nusretk
Member
İlk Kurşundan Son Zafere: 15 Mayıs 1919’dan 9 Eylül 1922’ye İZMİR
Nusret Karaca / Tarih Araştırmaları ve Derlemeleri
18 Ocak 1919 ile 20 Ocak 1920 tarihleri arasında toplanan Paris Barış Konferansı, I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren antlaşmaların hazırlandığı uluslararası bir platformdu. Konferansta, mağlup devletlerin geleceğini şekillendiren pek çok kritik karar alındı.
Kesin barış antlaşmaları öncesinde, 30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştı. Antlaşmanın 7. maddesi, İtilaf Devletleri’ne güvenliklerini tehlikede gördükleri her noktayı işgal etme hakkı tanıyordu. Bu madde hukuken Yunanistan’ı kapsamamasına rağmen İngilizler, Millî Mücadele sürecindeki işgallerde Yunan ordusunu öne sürmüş ve açıkça desteklemişti.
İşgaller karşısında yurdun çeşitli bölgelerinde direniş hareketleri filizlenmiş, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri kurulmuştur. Hazırlık dönemi ve cephe savaşlarıyla başlayan bu büyük mücadele, 9 Eylül 1922’de Yunan ordusunun İzmir’den çıkarılmasıyla zafere ulaşacaktır.
Tarih: 15 Mayıs 1919... Yer: İZMİR
İzmir’in işgali adım adım yaklaşmaktaydı. Ege adalarındaki Rum nüfusun bölgeye geri dönmesi, Rum çetelerinin faaliyetlerini artırması ve yerli Rumların taşkınlıkları, yaklaşan felaketin habercisi gibiydi.
Yunan kuvvetleri İzmir Limanı’na nakliye gemileriyle getirilmiş; Punta (Alsancak) ve Pasaport karakollarını süratle işgal etmişti. Başta Kramer Oteli olmak üzere kentin önemli binaları ve sokakları gösteri yapan Rum gruplarca doldurulmuştu.
Ve 15 Mayıs 1919 sabahı Yunan askerleri İzmir’e çıktı. O gün Ege’de sıkılan ilk kurşun, Millî Mücadele’nin ve direnişin sembolü haline geldi.
Bir Vatanseverin Kararlılığı: Hasan Tahsin
O gün İzmir’de arkadaşları, "İlk kurşunu biz atmayalım" kararını almıştı. Hatta işgal öncesinde Halit (Moralızade) Bey, borç para verdiği Hasan Tahsin’in üstünü arayıp tabancasını bulunca, ona bu kararı tekrar hatırlatmıştı. Fakat Hasan Tahsin’in vatanperver kararlılığı bu uyarıların ötesindeydi. İşgal başlamadan hemen önce kardeşine, "Ben gelmezsem..." sözleriyle başlayan veda niteliğinde bir mektup bırakmıştı.
Asıl adı Osman Nevres olan Hasan Tahsin, 1888 Selanik doğumludur. Paris Sorbonne Üniversitesi’nde öğrenim görmüştür. İzmir’de yayımlanan Hukuk-u Beşer gazetesinin yazarı ve imtiyaz sahibidir; ayrıca "Hatıra" adlı bir ithalat-ihracat şirketini işletmektedir. Halit Bey'den aldığı borç parayı, silahına el konulma ihtimaline karşı yeni bir tabanca edinmek ya da kız kardeşi Melek Gökmen’e ulaştırmak için kullandığı düşünülmektedir.
O An ve O Kurşun
Rum Teğmen Yani’nin komutasındaki milis güçler yürüyüşe geçmişti. Kemeraltı girişinin yakınlarında, Askeri Kıraathane’nin önünde Hasan Tahsin bekliyordu.
Aniden tek bir silah sesi duyuldu. Teğmen Yani, elinde taşıdığı bayrakla birlikte atından aşağı yuvarlandı. Yarbay Stavrini’nin "Yere yat!" komutunun ardından Valilik önündeki parkta mevzilenen Yunan birlikleri makineli tüfeklerle ateş açtı. Hasan Tahsin’in cansız bedeni, kıraathanenin yaklaşık 150 metre ilerisinde bulundu.
Yunan birlikleri daha sonra Sarı Kışla'ya yöneldi. "Zito (Yaşa) Venizelos!" nümayişleri arasında Miralay Fethi Bey de süngü darbelerine hedef oldu ve kaldırıldığı Millet Hastanesi’nde şehit düştü.
İşgalden Kurtuluşa: "Hiçbir Şey Kolay Olmadı!"
İlk kurşunla başlayan direniş, üç yıl sürecek zorlu bir Ulusal Kurtuluş Savaşı'na dönüştü. Batı Cephesi’nde sona yaklaşılırken Dumlupınar’da düşman hatları tek tek çökertildi.
30 Ağustos 1922’de zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ardından, 1 Eylül günü Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarihe geçen o emrini verdi:
"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!"
Türk ordusu; İsmet, Fevzi ve Nurettin Paşaların komutasında geri çekilen düşmanı hızla takibe başladı. 2 Eylül günü Yunan Ordusu Başkomutanı General Trikopis ve çok sayıda Yunan askeri esir alındı. Yunan ordusu geri çekilirken şehirleri, kasabaları ve köyleri ateşe veriyordu.
Türk birlikleri Eskişehir, Nazilli, Simav, Salihli, Balıkesir ve Manisa’nın ardından 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girdi. Böylece kentin üzerindeki karanlık işgal dönemi resmen sona erdi. 18 Eylül 1922 tarihinde ise Batı Anadolu, Yunan askerlerinden tamamen temizlenmiş oldu.
Diplomatik Zafer ve Sonuç
Bu büyük zaferle Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın askeri safhası tamamlandı ve diplomatik süreç öne çıktı. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması ile:
İngiltere, Türklerin başarısını kabul etmek zorunda kaldı ve TBMM’yi resmi olarak tanıdı.
İngiltere Hükümeti’nde Lloyd George istifa etti ve hükümet değişikliğine gidildi.
İtilaf Devletleri, kalıcı barış antlaşması (Lozan) için Türk devletini masaya davet etti.
"Bu zafer, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir ifadesidir."
— M. Kemal Atatürk (Nutuk, s. 463-464)
Gazi ve şehitlerimizi minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz.
Kaynaklar:
Eğitim Enstitüsü Ders Notları
Dönemin Gazete ve Dergi Arşivleri
Nurdoğan Taçalan, Ege’de Kurtuluş Savaşı
Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi
Toktamış Ateş, Türk Devrim Tarihi
K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi
Nusret Karaca / Tarih Araştırmaları ve Derlemeleri
18 Ocak 1919 ile 20 Ocak 1920 tarihleri arasında toplanan Paris Barış Konferansı, I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren antlaşmaların hazırlandığı uluslararası bir platformdu. Konferansta, mağlup devletlerin geleceğini şekillendiren pek çok kritik karar alındı.
Kesin barış antlaşmaları öncesinde, 30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştı. Antlaşmanın 7. maddesi, İtilaf Devletleri’ne güvenliklerini tehlikede gördükleri her noktayı işgal etme hakkı tanıyordu. Bu madde hukuken Yunanistan’ı kapsamamasına rağmen İngilizler, Millî Mücadele sürecindeki işgallerde Yunan ordusunu öne sürmüş ve açıkça desteklemişti.
İşgaller karşısında yurdun çeşitli bölgelerinde direniş hareketleri filizlenmiş, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri kurulmuştur. Hazırlık dönemi ve cephe savaşlarıyla başlayan bu büyük mücadele, 9 Eylül 1922’de Yunan ordusunun İzmir’den çıkarılmasıyla zafere ulaşacaktır.
Tarih: 15 Mayıs 1919... Yer: İZMİR
İzmir’in işgali adım adım yaklaşmaktaydı. Ege adalarındaki Rum nüfusun bölgeye geri dönmesi, Rum çetelerinin faaliyetlerini artırması ve yerli Rumların taşkınlıkları, yaklaşan felaketin habercisi gibiydi.
Yunan kuvvetleri İzmir Limanı’na nakliye gemileriyle getirilmiş; Punta (Alsancak) ve Pasaport karakollarını süratle işgal etmişti. Başta Kramer Oteli olmak üzere kentin önemli binaları ve sokakları gösteri yapan Rum gruplarca doldurulmuştu.
Ve 15 Mayıs 1919 sabahı Yunan askerleri İzmir’e çıktı. O gün Ege’de sıkılan ilk kurşun, Millî Mücadele’nin ve direnişin sembolü haline geldi.
Bir Vatanseverin Kararlılığı: Hasan Tahsin
O gün İzmir’de arkadaşları, "İlk kurşunu biz atmayalım" kararını almıştı. Hatta işgal öncesinde Halit (Moralızade) Bey, borç para verdiği Hasan Tahsin’in üstünü arayıp tabancasını bulunca, ona bu kararı tekrar hatırlatmıştı. Fakat Hasan Tahsin’in vatanperver kararlılığı bu uyarıların ötesindeydi. İşgal başlamadan hemen önce kardeşine, "Ben gelmezsem..." sözleriyle başlayan veda niteliğinde bir mektup bırakmıştı.
Asıl adı Osman Nevres olan Hasan Tahsin, 1888 Selanik doğumludur. Paris Sorbonne Üniversitesi’nde öğrenim görmüştür. İzmir’de yayımlanan Hukuk-u Beşer gazetesinin yazarı ve imtiyaz sahibidir; ayrıca "Hatıra" adlı bir ithalat-ihracat şirketini işletmektedir. Halit Bey'den aldığı borç parayı, silahına el konulma ihtimaline karşı yeni bir tabanca edinmek ya da kız kardeşi Melek Gökmen’e ulaştırmak için kullandığı düşünülmektedir.
O An ve O Kurşun
Rum Teğmen Yani’nin komutasındaki milis güçler yürüyüşe geçmişti. Kemeraltı girişinin yakınlarında, Askeri Kıraathane’nin önünde Hasan Tahsin bekliyordu.
Aniden tek bir silah sesi duyuldu. Teğmen Yani, elinde taşıdığı bayrakla birlikte atından aşağı yuvarlandı. Yarbay Stavrini’nin "Yere yat!" komutunun ardından Valilik önündeki parkta mevzilenen Yunan birlikleri makineli tüfeklerle ateş açtı. Hasan Tahsin’in cansız bedeni, kıraathanenin yaklaşık 150 metre ilerisinde bulundu.
Yunan birlikleri daha sonra Sarı Kışla'ya yöneldi. "Zito (Yaşa) Venizelos!" nümayişleri arasında Miralay Fethi Bey de süngü darbelerine hedef oldu ve kaldırıldığı Millet Hastanesi’nde şehit düştü.
İşgalden Kurtuluşa: "Hiçbir Şey Kolay Olmadı!"
İlk kurşunla başlayan direniş, üç yıl sürecek zorlu bir Ulusal Kurtuluş Savaşı'na dönüştü. Batı Cephesi’nde sona yaklaşılırken Dumlupınar’da düşman hatları tek tek çökertildi.
30 Ağustos 1922’de zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin ardından, 1 Eylül günü Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarihe geçen o emrini verdi:
"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!"
Türk ordusu; İsmet, Fevzi ve Nurettin Paşaların komutasında geri çekilen düşmanı hızla takibe başladı. 2 Eylül günü Yunan Ordusu Başkomutanı General Trikopis ve çok sayıda Yunan askeri esir alındı. Yunan ordusu geri çekilirken şehirleri, kasabaları ve köyleri ateşe veriyordu.
Türk birlikleri Eskişehir, Nazilli, Simav, Salihli, Balıkesir ve Manisa’nın ardından 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girdi. Böylece kentin üzerindeki karanlık işgal dönemi resmen sona erdi. 18 Eylül 1922 tarihinde ise Batı Anadolu, Yunan askerlerinden tamamen temizlenmiş oldu.
Diplomatik Zafer ve Sonuç
Bu büyük zaferle Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın askeri safhası tamamlandı ve diplomatik süreç öne çıktı. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması ile:
İngiltere, Türklerin başarısını kabul etmek zorunda kaldı ve TBMM’yi resmi olarak tanıdı.
İngiltere Hükümeti’nde Lloyd George istifa etti ve hükümet değişikliğine gidildi.
İtilaf Devletleri, kalıcı barış antlaşması (Lozan) için Türk devletini masaya davet etti.
"Bu zafer, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz bir ifadesidir."
— M. Kemal Atatürk (Nutuk, s. 463-464)
Gazi ve şehitlerimizi minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz.
Kaynaklar:
Eğitim Enstitüsü Ders Notları
Dönemin Gazete ve Dergi Arşivleri
Nurdoğan Taçalan, Ege’de Kurtuluş Savaşı
Enver Ziya Karal, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi
Toktamış Ateş, Türk Devrim Tarihi
K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi