1. #1
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464



    Acemhöyük, Aksaray'ın Yeşilova köyünde bulunan bir Battal Dede yerleşmesidir.

    Aksaray il merkezinin 18 km kuzeybatısında Melendiz çayının suladığı ovanın ortasında, Asur ticaret kolonileri çağının önemli merkezlerindendir. Akkad ve Hitit yazıtlarında adı geçen Asur kenti Puruşanda'yı ortaya çıkarmak amacıyla sürdürülen kazılarda, ilk tunç çağının son evrelerinde başlayan bu yerleşme alanı bulundu. Aşağı kent ve höyükte yürütülen kazılarda Asur ticaret kolonilerine ilişkin dört yapı saptandı. Bu katlarda Sarıkaya Sarayı, Hatipler Sarayı, evler, damga ve silindir mühürler, çeşitli bezeme ve biçimlerde çanak çömlek, kumaş izleri ve boncuklar, altın süs eşyası, tanrı/tanrıça/kız çocuğu betimli kurşun heykelcik, fildişi yapıtlar ve oyun tahtası gibi buluntular ortaya çıkarıldı. Bunlar o dönemin kültür yaşamında Anadolu dışı (Mısır, Suriye, Mezopotamya) etkileri yansıtan buluntulardır. Helenistik ve Roma Dönemlerinden ise birer yapı katı saptanmıştır.

    Kazıları Nimet Özgüç'ün ardından günümüzde Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Aliye Öztan tarafından yürütülmektedir.


    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  2. #2
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Alacahöyük, Çorum iline bağlı Alaca ilçesinin 15 km kuzeybatısındaki Hüyük köyündeki bir höyüktür. Bu höyükte dört ayrı kültür evresinden kalma 14 yerleşim ya da yapı katı saptanmıştır. Alacahöyük’teki ilk kazılar, Osmanlı arkeolog Theodor Makridi tarafından 1907'de yapıldı. Buradaki kazılar 1935'ten sonra Hamit Zübeyr Koşay ve Remzi Oğuz Arık'ın başkanlığında yürütüldü. Bu kazılarda Bakır-Taş Çağından Osmanlı dönemine kadar gelen uzanan dönemlere ait buluntular ele geçti. Alacahöyük’ün birinci kültür evresi olarak adlandırılan üst katlarında, Friglerden başlayarak Roma, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine kadar uzanan kalıntılar ortaya çıkarıldı. İÖ 1200'lerde bir Frig yerleşmesi olan Alacahöyük’te o döneme ati yolların, kaldırım döşemelerinin ve yol boyunca sıralanmış taş temelli evlerin kalıntıları bulundu. İkinci kültür evresine ait daha alttaki yapı katlarında, İÖ 2000-1300 arasındaki Hitit dönemine tarihlenen büyük bir kentin kalıntıları dikkat çekicidir. Bu kent, Hititler'in başkenti Hattuşa'ya çok yakındı. Kentin giriş kapısını, kadın başlı ve aslan gövdeli heykellerin (sfenksler) beklediği görülür. Kalıntıları günümüze kadar ulaşan surlar, surların güneyindeki Sfenksli Kapı, sokaklar, su kanalları, fırınlar, kaldırımlar, yapılar ve tapınak-sarayın kalıntıları bize burada gelişmiş bir kentin varlığını gösterir. Alacahöyük’te üçüncü kültür evresi olarak adlandırılan dönem, İÖ 3000-2000 arasındaki Erken Tunç Çağı'ndan kalma dört yapı katının kalıntılarını içerir. Bu yapı katlarında ortaya çıkarılan 13 kral mezarında, çeşitli madenlerden silahlar, süs ve kullanım eşyası, güneş kursları, geyik ve boğa heykelcikleri bulunmuştur. Bu buluntular bize, o dönemde yörede güçlü bir prensliğin ve çok gelişmiş bir maden işleme sanatının var olduğunu gösterir. Dördüncü kültür evresinin yapı katları ise, İÖ yaklaşık 3500-3000 arasındaki Bakır-Taş (Kalkolitik) ve Erken Tunç çağlarına tarihlenir. O çağlarda buraya yerleşen insanlar, Alacahöyük’teki ilk yerleşmeleri kurmuştur. Bu yerleşmelerin varlığını, taş temeller üzerine kurulmuş kerpiç duvarlı ve saz damlı ev kalıntıları, çeşitli çanak çömlek, özellikle içi boyalı toprak kaplar ve ayaklı meyvelikler göstermektedir. Bu katlarda ortaya çıkarılan silah ve kullanım eşyalarının çoğu taştandır. Alacahöyük’te ele geçen buluntular, Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile 1941'de ziyarete açılan Alacahöyük Müzesi'nde sergilenmektedir. Alacahöyük ve Boğazköy’ü kapsayan alan 1988’de milli park ilan edilmiştir.
    Alaca Hüyük'ün esas adı İmat höyük'tür. Çevreye en yakın bilinen yerleşme Alaca ilçesi olduğu için Alaca adıyla anılır. Atatürk buraya kendi cebinden verdiği 500 Lirayla ilk kazıları başlatmış ve herşeyde olduğu gibi bu girişiminin sonucu dünyada yer yerinden oynamıştır. M.Ö. 3.binin son çeyreğinin başına ait olan son derece önemli buluntular bütün eskiçağ dünyası ile ilgilenenleri büyük ölçüde sarsmıştır.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  3. #3
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Alişar Höyüğü
    Yozgat ilinde bulunan bir höyük. Kapadokya bölgesindedir. Kazılarını Amerikalı arkeologlar gerçekleştirmiştir. MÖ 3000 yıllarından MÖ 2500 yılına kadar, çanak-çömlek gibi araçlar ağırlıklıdır. Bakır ve gümüşten az miktarda süs eşyasına rastlanmıştır. Daha sonraki dönemlerinde ise kerpiçten yapılmış, surla çevrili bir şehir ortaya çıkmıştır. MÖ 2300-2000 yıllarında ise vazolar mükemmel hale gelmiştir.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  4. #4
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Aşıklı Höyük, Anadolu'da Kapadokya bölgesinde bulunan bir höyüktür. Aksaray il merkezinin 25 km doğusunda, Melendiz Çayı yakınındadır.

    1989-2002 yıllarında İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı'nca Prof. Dr. Ufuk Esin başkanlığında yürütülen kazılar sonunda Çatalhöyük'ten en az 1000 yıl daha eskiye tarihlenen bitişken, sık dokulu bir neolitik köy yerleşmesi ortaya çıkartılmıştır. 2006 yılında yine İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalın'ndan Doç. Dr. Mihriban Özbaşaran başkanlığında yeni dönem kazılarına başlanmıştır.

    Eflatunpınar Beyşehir Gölü kıyısında ve Beyşehir, Konya ilçesi sınırları içerisinde, yaklaşık M.Ö.1300 yıllarına tarihlendirilen Geç Hitit kalıntılarının ve özellikle de bir anıtın bulunduğu bir arkeolojik alandır (höyük). Tarihi Eski Yunan filozofu Eflatun'dan (Plato) 1000 yıl öncesine dayanmakla birlikte, halk arasında bu şekilde adlandırılagelmiştir. 19. yüzyıl sonlarında bölgede incelemeler yürüten İngiliz arkeolog F.W. Hasluck'un notlarına göre, yerli halk, bir çeşit evliya kimliğine büründürdüğü Eflatun'un Eflatunpınar Hitit anıtını Konya'yı su baskınlarından korumak amacıyla inşa etmiş olduğu inancını taşımaktadır.

    Eflatunpınar'da ayrıca, 15. yüzyıl da, Otlukbeli Savaşı öncesindeki dönemde, Osmanlı Devleti'ne karşı Karamanoğulları Beyliği'ne yardım eden Akkoyunlu Devleti'nin kuvvetleri ile Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Şehzade Mustafa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri bir savaş cereyan etmiş ve savaştan Osmanlılar galip çıkmıştır.

    Eflatunpınar kalıntıları, Beyşehir Gölü çevresindeki pek çok diğer arkeolojik alan gibi, derinlemesine arkeolojik araştırmaların gerçekleştirilmesini beklemektedir.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  5. #5
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Gordion, Sakarya yakınında ve onun Porsuk ile birleştiği noktanın tam yukarısında bulunan höyük. Bugünkü Polatlı yakınında bulunmaktadır. Höyükte, Gordion adını zikreden kitabeye benzer hiçbir açık delil bulunamamıştır. Buna rağmen bu höyüğün eski Gordion olarak belirtilmesi doğru kabul edilmektedir. Bir rivayete göre ilk Frig Kralı Gordios, krallığa çıkışı sırasında sabanını, boyunduruğuna bir kördüğüm atarak bağlamıştır. Şehrin, Gordion adını, krala izafeten aldığı sanılmaktadır. Fakat o zamana ait Doğu belgelerinde bu kralın adından hiç bahsedilmemektedir.

    Yapılan kazılar Gordion'daki yerleşmenin, Friglerin buraya gelişlerinden önce olduğunu göstermektedir. Frig devri höyüğünün altında eski bronz çağına ait daha küçük bir höyük bulunmaktadır. Eski bronz çağından Frig şehri tabakasına kadar birbiri üstüne gelen ve birbirlerini takib eden bu yerleşmelere ait on sekiz tabaka çıkarılmıştır. Bu tabakalarda Hitit devrinin bütün safhaları temsil edilmektedir.

    Friglerin geliş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Trakya'dan ve Balkan Yarımadasından buraya geldikleri farz edilir. Bu düşünce Friglerin çanak, çömlek stillerinin Makedonyalılarınkine benzemesinden ileri gelmektedir. Frigler M.Ö. 9. yüzyıl ortalarında veya daha önceki yıllarda, buraya gelip yerleşmişlerdi. Muhtemelen burası Orta ve Batı Anadolu'ya sınırları uzanan bir devletin başşehri olmuştur. Krallık, asurlulara yenilmesine rağmen istilaya uğramamış, fakat M.Ö. 7. yüzyılda Kimmerlerin istilasına uğramıştır. Kimmerler, Lidyalılarla savaşmak için buradan geçmişlerdi. Daha sonraki yıllarda Gordion dahil, bütün Anadolu Pers İmparatorluğuna dahil olmuştur. Bu devirde de Gordion, Kral Yolu üzerinde önemli bir yer, pazar şehri, konaklama yeri olarak önemini korumuştur. Şehir. M.Ö. 333'te Pers boyunduruğundan kurtulmuştur. Çeşitli mücadelelerin geçtiği bu bölgede M.Ö. 200 yıllarından sonraya ait olabilecek bir şey bulunamamıştır. Bundan sonra Gordion önemini kaybetmiş ve terk edilmiş gibi bir hale gelmiştir.

    Gordion'un güneydoğusunda yer alan tarihi kapısı, sur içinde yer alan sarayları ve Frig kral ailesi üyeleri ile zenginler ve soylular için yapılmış 80 kadar yığma mezar tepeleri şehrin en önemli özelliklerini yansıtmaktadır.

    Göbeklitepe Höyüğü, 1963'te fark edilen dokuz hektarlık kazı bölgesinin önemi yaklaşık 10 yıl kadar önce tarlasını karasabanla sürerken bulduğu oymalı taşı müzeye götüren Mahmut Kılıç sayesinde anlaşılabilmiştir.

    Şanlıurfa'ya 25 dakikalık bir mesafede yer alan ve bugüne kadar tarih kitaplarında yer alan savları çürüten bir höyüktür. Höyük, Örencik Köyü yakınlarındadır. 1995 yılında ilk kez Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müze Müdürlüğü'nün işbirliğiyle kazı çalışmalarına başlanmıştır. Kazılar Alman Arkeolog Doç. Dr. Klaus Schmidt’in başkanlığında yürütülmekte olup her yıl eylül ve ekim aylarında 10 haftalık bir süreç içinde yapılmaktadır.

    Günümüze kadar yapılan kazılar sonucunda bir Neolitik Çağ yerleşimi olduğu anlaşılmıştır. Tarihi M.Ö 9 bin yıllarına uzanan Neolitik Çağ’dan kalma, tapınma amaçlı törensel alanlara ait mimari kalıntılar, dikili taşlar ve üzerinde kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürlerinin bulunduğu taşlar günyüzüne çıkartılmıştır. Bölgenin önemi ise günyüzüne çıkarılan en büyük tapınma alanını barındırmasıdır.

    Günümüze kadar yapılan kazılarda elde edilen bulgular çerçevesinde uzmanlar neolitik çağ insanının henüz çevresinde yer alan hayvanları evcilleştiremediğini düşünmekle birlikte şu açmazı da görmektedirler; kaya yüzeylerine işlenen hayvan figürleri tapınma törenlerinin parçası mıydı yoksa yaşamlarının içinde henüz keşfedilemeyen bir biçimde mi yer almaktaydı.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  6. #6
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Hashöyük, Kırşehir iline bağlı olup Kırşehir'e 35[1] kilometre uzaklıkta olan aynı isimli köydedir. Köyde 20 ev mevcut olup temel geçim kaynagı tarım ve hayvancılıktır köy hızla dışarıya göç vererek gittikçe küçülmektedir. İleride höyükle aynı kaderi paylaşması muhtemeldir. Hashöyük'te 1931 yılında Türk, İtalyan ve Fransız arkeologlar, arkeolog Louis De Laporte başkanlıgında yaklaşık dört yıl süren ilk kazılar yapılmış[kaynak belirtilmeli] bu kazı daha sonra arkeolog Halit Çamlıbel tarafından 1941'de tekrar devam ettirilmiştir. Bu kazılarda tunç dönemine ait eserler bulunmuştur. 1943 yılındaki kazılarda Tunç Çagına ait 5-6 katman bulunmustur. Delaporte Hashöyük'te bulunan kerpiç ve taş yapılaşma izlerine, astarlı çanak ve çömleklere, boynuzdan yapılmış adak ve mühürlere bakarak buranın tarihini M.Ö 4000 in sonu ile 3000[2] in başına kadar götürmektedir. Bazı araştırmacılar bu bulguların Kalkolitik çağa ait olduğunu iddia etmektedir. Bunun sebebi de bu bölgenin asyadan avrupaya göç yolu üzerinde olmasındandır. Hashöyük den çıkarılan eserler Kırşehir müzesinde sergilenmektedir

    Hocaçeşme, Edirne ili merkezinin güney-güneybatısında, Enez ilçe merkezinin 4 km güneydoğusunda (Hocaçeşme ile ilgili yayınlarda, Enez ilçe merkezinden bazen 3, bazen 5, bazen de 7 km uzakta olduğu yazılmaktadır) bulunan bir höyüktür.

    Keşan-Enez karayolu üzerinde, Yeniköy adlı köyü yaklaşık 2 km geçtikten sonra, yolun güney yanındaki Hocaçeşme veya Çobançeşme adlı çeşmenin hemen kuzeyinde, karayolunun kuzey kenarında yer almaktadır. Höyüğün ismi yanındaki çeşme isminden çıkılarak verilmiştir.

    İlk defa 1984 yılında Enez kazı ekibinden S. Başaran tarafından saptanan höyükte bilimsel kazı ise 1990 yılında başlamış ve dört yıl sürmüştür. Bu kazı Enez kazılarının bir parçası olarak M. Özdoğan'ın bilimsel başkanlığında gerçekleştirilmiştir

    Boyutlarına göre oldukça geniş bir alanda (700 metrekare) yapılan kazılar sonucunda Trakya'nın şimdilik en eski yerleşim yeri olduğu anlaşılan höyükte, yüzeyden ana kayaya kadar 7 tabaka tespit edilmiş, bu tabakalar çanak çömlek özelliklerine, 14C tarihlerine göre 4 evrede toplanmıştır. 1. tabaka : 1. evre 2-4. tabakalar : 2. evre 5-6. tabakalar : 3. evre 7. tabaka : 4. evre olarak tanımlanmıştır.

    Hocaçeşme'nin özellikle 4 ve 3. evreleri Marmara Bölgesi'nden Fikirtepe evresinin sonu, Yarımburgaz'ın 5. tabakası, Çoşkuntepe, belki Kumtepe Ia, Göller Bölgesi'nden Kuruçay 11-13. tabakaları, Hacılar V-I tabakaları ile benzerlikler kurulabilecek özelliklere sahip buluntular vermiştir. Bu evreleri Balkanlar ile karşılaştırıldığında Ön ve Öncü Sesklo, Nea Nikomedia, Frankti I evresi ile benzerlikler kurulabilmektedir [Karul 1994:194]. 2 evre ise Karanovo I-II evreleri ile çağdaştır. Bu alt evrelerde, ilk çiftçi toplulukların, Balkanlar'a Anadolu'dan göç ile geçtiklerinin kanıtları görülmektedir. 4 evrenin olduğu tabakadan alınan 14C örneği GÖ 7.200±180, 3. evreden alınanlar ise GÖ 7.135±270 ve 6.960±65 tarihlerini vermektedir.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  7. #7
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Kültepe, Kayseri'de bulunan ve Kaneş harabelerinin bulunduğu ören yeridir.

    M.Ö. 2000 yılında Anadolu'ya gelen Hitit'lerin kurduğu ilk şehirdir. Kültepe şu anki sınırlar çerçevesinde Kayseri il sınırına dahildir. Kültepe, Kayseri il merkezine 22 km uzaklıktadır. Kültepe Anadolunun en büyük höyüklerinden biridir. Kültepe’nin hemen yanında yer alan Karum’da (Pazarşehir) yapılan kazılarda bu döneme ait çivi yazısı ile çeşitli yazılı tabletler bulunmuş ve bu tabletlerden Asurlu tüccarlarla Hititli yerliler arasındaki ticari ilişkilere ait bilgiler elde edilmiştir. Kültepe, MÖ.4000 yılından Roma Devri sonuna kadar devamlı olarak yerleşme görmüştür.

    Medet `te Tavas ovasının en verimli arazileri üzerinde kurulan Apollonia ; batıda Tabea yolu ile Caria ( Karya ) bölgesine , güneyde Sebastapolis yolu ile Likya bölgesine , Doğuda Tavas yolu ile Frigya bölgesine ulaşımı bulunan bir Karya kenti idi. Apollania adını Helenistik dönemde aldığı , en görkemli dönemini Roma çağında yaşadığı anlaşılmaktadır. Köy camisinin bulunduğu avlu içinde Hadrian dönemine ait Apollon tapınağının temelleri ve yazıtlar vardır. Kentin İ.Ö. 1.yy ve İ.S. 1.yy`lar arasında kendi adına bastırdığı ve sikkeler üzerinde tanrısal motiflerin yer aldığını görmekteyiz.

    Mineyik, Keban, Elazığ'da bulunan bir höyüktür.

    Yakından doğal bir tepeye benzese de, Keban Baraj Gölü'nün karşı kıyılarından bakıldığında doğal bir coğrafi şekil olmadığı belli olan höyüğün, Urartular'dan kaldığı söylenir.

    Herhangi bir kazı çalışması yapılmamış olup, yörede yapılan bazı illegal kazılar sonucunda bulunan antik eserlerden dolayı, höyük içerisinde bir Urartu hükümdarının yattığı ve ona ait değerli eşyaların bulunduğu rivayet edilir.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  8. #8
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Semahöyük, Antalya'ya 115, Elmalı'ya 5 km. uzaklıktadır. Karain ve Beldibi Mağaralarından sonra bölgenin en eski yerleşim merkezidir. 1961 yılından beri bilimsel kazılar yapılmaktadır.

    Sirkeli Höyüğü, eski Misis-Ceyhan karayolu üzerinde yer alan Sirkeli köyünde Ceyhan Nehri kenarında bulunan bir höyüktür. Hemen yanında bir kaya kütlesinin üzerinde Muvattali Kabartması bulunmaktadır.

    Hitit İmparatoru Muvattali, Mısır Firavunu Ramses ile yaptığı ünlü Kadeş Savaşı'na giderken buraya uğramış ve bu olaydan sonra Hititler tarafından bu yerin kutsallığına inanılmıştır. Muvattali kabartması Anadolu'daki en eski Hitit kabartması olması ile de ayrı bir öneme sahiptir.

    Çatalhöyük, Güney Anadolu'da, M.Ö. 7500 yıllarina dayanan, çok geniş bir Cilali Taş ve Bakır devri yerleşimidir. Muhtemelen, bugüne kadar bulunmuş en eski ve en gelişmiş Cilali Taş Devri yerleşim merkezidir. Çatalhöyük, 1958 yılında James Mellaart tarafından keşfedilmiş, ilk kazıları 1961-1963 ve 1965 yıllarında yapılmıştır.

    Çatalhöyük, günümüz Konya Şehri'nin güneybatısında, Hasan Dağ'ın yaklaşık olarak 136 kilometre uzağında, Konya Ovası'na hakim buğdaylik arazide bulunmaktadir.

    Doğu yerleşimini, en son Cilali Taş Devri sirasında ovadan 20 metre yüksekliğe kadar ulaşan bir yerleşim birimi oluşturmaktadır. Ayrıca, batıya doğru da ufak bir yerleşim birimi ve birkaç yüz metre doğuya doğru da bir Bizans yerleşimi bulunmaktadır.

    Tarih öncesi yerleşim birimleri Gümüş Çağı'ndan önce terk edilmiştir. Bir zamanlar iki yerleşim birimi arasında Çarşamba Nehri'nin bir kanalı akmaktadır, ve yerleşim birimleri, ilk tarım zamanlarında elverişli sayılabilecek alüvyonlu toprak üzerine kurulmuştur.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  9. #9
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Ulucak Höyüğü
    Konumu

    Höyük, İzmir kent merkezinin ve Bornova İlçesi'nin doğusunda, Kemalpaşa'nın 7 km batı-kuzeybatısında, Bornova-Turgutlu-Ankara karayolunun 15. km'sinde yer almaktadır. Höyüğün denizden yüksekliği 220.86 metredir. Günümüzde höyüğün batı ve güneyinde Gediz Nehri’nin bir kolu olan Nif Çayı akmaktadır. Ulucak Höyüğü’nün hemen güneyinde Nif Dağı, kuzeyinde Spil Dağı yükselmekte olup höyüğün Ege Denizi’ne geçişi sağlayan Belkahve Geçidi’ne giden yolun üzerinde bulunduğu görülmektedir.

    Araştırma Tarihçesi

    Höyük ilk olarak 1960 yılında İngiliz araştırmacı David French tarafından bulunmuş ve yüzeyinden toplanan malzeme ışığında Neolitik döneme tarihlenebileceği önerilmiştir. 1986 ve 1987 yıllarında Recep Meriç başkanlığındaki bir ekip de höyüğü ziyaret ederek, yüzeyinden malzeme toplayarak değerlendirmişlerdir. Höyükte sistematik kazı çalışmaları 1995 yılında Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya anabilim dalı ve İzmir Arkeoloji Müzesi ortak katılımıyla, Altan Çilingiroğlu başkanlığında başlamıştır. Kazı çalışmaları halen sürmekte olup 1995- 2002 yılı buluntuları bir monografla 2004 yılında yayınlanmıştır (Çilingiroğlu et. al. 2004).

    Höyükteki kültürel dizilim (stratigrafisi)

    Yapılan kazılar sonucunda şimdiye kadar höyükte beş farklı yerleşmenin temsil edildiği tespit edilmiştir. Aşağıda belirlenen kültür tabakaları ve bunların temsil ettiği çağlar belirtilmiştir:

    I. tabaka Geç Roma- Bizans dönemi
    II. tabaka Erken Tunç Çağı
    III. tabaka Orta/ Geç Kalkolitik
    IV. tabaka Geç Neolitik/Erken Kalkolitik
    V. tabaka Geç Neolitik

    Yerleşmede sürdürülen kazı çalışmaları sırasında alınan karbonlaşmış organik kalıntılar üzerinde gerçekleştirilen analizler sonucunda, V. yerleşmenin ortalama olarak M.Ö. 6300-6100 yıllarına; IV. tabaka ise 6000- 5800 yıllarına tarihlendiği ortaya çıkmıştır.

    Buluntular ve Değerlendirmeler

    Geç Roma- Bizans dönemi kalıntıları, höyük yüzeyine yakın oldukları için erozyon ve tarımsal etkinlikler sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuştur. II. Tabaka olarak adlandırılan yerleşmeden ise (Erken Tunç Çağı’ndan) günümüze ulaşmış bazı binaların izlerine rastlanmıştır. Bunların yalnızca taş temel duvarları korunmuştur. Orta/ Geç Kalkolitik tabakaya ait olabilecek mimariye ise çok kısıtlı alanlarda rastlanılmış ve herhangi bir bina planı ortaya çıkmamıştır.

    Höyükte en iyi korunan kültür dolgularının Geç Neolitik/ Erken Kalkolitik çağlarına ait olduğu görülmüştür. IV. yerleşmenin höyük yüzeyinde geniş alanda açığa çıkarılmış olması, sözkonusu yerleşme ile ilgili edinilecek bilgilerimizin artmasına neden olmuştur. IV. yerleşme, taş temelli, dörtgen planlı kerpiç evlerden oluşmaktadır. Günümüzdeki geleneksel mimariye sahip köyler ile karşılaştırılabilecek bir yerleşmedir. Evler genelde tek mekanlı olmakla birlikte, bazı yapılarda bölmelere de rastlanmaktadır. Bazı evlerin önlerinde avlu denebilecek alanlar bulunmaktadır. Bunun yanında yerleşmede sokak olarak adlandırılan açık alanlar da yer almaktadır. Evler genel olarak birbirine bitişiktir ya da aralarında az bir mesafe bulunmaktadır. Yapıların içlerinde dönemin yaşantısı ile bize bilgi sağlayan birçok nesne ele geçmiştir. Bunlar arasında fırınlar, ocaklar, platformlar, tahıl depolama yerleri ile birçok çanak çömlek, taş alet, tezgah ağırlıkları, öğütme aletleri vs. sayılabilir. Tamamen günlük yaşama ışık tutan nesnelerin yanında figürinler, insan biçimli kaplar gibi arkeologlar tarafından daha çok topluluğun yaptığı törenlerle (inançlarla ilgili törenler, evlilik, ergenlik törenleri gibi) ilişkilendirilen nesneler de bulunmuştur. Bu nesnelerin bulunuş konumlarından, birbirleri ile olan ilişkilerinden ve etnografik çalışmalardan yararlanarak yerleşmede nerede hangi işlerin görüldüğünü belirlemek olasıdır. Ulucak’ın IV. yerleşmesi hem iyi korunduğu, hem de geniş alanlarda kazıldığı için bize MÖ 6. bin yılda bir Batı Anadolu yerleşmesinde günlük yaşamın nasıl olduğu gibi konularda olağanüstü bilgi sağlayabilecektir. Öte yandan, arkeolojik buluntulardan yola çıkarak Ulucak IV. yerleşmede yaşayan insan grubunun nasıl bir kültüre sahip olduğu, kültürün kökeni, çevre kültürlerle olan ilişkilerini, değiş-tokuş ağlarını da ortaya çıkarmak olasıdır. Yine bu insanların çevreyi nasıl değerlendirdikleri, hangi hammaddeleri kullandıkları, bunları nereden edindikleri, neler yedikleri, hangi hayvanları avladıkları, tahıllarını nasıl depoladıkları gibi önem taşıyan birçok konu da arkeolojik buluntular, arkeometrik, paleocoğrafya, arkeozooloji ve arkeobotani çalışmaları sayesinde açığa kavuşturulmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Ulucak’ ta MÖ 6000 yılları civarında yaşayan topluluğun tek sıralı buğday ve altı sıralı arpa ektiğini, bunları yerleşmede kazılarda bulunan silolarda saplarından ayıklanmış olarak sakladığını bilmekteyiz (Megaloudi, 2005). Diğer yandan, koyun, keçi, domuz gibi evcil hayvanlara sahip oldukları ve en çok geyik avladıkları da bilinmekte (Trantalidou 2005).

    Ulucak Höyük’ ün bilinen en eski yerleşmesi V. tabaka olarak adlandırılan ve IV. yerleşmeye göre daha dar bir alanda açığa çıkartılan kalıntılardır. Bu tabakayı bir üstekinden (IV.’den) ayıran en önemli özellik kullanılan mimari malzemedir. V. tabakada kerpiç kullanımı görülmemektedir. Bunun yerine ahşap sırıkların belli aralıklarla toprağa saplandığı, aralarına olasılıkla ağaç dallarının örüldüğü ve kalan boşlukların da kil ile kapatıldığı bir mimari uygulama görülmektedir. Evler yine dörtgen şekillidir; ancak duvarlar çok daha incedir. Bu tabakada yapılan kazılarda da evler içinde fırınlar, ocak yerleri, tahıl depolama birimleri, çalışma platformları ile birçok çanak çömlek, taş alet, dokuma ağırlığı, sapan tanesi vs. bulunmuştur. İnsan şekilli figürinler, idoller bu evrede de görülmektedir. V. yerleşmede yapılan kazı çalışmaları devam etmektedir.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

  10. #10
    ziberkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Ağustos.2007
    Yaş
    41
    Mesajlar
    2,464

    Yeşilova Höyüğü İzmir ili Bornova ilçesi sınırları içinde, Karacaoğlan mahallesinde, Manda Çayının güneyinde yer almaktadır. Yerleşim yeri, henüz yapılaşmamış, çoğunlukla, Bornova Ovası’nda çimento fabrikasına sahip bir şirket olan Çimentaş’a ait özel arazilerin bulunduğu ovalık arazide yer almaktadır (382629K-271251D). Yerleşim mevkii bugünkü sahile kuş uçuşu 4 km. mesafededir.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Bornova Belediyesi'nin park ve bahçeler için çektiği toprak içinde Ali Beke Özkan tarafından bazı eserler bulunup müzeye teslim edilmiştir. Eserlerin geldiği yerde yapılan incelemeden sonra Yeşilova Höyüğü keşfedilmiş, arazi üzerindeki çalışmalar durdurulmuş ve olası yayılım alanı sit ilan edilmiştir. 28 Temmuz 2005 tarihinde Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Yar.Doç.Dr. Zafer Derin tarafından kazı çalışmalarına başlanmıştır.

    Kazı ve civarda yapılan sondajlardan yerleşim yerinin; denizden 14 m. yükseklikte yer alan ince alüvyon tepesi üzerine kurulan üçbuçuk metre yüksekliğinde kültür tabakalarına sahip bir höyük olduğu, ancak höyüğün çevresinin ve üstünün zaman içinde alüvyonlarla dolarak örtüldüğü ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yüzeyde çok az miktarda Geç Roma keramiği dışında herhangi bir bulguya rastlanılmamaktadır. Höyüğün kuzey-güney doğrultusundaki yayılımı yaklaşık 200-300 m.lik bir alanı kapsar.

    Kazılar dar bir alanda, ana topraktan itibaren var olan bütün tabakalar saptanmıştır. 2005 yılı çalışmaları sonucunda Yeşilova Höyüğü’ndeki yerleşim 3 kültür katından oluştuğu anlaşılmıştır. Buna göre katlar yüzeyden başlayarak;

    * I. Kat: Geç Roma–Erken Bizans dönemi
    * II. Kat: Kalkolitik Dönem
    * III.Kat: Neolitik Dönem şeklinde sıralanabilir. Katları ve bulguları en erken yerleşimden itibaren incelediğimizde:

    III. Kat : 3 m. yüksekliği ile Yeşilova Höyüğü’nün en uzun süreli ve en kalın kültür katı olup Neolitik döneme aittir. Neolitik kültür höyükte ana toprak üzerinde 8 tabakaya sahiptir. 8 tabakada Ege Bölgesinin tüm Neolitik süreci izlemek mümkündür. Hemen her tabakada sel izlerine ait çamur-kil birikintisi vardır. Neolitik dönem hemen kuzeyinde yer alan Manda deresinin taşkını ile son bulmuştur.

    Yeşilova Höyüğü III. Kültür katının 1-5.tabakaları Ulucak Höyük IV-V. tabakaları ile çağdaşken , Ulucak V. tabakası öncesine ait buluntulara sahip 6-8. tabakalar bölgenin en erken bulgularını vermiştir. Analizler III. 6-8. tabaka malzemelerinin Erken Neolitik erken buluntuları veren Höyücek (EYD), Bademağacı (EN) ve Kuruçay (13) gibi Göller Bölgesi yerleşimleri ile yakın paralellik içinde olduğunu göstermiştir. Bu nedenle söz konusu tabakaların buluntu analizlerine göre şimdilik MÖ. 6500 civarına tarihlenebileceğini söylemek olasıdır. Bu konu karbon 14 ve termolüminesans tarihlemeleri ile aydınlatılacaktır.

    II. Kat, Kalkolitik Döneme aittir. Höyüğün tamamını kapsamayan iki evreli yerleşim tespit edilmiştir. Neolitik tabakaların içine yaklaşık 6 m. çapında 1m. Derinliğinde bir çukur açılmış, çukurun içine iki tabaka olarak Kalkolitik dönemde yerleşilmiştir.

    Tabanlar üzerinde insitu durunda tüm kaplar ve buluntular elde edilmiştir. Ele geçen Kalkolitik keramik genel olarak kaba yapımlıdır. Keramikler profil özellikleri bakımından Kalkolitik Çağ’ın Erken ve Orta dönemleri ile paralellik gösterir.

    I.Kat. Yeşilova höyüğünün uzun bir aradan sonra Geç Roma-Erken Bizans devrine ait I. Katta tekrar yerleşmeye sahne olduğu anlaşılmaktadır. Bu devre ait keramik ve çatı kiremidi parçaları kültür dolgusunun en üst seviyelerinde ele geçmiştir.

    Höyük katları arasında herhangi bir buluntuya rastlanmamasına karşın Höyüğün bir bölümünün yakınında yer alan Tunç çağ yerleşimlerinin mezarlık alanı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Kazı yapılan alanda sağlam durumda ETÇ II dönemine ait bir pitos mezar açığa çıkartılmıştır.

    17. yüzyıldan itibaren antik kaynakları rehber alan batılı araştırmacıların ve gezginlerin bize aktardıkları gibi bu bölgenin zengin su kaynaklarına sahip, zengin bir tarım bölgesi , yoğun bitki örtüsüne sahip meyve bahçeleri ile dolu bir ova olduğu anlaşılmaktadır. Prehistorik dönemde de benzer coğrafyaya sahip olduğu anlaşılan Bornova Ovası, İzmir’in ilk yerleşimcilerine de ev sahipliği yapmıştır. Kazılar sırasında höyüğün 300 m. Kuzeyinde yeni keşfedilen Yassıtepe Höyüğü ile birlikte ovada 5 prehistorik höyüğün yer alması hiçbir kent içinde rastlanılmayacak boyutta yoğun yerleşimin olduğunu ortaya koymaktadır.

    Yeşilova Höyüğü İzmir kenti içindeki Neolitiğin erken dönemlerine kadar giden tarihsel süreci ile en eski yerleşim merkezidir. Ovanın batı uçlarında, İzmir’in Kalkolitik ve Tunç Çağlarından sonraki yerleşimlerinin sırasıyla, Bayraklı ve Kadifekale’de kurulmuş olması Bornova Ovası’nın İzmir’in kültür tarihinin oluşumundaki etkilerini ortaya koymuştur.

    Kazılar İzmir ve çevresindeki ilçelerin kültür tarihlerine bakışın değişmesinde de etkili olmuş, 5 binyıl ile özleştirilen İzmir tarihi en az 3 binyıl daha eskiye gitmiş, ilçeler tarihi geçmişlerine daha duyarlı hale gelmişlerdir.
    Allah'ım, huşu duymaz bir kalpten, dinlenmeyen bir duadan, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden sana sığınırım.
    Linklerde Sorun varsa Lütfen Bildiriniz.(Konu İsmi Veriniz)

Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 Sonuncu
RSS RSS 2.0 XML MAP HTML SiteMap

Giriş