (gelecekte/ilerde) Gazi Hazretleriyle siyasi sahada karşı karşıya gelmek vaziyetinde kalabileceği anlaşılmıştır. Bu vaziyette kalacak bir siyasi teşekkülün mevcudiyetini fırka müessisi (kurucusu) sıfatıyla muhafaza ve idareyi muhal buluyorum.
    Bu sebeple Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın feshine karar verdim. Bu kararın teşkilatımıza tebliğini rica ederken bana itimat eden ve benimle teşriki mesai eden Cumhuriyetçi arkadaşlarıma derin minnettarlığımı arz ederim.
    Gümüşhane Mebusu
    Ali Fethi”

    Böylece güdümlü bir biçimde başlayan muhalefeti örgütleyecek parti kurma girişimi hüsranla sona ermiş ve Türkiye çok partili yaşama ancak 15 yıl sonra, bu kere dış dinamiklerin de etkisiyle geçmek üzere yoğun bir tek parti yönetiminin güdümüne tekrar girmiştir.

    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

  5. #5
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734

    Menemen Olayı: 23.12.1930-8.3.1931

    23 Aralık 1930 günü, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından yaklaşık bir ay sonra İzmir’in Menemen ilçesinde Cumhuriyet tarihimizin en önemli inkılap karşıtı hareketlerinden biri meydana gelmiştir.
    Olay, kendisini Mehdi olarak ilan eden Nakşibendi Tarikatı’na mensup Giritli Derviş Mehmet ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiştir. Sanıkları ifadelerinden çıkarılan sonuçlara göre örgüt elemanlarının Manisa’da toplantılar yaptıkları, silah temin ettikleri ve taraftar kazanmaya çalıştıkları anlaşılmaktadır. Buna göre bu olay o anda alevlenen bir gelişme değildir, bu olayda organize bir örgüt vardır. Bu örgütün çalışmaları da Manisa’da başlamış ve Menemen’e kadar gelmiştir. Olayın gelişimi şöyledir:

    Dört Mehmet ve yaşları on sekizi bile bulmayan iki Hasan, Manisa’nın bir köyünde dağda kurdukları bir çadırda günlerce ayinlere dalmışlar, tarikat mensuplarıyla ve şeyhleriyle ilişkilerini sürdürmüşlerdir.Derviş Mehmet,bu süre içinde onlara esrar içirerek akıllarını başlarından alma, tasarladığı yöne ve yöreye doğru sürükleme çabasındadır. Bu şahıslar Menemen kenarına geldiklerinde zeytinliklerde dinlenirken Giritli Mehmet’in dağıttığı esrarlı sigaraları içmişler ve sarhoş kafalarla Menemen’e girmişlerdir. Giritli Mehmet burada gittikleri Müftü Camii’nde Mehdiliğini ilan ve camiye gelenleri de dine davet etmiştir. Derviş Mehmet dini korumaya geldiklerini ileri sürerek camideki yeşil bayrağı aldıktan sonra, kendisine inananlarla birlikte şehri dolaşmaya başlamış ve rast geldiklerine “Müslüman mısınız? Mehdiye itikadın var mı?” diye sorular sormuşlar ve kendilerin bayrak altına girmelerini aksi taktirde hepsinin kılıçtan geçeceğini söylemişlerdir. Burada yaptıkları konuşmalarla da ortada hükümet olmadığını, herkesin dükkanlarını kapatarak kendilerine katılmalarını ve arkalarından yetmiş bin kişilik Halife ordusunun gelmekte olduğunu, top tüfek bütün kuvvetlerin Mehdi üzerinde duracağını ilan etmişlerdir. Şehri dolaşan Derviş Mehmet ve müritleri doğruca belediye meydanı önüne gelirler. O sıralarda oradan omzunda çapasıyla işe gitmekte olan bir işçiyi yoldan çevirip çukur kazdırmışlar ve oraya yeşil bayrağı dikmişlerdir. Yobazlar bayrak etrafında ellerinde silahları olduğu halde bayrağın etrafında dönerek tekbir getirip zikretmişlerdir.
    Şapka giyenlerin kafir olduğunu, yakında fes giyileceğini, şeriata dönüleceğini ve kendilerine kurşun işlemeyeceğini etrafa duyurmaya çalışmışlardır. Bu arada olayı öğrenen jandarma yazıcısı Ali Efendi, Mehdi’nin yanına giderek ne istediğini sormuş, Mehdi Giritli Mehmet ise “Kumandanına haber ver o gelsin, bana top, kurşun işlemez” demiştir. Bu sefer durumu öğrenen bölük komutanı Fahri Bey asilerin yanına gitmiş ve dağılmalarını istemiştir. Ancak silahlı yobazların hezeyanlarını, hallerindeki pervasızlığı görüp durumu kavramış ve hükümet konağına gidip kaymakamın evine, kışlaya ve alay komutanlığına telefon ederek askeri birlikten yardım istemiştir.
    Bu esnada alay karargahından kumandan muavini acele kışlanın kapısına gelir ve talime hazırlanmakta olan askere sorar: “Zabitlerden kim var? Kubilay Efendi diye cevap verirler.” Kumandan Muavini kışlaya girer girmez odasından henüz çıkmış olan Kubilay ile karşılaşınca ona şu sözleri söyler: “Kubilay Efendi bir miktar asker al. Hükümet meydanında birkaç serseri bir hadise çıkarmak üzere imiş. Oraya git ve hükümet dairesinde jandarma yüzbaşısını gör.”
    Kubilay aldığı bu emir üzerine hemen 26 asker ile birlikte yola çıkar. Kendisinde silah, erlerinde mermi yoktur. Kubilay olay yerine çabuk yetişmek için kışla arkasındaki yamaçlardan, kestirme yollardan hızla geçer ve meydana yakın sokaklardan birinde askerlerini durdurur ve süngü taktırır. Yedek subay Kubilay Bey süngülü askerlerini belediye meydanındaki kahve önünde bıraktıktan sonra kendisi asilerin yanına gitmiş ve sert bir davranışla onlara dağılmalarını emretmiştir. Mehdi Mehmet’in kolundan tutup çeken Kubilay askerlerine de süngü tak emri vermiştir. Bu isteğe ateş ederek cevap veren Derviş Mehmet Kubilay’ı ağır yaralamıştır. Ağır yaralanan Kubilay kendisini belediyenin arka avlusuna atmıştır. Bu arada askerleri de kaçmıştır. Kubilay aldığı yaranın etkisiyle daha fazla yürüyecek halde değildir ve yakındaki caminin avlusuna doğru koşmaya başlar. Arkadan ikinci bir silah patlarsa da isabet etmez. Halk tarafından da alkış ve sigara ikramı ile teşvik edilen Derviş Mehmet asilerden temin ettiği bir bıçakla Kubilay’ın yanına gitmiş, yaralı haldeki Kubilay’ın başını gövdesinden ayırmıştır. Derviş Mehmet bununla da kalmaz, avuç avuç kan içer ve saçlarından yakaladığı başı sallayarak meydana döner. Derviş Mehmet kudurmuştur artık. Kanlı ağzıyla tekbirler getirir; “Ey ahali! Ey ümmet-i müslimin!…” haykırışlarına yeniden başlarlar.
    Bu sırada patlayan silah seslerini duyan bir genç mahalle bekçisi evinden fırlar ve olay yerine yetişir. Bekçi Hasan tabancasını çeker ve ateş ederek yobazlardan birini yaralar. Fakat şehit düşer. Bekçi Şevki ise çarpışmanın üçüncü şehididir. Köşe başlarından, uzaklardan bu feci sahneye bakabilenler, kuşku ve şaşkınlık içinde beklemektedirler. Alay komutanlığına yeni haberler ulaşmıştır. Fakat meydan hala yobazların hakimiyetindedir. İşte bu sırada uzaktan bir makineli tüfek birliği görünür ve hızla meydana girer. Komutanın sert ve yüksek sesi duyulur; “Teslim olunuz”. Bu uyarıya karşılık “Bize kurşun işlemez” sesleri gelir ve makineli tüfek işler. Derviş Mehmet, Sütçü Mehmet, Şamdan Mehmet bir anda delik deşik yerlere serilirler. Alnından yaralanan Emrullah oğlu Mehmet ile iki Hasan ara sokaklara kaçsalar da daha sonradan yakalanırlar.
    Menemen’de sahneye çıkan yobazların oyunu böylece sona ermiştir. Menemen Olayı Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu ve 43 arkadaşının olay hakkında hükümetin ne tedbir aldığını ve alacağını soran bir önerge vermeleri ile 1.1.1931 tarihinde meclis gündemine gelmiştir. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Ankara olayı çok ciddiye almış ve ilgililerin en sert şekilde cezalandırılmasını istemiştir.
    1 Ocak 1931’den itibaren geçerli olan sıkıyönetim Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde geçerli olmuştur. Orgeneral Fahrettin Altay sıkıyönetim komutanlığına ve Tümgeneral Mustafa Muğlalı sıkıyönetim Divan-ı Harbi’nin başkanlığına getirilmiştir. 31.1.1931 tarihinde TBMM’ye sunulan ve idam cezalarının onanmasını Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 26. maddesi gereğince isteyen rapora göre Divan-ı Harp kararları özet olarak şöyledir:
    1- Toplam 37 kişinin idamına karar verilmiştir. Ancak bunlardan altısının yaşları dolayısıyla cezaları 15 ve 24 sene ağır hapse çevrilmiştir.
    2- 41 kişi çeşitli derecelerde hapis ve ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır.
    3- 27 kişi beraat etmiştir.
    Daha sonra mahkeme yeni savunmaları dinlemiş ve bazı idam cezalarını hapis cezalarına çevirmiştir. Alınan son kararla 28 kişi idam edilmiştir.
    İktidar yanlısı ve muhalif gazetelerce bu şekilde yorumlanan Menemen olayını Mustafa Kemal ise 28 Aralık 1930’da orduya yayınladığı mesajında yer alan şu cümleleriyle yorumlamıştır:

    “Menemen’de ahiren vukua gelen irtica teşebbüsü esnasında zabit vekili Kubilay Bey’in vazife ifa ederken duçar olduğu akıbetten Cumhuriyet ordusunu taziyet ederim. Kubilay bey’in şehadetinde mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmaları, bütün Cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadisedir. Vatanı müdafaa için yetiştirilen, dahili her politika ve ihtilafın haricinde ve fevkinde muhterem bir vaziyette bulunan Türk zabitinin mürteciler karşısındaki yüksek vazifesi vatandaşlar tarafından yalnız hürmetle karşılandığına şüphe yoktur.
    Menemen’de ahaliden bazılarının hataları bütün milleti müteellim etmiştir. İstilanın acılığını tatmış bir muhitte genç ve kahraman bir zabit vekilinin uğradığı tecavüzü milletin bizzat Cumhuriyete karşı bir suikast telakki ettiği ve müteceasirlerle, müşevvikleri ona göre takip edeceği muhakkaktır. Hepimizin dikkatimiz bu meseledeki vazifelerimizin icabatını hassasiyetle ve hakkı ile yerine getirmeye matuftur.
    Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkureci muallim heyetinin kuvvetli uzvu Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.

    Reisicumhur
    Gazi Mustafa Kemal


    BİBLİYOGRAFYA
    • AĞAOĞLU, Ahmet, Serbest Fırka Hatıraları, İstanbul 1994
    • AVCI, Cemal, III. Dönem TBMM’nin Yapısı ve Faaliyetleri 1927-1931, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2000
    • BAYDAR, Mustafa, Kubilay, Üstünel Yayınevi, İstanbul 1954
    • Cumhuriyet Gazetesi Özel Ek “Devrim Şehidi Kubilay”, 23 Aralık 1994
    • ÇAVDAR, Tevfik, “Serbest Fırka”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, C. VIII, İstanbul 1983
    • ÇAVDAR, Tevfik, Türkiye’nin Demokrasi Tarihi 1839-1950, İstanbul
    • EROĞLU, Hamza, Türk İnkılap Tarihi, Savaş Yayınları, İstanbul 1992
    • KARAHAN, A. Neyzar, Şehit Edilişinin 50. Yılında Kubilay, İstanbul 1981
    • ÖZTÜRK, Kazım, Türk Parlamento Tarihi TBMM-II. Dönem 1923-1927, C. III, TBMM Vakfı Yayınları No: 3, Ankara
    • ÖZTÜRK, Kazım, Türk Parlamento Tarihi TBMM-III. Dönem 1927-1931, C. II, TBMM Vakfı Yayınları No: 9, Ankara
    • SEZGİN, Ömür, Gencay Şaylan, “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”, Cumhuriyet Dönemi Türk Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, C. VIII, İstanbul 1983
    • SOYAK, Hasan Rıza, Atatürk’ten Hatıralar II, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara
    • TABAK, Serap, “Serbest Cumhuriyet Fırkası”, Türkler Ansiklopedisi, C. XV
    • TUNAYA, Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasal Partiler 1859-1952, İstanbul 1952
    • TUNÇAY, Mete, “Cumhuriyet Halk Partisi (1923-1950)”, Cumhuriyet Dönemi Türk Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, C. VIII, İstanbul 1983
    • TUNÇAY, Mete, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), İstanbul 1992
    • ÜSTÜN, Kemal, Menemen ve Kubilay Olayı, İstanbul 1970
    • YETKİN, Çetin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, Otopsi Yayınları, İstanbul 2004
    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

Bu Konu için Etiketler

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Giriş