1. #1
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734



    Lozan Konferansı Oturumlarında Musul
    Esra SARIKOYUNCU DEĞERLİ

    Konferansın Birinci Döneminde Musul (20 Kasım 1922–4 Şubat 1923)

    Türkiye-Irak sınırı, bu sınırın belirleyicisi konumunda olan Süleymaniye,Kerkük ve özellikle Musul meselesi Lozan Konferansı’nın kesintiye uğramasına neden sorunların başında gelmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi, OrtaDoğu’nun petrol yataklarına sahip olmak isteyen İngiltere, Birinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra bir oldu bitti ile 1 Kasım 1918 tarihinde Musul’u işgal etmiştir.Dolayısıyla Lozan’da Musul’u kendi toprakları olduğunu iddia eden İngiliz heyeti ile ateşkes anlaşması imzalandığında bu bölgenin Türk toprakları içerisinde yer aldığı için Misak-ı Milli sınırları içerisinde olduğunu savunan Türk hükümeti arasında büyük bir sorun haline gelmiştir.

    Lozan Konferansı’nın ilk döneminde Musul meselesi sadece iki oturumda gündeme gelmekle birlikte, İngiltere ve Türkiye arasında ikili görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler esnasında Curzon Musul sorununun konferanstan sonra Birlesmis Milletlere götürülmesini isterken, İsmet Paşa’nın Musul’un Türkiye’ye bırakılması yönündeki isteminden vazgeçmemesi nedeniyle anlaşma saglanamamıstır. Bu durumun Musul konusunda Türklere karşı izlenecek politika konusunda İngilizlerin kafasının bir hayli karıştırdığı görülmektedir.

    Aralık 1922’de Sir Percy Cox tarafından Corzon’a yazılan mektupta Türklerin Mezopotamya’nın her hangi bir kısmını alma konusunda pek de umutlu olmadıklarını ancak Fransız ve Amerikalıların Musul vilayetinde bulunan petrol yataklarının zenginligi konusunda Türkleri doldurdukları ve bu bölge zenginliginin paylaşılabilecegi konusunda Türkleri yüreklendirdikleri görüşü yer almaktadır.

    Curzon da Sir Cox ile aynı fikirdedir. 6 Ocak 1923’de Curzon’un rapor ettigine göre, İsmet Paşa kendisine sadece Musul’u istedigini petrol istemediğini söylemiştir. Ancak Curzon İsmet Paşa’nın petrol konusunda Amerikalılarla görüştüğünü ve Amerikalıların Türklere kendisinin asla yapamayacagı bir teklifte bulunduğunu öğrenmiş olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Curzon’un R. McNeill, Amery ve Balfour’a gönderdigi mektuplardan İsmet Paşa’nın inatçılığı nedeniyle Türkiye’nin Irak sınırı meselesinin Lozan’dan sonra özel olarak görüşülmesi fikrini savunduğu anlaşılmaktadır.Ancak İngiltere Başbakanı Bonar Law, Curzon ile aynı fikirde degildir,Lozan’da Türklerle bir barış anlaşması imzalanmasını istemektedir. Law, Musul’u bırakmamak için Türklerin konferanstan ayrılmalarından korkmaktadır. Petrol kullanılarak Müttefik güçler ile Türkiye’nin bir araya getirilebilecegini, hatta gerekirse İtalya’ya dahi petrol geliri verilebileceğini, bu sayede de Arap Devletleri ve Mezopotamya’nın güven altına alınacağını düşünmektedir. Law’a göre bu şekilde bir anlaşma sağlanırsa hem İngiltere zarar görmez, hem de bölgeden çekilmesine rağmen ağırlıgını kaybetmez. Ayrıca Colonial Office (Sömürge Bakanlıgı) de Law ile aynı fikirdedir. Bu bakanlığa göre, Musul petrolleri konusunda Lozan’da Türklere taviz verilmesinin İngiliz heyetinin takdirindedir.

    1920 tarihinde San Remo’da anlaşıldıgı gibi Shell, Anglo-Persian ve Fransız hükümetinin çıkarları korundugu takdirde, Almanların göz diktiği çıkarlara Fransızların sahip çıkacağı ve bu durumda Türk Petrol şirketi’ndeki Amerikan çıkarlarına kimsenin itiraz etmeyeceğine inanılmaktadır. Colonial Office, petrol gelirinin % 20’si karşılığında Türk hükümetinin Musul vilayetindeki arzularından vazgeçirileceğine inanmaktadır.

    Türklerin Musul konusunda ikna edilememesine her ne kadar Curzon tarafından İsmet Paşa’nın inatçılığı gerekçe olarak gösterilse de, mesele İngiliz Parlamentosunda Curzon’un başarısızlığı olarak nitelendirilmiş ve Curzon aleyhine bir kampanya başlatılmıştır. 8 Aralık 1922 tarihinde Bonar Law, Curzon’a gönderdiği mektupta bunu açıkça dile getirmektedir.

    Bir taraftan Curzon İngiltere’de politik yönden yıpratılmaya çalışılırken, diğer taraftan İngiltere Dısisleri Bakanlığı Müsteşarı Sir Eyre Crowe’un Musul meselesi hakkında Türk heyeti ile Curzon’un haberi olmadan iletişim kurmak istemiş ve Rickett’in aracılığı ile Türk heyeti temsilcileri Londra’ya davet edilmistir. Musul konusunda Lord Curzon ile anlaşamayacağını anlayan İsmet Paşa da, bu konuyu doğrudan İngiliz hükümeti ile halletmek istemiş ve Türk ekonomi uzmanı Rüstem Bey ile eski ticaret ve demiryolları Bakanı Seref Bey’i Londra’ya göndermiştir. Çok geçmeden bu temaslardan Curzon haberdar olmuştur.

    Law Türk heyetinin temasları hakkında bilgi verdikten sonra Musul konusundaki düşüncelerini bir kez daha tekrarlamaktan kendini alıkoyamamıstır.
    Law söyle demektedir:
    “Bana göre birinci derecede önem arz eden iki hususun tekrar altını çizmek istiyorum. Musul için savaşa gidemeyiz ikincisi de eger bu konuda Fransa bizim yanımızda yer almazsa Sevr’den kalanları gerçeklestirmek için Türklerle tek başımıza savaşamayız. Beklenmedik bir gelişme olmadığı sürece bu görüşlerimde eminim ve bunun dışında gerçeklestirilecek herhangi bir politikanın sorumluluğunu üstlenmem. Korkarım ki aksi takdirde Lozan’da ya da İstanbul’da olanların ihalesi bizim üstümüze kalır ve ben kesinlikle görüşmelerin bizden kaynaklı olarak kesilmesinin karşısındayım.”

    Curzon Law’dan aldıgı bu telgraftan bir hayli sinirlenmis ve 11 Ocak 1923 tarihinde Crowe’e sert bir mektup göndererek, Türk temsilcileri ile görüşmeler yapmakta olan iki İngiliz milletvekili görüşmelere son vermezse Musul konusundaki müzakerelerden çekileceğini bildirmiştir.Bu sert mektubun üzerine 21 Ocak 1923 tarihinde Walter, Curzon’a Londra’ya gelen Türklerle ve konuyla hiçbir bağlantısı olmadığını, memleketin çıkarlarına asla zarar vermek istemeyeceğini ancak bir hafta önce M.P. Barnett’in kendisini ziyaret ederek Türklerle görüştüğünü söylediğini ve bunun üzerine de kendisinin konuyla ilgili Bonar Law’a mektup yazarak bilgilendirdiğini bildirmiştir. Ancak Walter’ın mektubuna cevaben Curzon’un gönderdiği mektuptan anlaşıldığına göre, Curzon Walter’in masumiyetine inanmamıştır.

    Ayrıca Curzon, 12 Ocak 1923 tarihinde İsmet Paşa’ya kendisinden habersiz olarak Londra’ya Ahmet Rüstem Bey başkanlığında temsilciler gönderdiği için bir kınama mektubu göndermistir. İsmet Pasa, Curzon’a hemen ertesi gün İngiliz gruplarının başvurularına karşılık olarak, konuyla ilgili inceleme yapmak üzere Londra’ya iki temsilci gönderildiği yanıtını vermiştir. Ayrıca İsmet Paşa konuya 23 Ocak 1923 tarihli Lozan Konferansı’nın öğlenden sonraki oturumunda da değinmiş ve su savunuda bulunmuştur:
    “Türk heyeti Lozan’a gelişinden bu yana Musul’u yeniden hâkimiyeti altına aldıktan sonra petrol işletme haklarının ne olacağını öğrenmek isteyen pek çok grubun başvuru ile karşılaşmıştır. Söz konusu grupların iktisadi ve mali durumlarının ögrenilmesi için Londra’ya (Lord Curzon’un sandıgı gibi üç degil) iki uzman Türk heyeti tarafından gönderilmiştir. Türklerin kendi ülkelerinin kaynaklarını şu ya da bu şekilde işletme teklifinde bulunan şirketler veya gruplarla görüşmek istemesinde garipsenecek bir şey yoktur”

    Yaşanan gerginlik konferansa da yansımış ve Musul meselesi Lord Curzon’un başkanlığında 23 Ocak 1923 tarihinde Arazi ve Askerlik Komisyonu’nda görüşülmeye başlanmıştır. Lord Curzon ve İsmet Paşa arasında gerçekleştirilen görüşmelerden bir sonuç alınamadığı için konu bu oturumda gündeme getirilmiştir. İsmet Paşa’nın Kürt ve Türk nüfusun çoğunlukta olduğu gerekçesi ile Süleymaniye, Kerkük ve Musul’un Türkiye’ye bırakılması talebine karşılık Lord Curzon itiraz sebeplerini şu şekilde özetlemiştir:

    1. Musul vilayetinde pek çok Arap bulunmaktadır.
    2. Kürtler, Türklerle birlikte yaşamak istememektedir ki, bunu Dersim olayı ve 1914 Bitlis’te çıkan olaylar açıkça göstermektedir.
    3. İngiliz hükümeti Mondros Mütarekesi sonrasında Araplara karşı bir takım yükümlülükler altına girmiş, Araplar da İngiltere’ye bağlılık göstermiştir.
    4. İngiliz orduları Birinci Dünya Savaşı’nda Türkleri yenerek Irak’ı fethettiğinden, İngiltere Musul üzerinde fetih hakkına sahiptir.

    İngilizlerin bu iddialarına İsmet Pasa ise şu sekilde cevap vermiştir:
    1. Musul Vilayetinde Araplar azınlık durumunda olduklarından Irak’a baglanmasını talep edemezler. Ancak eger böyle bir talepte bulunulursa Türkiye de Bagdat’ın kuzeyinde çok daha büyük bir Türk nüfusunun bulunması dolayısıyla bu bölgenin kendi sınırları içine alınmasını talep edecektir.
    2. Kürtlerin Türklerle birlikte yasamak istemedikleri iddiası dogru degildir.Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde pek çok Kürt milletvekilinin yer alması, Bagımsızlık Savaşı esnasında Kürt vatandaşların büyük hizmetlerde bulunmaları ve bunu engellemek için İngiliz uçak filolarının pek çok Kürt köylerini bombalamaları açıkça göstermektedir.
    3. Türkiye, Irak’ın İngiliz mandaterliğine ihtiyacı olmadığını ve böyle bir mandaterlik verildi ise de bundan haberdar olmadığını düşünmektedir.Osmanlı’nın bir parçası olan Irak’a ilişkin yapılmış hiçbir antlaşmanın hukuki olarak bir değeri yoktur. Çünkü Irak halkı tam bağımsızlık içinde oy vermek için özgür bırakılmamıştır.
    4. İngiltere’nin Musul’a el koymasını haklı göstermek için, öne sürülen fetih hakkının bu yüzyılda hiçbir değeri yoktur.
    5. Coğrafi ve siyasi bakımdan Musul Anadolu’nun tamamlayıcı parçasıdır.



    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

  2. #2
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734

    Sabah oturumunda sonuç alınamaması üzerine konu öğleden sonraki oturumda da tartışılmaya devam edilmiştir. Bu toplantıda özellikle petrol konusunun ele alındığı görülmektedir. İsmet Pasa, Türklerin Musul’u her zaman ülkelerinin tamamlayıcı bir parçası olarak gördüklerini dolayısıyla konuyu petrol sorunu olarak degil, ülke sorunu olarak gördüklerini belirtmiştir. Ancak bununla birlikte dünyanın petrol konusuna duydu ilgi de inkâr edilemez. Türkiye, bu petrollerden dünyanın meşru bir şekilde yararlanması için elinden geleni yapacaktır. Ayrıca Türk heyeti Musul vilayetine ilişkin olarak Lord Curzon’un plebisite basvurulmasına siddetle karsı çıkmasını anlayamamaktadır.Lord Curzon Türklerin savını reddetmis ve Türk heyetine Musul sorununun çözümü için hakeme başvurulması teklifinde bulunmuştur. Ancak Türk heyeti buna karşı çıkmıştır. Oturumda Curzon’un görüşlerinin diğer ülke temsilcilerince de desteklendiği görülmektedir. Oturum Amerikan heyetinin tutanağa konmasını istedigi bildiri metninin okunması ile sona ermiştir. Okunan bildiri metninden Amerikan hükümetinin “açık kapı” politikasının devam ettirilmesini istediği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kendilerine verilen imtiyazlar nedeniyle her ne kadar müttefikler tarafında gibi görünseler de Türklere fazla yüklenmedikleri görülmektedir.

    31 Ocak 1923 tarihinde Türk tarafına iletilen anlaşma metni ile Musul’un İngiliz himayesinde olmak koşulu ile Irak’a bırakılması ve gerekirse bu konuda hakeme başvurulması talep edilmiştir. Bu talebe karsılık, 4 Subat 1923 tarihinde Müttefik devletlerin temsil heyetlerine İsmet Paşa tarafından gönderilen mektupta, Türk hükümeti barışın yapılmasına engel olmamasını saglamak amacıyla, bu teklifi kabul etmis oldugu görülmektedir. Her ne kadar aynı tarihte Türk istegini yerine getirmeğe ilişkin İngiliz tasarısında da bu teklif kabul edilmişse de Curzon’un bu konuda Türklere pek güvenmedigi; İtalya ve Fransa’nın Türkiye’ye duydugu kızgınlıktan faydalanarak, çok küçük de olsa konferans esnasında Türkleri ikna ederek Musul’un İngiliz mandaterliğindeki Irak’a bırakılmasını için meselenin doğrudan Birleşmiş Milletlere gönderilebileceğini umut ediyordu. Dolayısıyla Musul meselesi nedeniyle konferansın çıkmaza girmesindense, diğer devletler için de önemli bir mesele olarak görülen kapitülasyonlar konusunda sekteye uğramasını tercih etmiş ve 5 Subat 1923 tarihinde İngiliz heyeti Lozan’ı terk etmiştir.Böylece konferans kesintiye uğramıstır.

    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

  3. #3
    raltar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.Ağustos.2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    734

    Konferansın İkinci Döneminde Musul (23 Nisan 1923-24 Temmuz 1923)

    Yukarıda değinildiği gibi, konferansın kesintiye uğramasına ragmen savaş durumu ortaya çıkmamış ve konferansın tekrar başlatılması için Müttefik devletlerle Türkiye arasında iletişim devam etmistir. 8 Mart 1923 tarihinde Müttefik devletlere İsmet Paşa tarafından gönderilen Türk karşı teklifinde, 4 Şubat1923 tarihinde talep edildigi gibi, Türkiye ile Irak arasındaki sınırın on iki aylık bir süre içinde Türkiye ile İngiltere arasında dostça bir çözüm yoluyla saptanması; anlaşmaya varılamazsa, anlaşmazlık Milletler Cemiyeti Meclisi’ne götürülmesi teklifi aynen yer almıştır. Bu görüş ilke olarak kabul İngiliz heyetince kabul edilmiş ancak sorunun çözüm süresini 6 ya da 9 aya indiren bir formül bulunmazsa İngiltere’nin barış anlasmasını imzalamayacağı tehdidinde bulunulmuştur.

    Curzon, Türklerin çok önemsedikleri Müttefik güçlerin Türkiye’yi boşaltması konusunu İsmet Pasa’ya karşı bir silah olarak kullanmış ve İsmet Paşa’nın 23 Haziran 1923 tarihinde bu sürenin 9 aya indirilmesini kabul etmesi ile daha sonra Musul konferans gündemine getirilmemiştir. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan barış anlasması metninde de “Türkiye ile Irak arasındaki sınır, anlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak dokuz aylık bir süre içerisinde Türkiye ile İngiltere arasında anlaşma sağlanamazsa konu Birleşmiş Milletlere götürülecektir” şekliyle anlaşmanın 3. maddesi olarak yer almıştır.

    Bu madde uyarınca İngiltere 5 Ekim 1923’te Türkiye’den ikili görüşmelerin başlamasını talep etmiştir. İngiltere’nin teklifinin kabul edilmesi ile 19 Mayıs 1924 tarihinde Haliç Konferansı toplanmıştır. Türk heyetinin başında bulunan Fethi Bey, Süleymaniye, Kerkük ve Musul’un Türkiye’ye bırakılması karşılığında bu bölge petrollerinin işletiminde ortaklık teklif etmiştir. İngiliz heyetinin başında bulunan Irak Yüksek Komiseri Percy Cox ise, bu teklifi reddetmekle kalmayıp bir de Nasturiler için de Hakkâri’yi istemiştir.

    Türk heyetinin kabul etmeyeceğini bilerek Cox’un böyle bir istekte bulunmasının yegâne sebebi bu konferansa anlaşmak için değil anlaşmamak için gelmiş olmalarıydı. Çünkü İngiltere bir an önce Musul meselesinin etkin oldukları Birleşmiş Milletlere gönderilmesini istiyorlardı. İngiltere’nin istediği gibi, 5 Haziran’da sonuç alınamadan konferans sonlandırılmıştır. Konferanstan çok kısa bir süre sonra 7 Agustos’ta Hakkâri civarında bir Nasturi ayaklanmasının baslaması ve bu ayaklanmanın İngilizlerce desteklenmesi bu savımızı destekler görünmektedir.

    19 Eylül 1924 tarihinde Milletler Cemiyeti’nde Musul meselesi görüşülmeye başlanmıştır. Türkiye bölgede plebisit yapılmasını isterken, İngiltere bölge halkının cahil olduğu bahanesi ile plebisit yapılmasını reddetmiştir. Milletler Cemiyeti de İngilizlerin isteğini uygun olarak, plebisit yapılmasını reddederek üç tarafsız devletin birer temsilcisinin yer alacağı bir komisyon kurulmasına karar verilmiştir. Bu komisyon çalışmalarına başladığı sırada bölgede işgal hareketine girişmiş olmaları nedeniyle, Milletler Cemiyeti 30 Eylül 1924 tarihinde Bruxelles’de toplanmış ve Bruxelles hattı olarak da bilinen,Musul’u Hakkari’den ayıran bir sınır çizilmistir.

    Komisyon 16 Temmuz 1926 tarihinde sunduğu raporunda, Irak’ın 25 yıl Milletler Cemiyeti mandasında kalması; adalet ve eğitimin yürütülmesi için Kürtlerden memur istenmesini ve Kürtçenin resmi dil olmasını; manda sona erdikten sonra Kürtlere özerklik sağlanamazsa Musul’un Türkiye’ye bırakılmasını ve bölgenin taksimine karar verilirse Küçük Zap Suyu sınır olmak koşulu ile Musul’un Türkiye’ye, Kerkük’ün ise Irak’a bırakılmasını önermiştir.

    Bu rapor İngiltere tarafından memnuniyetle karşılanırken, Türkiye tarafından Lozan’da Milletler Cemiyeti’ne baglayıcı karar alma yetkisi tanımadığını iddiasıyla reddedilmiştir. Bunun üzerine Milletler Cemiyeti, Milletlerarası Daimi Adalet Divanı’na başvurarak Türkiye’nin iddiası konusunda görüş istedi. Her ne kadar Türkiye Divan’a başvurulmasını ve Divan çalısmalarına katılmayı reddetmişse de,Divan hem Lozan’da Milletler Cemiyeti’ne karar alma hakkı tanındığına hem de taraflar oylamaya katılmasa bile kararı kabul etmek mecburiyeti olduğuna hükmetmiştir. Türkiye’nin katılmadığı 16 Aralık 1925 tarihli oturumunda Milletlerarası Adalet Divanı, Musul’un Irak’a verilmesine karar vermistir.

    Bu karar Türkiye’de büyük tepkiyle karşılanmasına rağmen, 16 Subat 1925’te Bitlis ve Diyarbakır arasındaki bölgede patlak veren ve 16 Nisan ayına kadar devam eden, İngilizler tarafından destek verilen Şeyh Said isyanının bastırılması ve tekrar sükûnetin sağlanması zarureti nedeniyle Türkiye bir savaşı göze alamamış, tepkisini ancak 17 Aralık 1925 tarihinde SSCB ile Dostluk ve Tarafsızlık Anlaşması imzalayarak gösterebilmiştir. Türkiye her ne kadar 1925’te Divan kararını tanımadığını beyan etse de 1926 yılında fikrini degiştirmiş ve 500.000 Sterlin tutarında bir ödeme ile 25 yıl süreyle Irak’ın petrol gelirlerinden %10 pay verilmesini talep etmistir.

    Bunun üzerine 5 Haziran 1926 tarihinde Türkiye, Irak ve İngiltere arasında Ankara Anlaşması gerçekleştirilmiştir. Bu anlaşmaya göre, Türkiye’nin bu isteği kabul edilirken konulan bir ek madde olarak Türkiye’nin %10’luk hissesini isterse 12 ay içerisinde paraya dönüştürebileceği yer almıştır.Türkiye %10’luk payından vazgeçmemis, buna göre 1954 yılına kadar alması gereken tutar 5.500.000 sterlin olmuştur. Ancak bu paranın sadece 3.500.000 sterlin kadarı ödenmiştir. Irak’la ticari ilişkiler geliştirildiği için tahsil edilemeyen, Irak hükümetinin Türkiye’ye kalan 2.000.000 sterlin borcu 1986 yılına kadar bütçe maddesi olarak gösterilmiştir.Bu anlaşmanın imzalanmasından sonra Türkiye’nin Irak’la ilikşileri gelişmeye başlamış, Türkiye ve Irak arasında 1928’de karsılıklı elçilikler açılmıştır. 1932 yılında Irak’ın bağımsız bir devlet haline gelmesinden sonra da 1937 yılında her iki ülke de Sadabat Paktı’nda yer almıştır.

    KAYNAKÇA
    Alantar, Özden Zeynep.(2004), Türk Dış Politikasında Milletler Cemiyeti Dönemi,
    F. Sönmezoglu(der.),Türk Dıs Politikasının Analizi, İstanbul: DerYayınevi.
    Arıkan, Z.(2005), Lozan Görüşmeleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi. 80.Yılında 2003 Penceresinden Lozan Sempozyum Bildirileri, Ankara:AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları.
    Atatürk, M. K.(2000), Nutuk. (Haz: Zeynep Korkmaz), Ankara: AKDTYKAtatürk Arastırma Merkezi Yayınları.
    Baytok, T. (1970), İngiliz Belgelerinde Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara.
    Bayur, Y. H.(1938), Türkiye Devletinin Dış Siyaseti, İstanbul: İstanbulÜniversitesi Yayınları.
    Dilan, H. B.(1998), Atatürk Dönemi Dış Politikası (1923-1939), İstanbul: AlfaYayınevi.
    Gönlübol, M. ve Sar, C.(1990), Atatürk ve Türkiye’nin Dış Politikası (1919-1938),Ankara: AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları.
    Grew, J. C.(2001), Amerika’nın İlk Türk Büyükelçisi’nin Anıları Lozan Günlügü,(Çev. Kadri Mustafa Oroglu). İstanbul: Anı Yayınları.
    İsmet İnönü Defterler (1919-1955).(2001), C. I. (Haz. Ahmet Demirel), İstanbul:Yapı Kredi Yayınları.
    Lozan Barış Konferansı Tutanaklar Belgeler, Birinci Takım Cilt: I, Kitap I. (1993),
    (Çev. Seha L. Meray), (3. basım), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
    Melek, K.(1989), Türk-İngiliz İliskileri (1890-1926) ve Musul Petrolleri, Türk DısPolitikasında Sorunlar. İstanbul: Der Yayınevi.
    Minorsky, V. F.(1998), Musul Sorunu, (Çev: Salim Şahin), İstanbul: Avesta Yayınevi.
    Sabis, A. İ.(1951), Harb Hatıraları, C. V, Ankara.
    Sonyel, S. R.(2006), Gizli Belgelerle Lozan’ın Perde Arkası. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
    Simsir, B. N.(1990), Lozan Telgrafları., C. I. Ankara: AKDTYK Türk Tarih Kurumu Yayınları.
    Türk Dış Politikası Kurtulus Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar.(2002), (Editör: Baskın Oran), Cilt: I: 1919-1980, İstanbul: İletisim Yayınevi.

    Not:Makale kısaltılmıştır.


    Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz / Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çöktürdük.

RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Giriş