Dr. Cemalettin TAŞKIRAN


GİRİŞ
Cumhuriyetin kurulmasından sonra çok partili sisteme geçiş Denemeleri üzerinde durmadan önce Osmanlı Devleti'ndeki partili döneme değinmekte yarar vardır. Şunu kabul etmek gerekir ki siyasal alanda çok partili hayata girişin Türk tarihindeki geçmişi çok da eskiye dayanmaz. Osmanlı Devleti'nde partilerin katıldığı bir seçim ve millet meclisi ancak İkinci Meşrutiyet'ten sonra siyasî hayatımıza girmiştir.

Osmanlı Devleti'nin Mondros Mütarekesi'yle fiilen son bulması ve ardından başlayan Millî Mücadele hareketinin zaferle sonuçlanması sonucunda Türkler, kendilerine yeni bir siyasî hayat biçimi seçtiler. Atatürk'ün önderliğinde kavuşulan "millî egemenliğe dayalı bağımsız bir Türk devleti" kurulmuştur. Kurulan bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bu devletin ilk hükümet şekline de Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti denilmiştir.

Milletin demokratik gelişmesine engel olan saltanatın 1922 yılında ortadan kalkmasıyla birçok siyasî kıpırdanışa da şahit olmaktayız. Genellikle Atatürk'e ve yeni rejime muhalif olan bu gruplar "Tesanüt Grubu, İstiklâl Grubu, İkinci Müdafaa-i Hukuk Grubu, Halk Zümresi, Islahat Grubu" gibi isimler taşımışlardı.

Atatürk Demokrasi anlayışı millî egemenlik ilkesinde belirginleşmektedir. Atatürk millî egemenlik ilkesini millete mal etmek isteyen ilk Türk lideridir. O'nun bu ilkesi cumhuriyet rejimiyle şekillenmiştir. Atatürk'ün gerçekten tam bir Demokrasi aşığı idi. Ancak, şartlar ve içinde bulunulan durum bunun gerçekleşmesini zorlaştırmıştır. Demokrasi ve millî egemenlik ilkesi, Atatürk'ün hayatı boyunca üzerinde durduğu bir husustur.

Nitekim, 5.11.1923'te Akhisar'da yaptığı bir konuşmada "Bu devletin dayandığı temeller tam bağımsızlık ve kayıtsız şartsız millî egemenlikten ibarettir. Millet bu egemenlikten zerresini elden çıkarmayacaktır;
gözünü açmıştır" demiştir.

Halkın eğilimlerine değinen Mustafa Kemal, bu konuda da "Bir insanın memleket ve milletine yaralı bir iş yaparken gözünden bir an uzak bulundurmamaya zorunlu olduğu kural, ulusun gerçek eğilimidir" diyerek halkın eğilim ve isteklerine verdiği önemi belirtmiştir.

Atatürk'ün düşüncesine göre Demokrasi düşüncesi eskiden beri Türk devletlerinde uygulanmıştır. Atatürk'ün özetlenen şu sözlerinden de anlaşılacağı gibi "Türk ulusu, en eski tarihlerinde ünlü kurultaylarıyla, bu kurultaylarda devlet başkanlarım seçmeleriyle Demokrasi düşüncesine ne kadar bağlı olduğunu göstermiştir".

Atatürk'ün Demokrasi ile ilgili sözlerinden biri de eşitlik ile ilgilidir. Bu konuda da şunları söylemiştir: "En son olarak Demokrasi eşitseverliktir. Bu nitelik, demokrasinin bireysel olması niteliğinin mecburî bir sonucudur. Kuşkusuz bütün bireyler aynı siyasal hakları taşır olmalıdırlar. Demokrasinin bu bireysel ve eşitseverlik niteliklerinden genel ve eşit oy ilkesi çıkar".

Atatürk'ün bu içten sözlerinden de anlaşıldığı gibi O, gerçek kurallarına uygun bir demokrasiyi istiyordu. Nitekim Ovnun demokrasinin temel şartı olan çok partili bir rejim istediğini de uygulamalarından ve sözlerinden anlamaktayız.

1924 yılında biraz da kendiliğinden ortaya çıkan Terakkiperver Cumhuriyet Partisi adındaki muhalefet kuruluşunun ve yine 193O'da bizzat kendisi tarafından kurdurulan Serbest Cumhuriyet Partisi denemelerinde gösterdiği tavır, O'nun gerçekten ne kadar çok partili hayatı özlediğini göstermektedir. Bu çalışmada yalnızca 1924'te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile 1930'da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluş, kapamş ve çalışmaları üzerinde durulacaktır.

Makalenin tamamına ulaşmak için Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...